Kitap

Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar

Bazı kitaplar vardır ki yüzyıllar önce yazılmış olmasına rağmen okunmayı hak eder. Bu yazımızda da mutlaka okunması gereken kitaplar hakkında sizlere bilgi vererek, bu şaheserlerden istifade etmeden önce haklarında detaylı bilgi edinmenizi sağlayacağız.

Yaşadığınız hayatın kötümser taraflarını kısa bir süre de olsa unutur ve kendinizi iyi hissedersiniz. Bunun yanı sıra kitaplar, kariyer hayatınızda, akademik hayatınızda ve sosyal hayatınızda daha başarılı olmanın yolları gibi hayatınızın seyrini değiştirecek yöntemler de sunar. Ne demiş O.VV.Holmes, “Okunan bir kitap insan zekasını daha fazla genişletir. Onun için bir daha eski haline gelmek imkansızdır.” 

Konu İçeriği

Mutlaka Okunması Gereken Kitap Listesi 

Kitap okumak, insan hayatını disipline eden bir özelliğe sahiptir. Kitaplardaki karakterlerin yaşantılarından ders alır ve kendi hayatınızda nerede ne yapması gerektiğini bilen ve hayatın getirdiği zorlukların üstesinden kolaylıkla gelen bir birey haline gelirsiniz. İşte büyüleyici dünyasında kaybolacağınız kitap önerileri

  1. Şeker Portakalı – José Mauro De Vasconcelos
  2. Fahrenheit 451 – Ray Bradbury
  3. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu – Stefan Zweig
  4. Simyacı – Paulo Coelho
  5. Satranç – Stefan Zweig
  6. Suç ve Ceza – Dostoyevski
  7. Otomatik Portakal – Anthony Burgess
  8. Martin Eden – Jack London
  9. Fareler ve İnsanlar – John Steinbeck
  10. 1984 – George Orwell
  11. Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali
  12. Uçurtma Avcısı – Halit Hüseyni
  13. Bülbülü Öldürmek – Harper Lee
  14. Tutunamayanlar – Oğuz Atay
  15. Aylak Adam – Yusuf Atılgan
  16. Nietzsche Ağladığında – Irvin D. Yalom
  17. Küçük Prens – Antoine de Saint-Exupéry
  18. Milena’ya Mektuplar – Franz Kafka
  19. Sol Ayağım – Christy Brown
  20. Kavgam – Adolf Hitler
  21. Bir Ömür Nasıl Yaşanır? – İlber Ortaylı
  22. Yabancı – Albert Camus
  23. Başka Sesler Başka Odalar – Truman Capote
  24. Romeo ve Juliet – William Shakespeare
  25. Sefiller – Victor Hugo
  26. İki Şehrin Hikayesi – Charles Dickens
  27. Savaş ve Barış – Lev Nikolayeviç Tolstoy
  28. Aşk ve Gurur – Jane Austen
  29. Yolda – Jack Kerouac
  30. Yüzyıllık Yalnızlık – Gabriel Garcia Marquez
  31. Veba – Albert Camus
  32. Cevdet Bey ve Oğulları – Orhan Pamuk
  33. Görülmeyen Adam – Ralp Ellison
  34. Cesur Yeni Dünya – Aldous Huxley
  35. Don Kişot – Miguel de Cervantes Saavedra
  36. Hamlet – William Shakespeare
  37. Kırmızı ve Siyah – Henri Beyle Stendhal
  38. Mutlu Prens – Oscar Wilde
  39. Yeraltından Notlar – Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
  40. Denemeler – Michel de Montaigne

1- Şeker Portakalı – José Mauro De Vasconcelos

Şeker portakalı

Brezilyalı yazar José Mauro De Vasconcelos tarafından kaleme alınan Şeker Portakalı, yalın anlatımı ve sarsıcı hikayesiyle okuyucuları duygulandıran bir kitap. Küçük bir çocuk olan Zeze’nin çarpıcı hikayesini anlatan bu kitap, çocukluğunuza dönmenizi sağlayacak ve yaralarınızı anlayacak bir kitap. Okurken dikkat! Gözyaşlarınıza hakim olamayabilirsiniz…

Şeker Portakalı Kitap Özeti:

“Yoksul bir ailenin oğlu olan Zeze, yaramazlıkları ile tüm mahalleye yaka silktiren bir çocuktur ve herkes onu “şeytanın vaftiz oğlu” olduğunu söyler. Zeze, yaramaz olmasının yanında hayal gücü geniş, okumayı tek başına sökecek kadar akıllı ve öğretmenini mutlu etmek için her gün ona bir çiçek götürecek kadar duygulu bir çocuktur. Çok küçük yaşta okula başlayan Zeze, okulda uslu ve çalışkan bir öğrenci olur; sokakta ise yaramazlıklarını sürdürür. Yalnızca ablası ve öğretmeni onun yaramazlıklarına anlayışla yaklaşır.

Ailesi yeni bir mahalleye taşınmak zorunda kalınca mutsuz olan Zeze, yeni evlerinin bahçesindeki bir şeker portakalı fidanını arkadaş edinir. Minguinho adını verdiği (keyifli olduğu günler Xururuca dediği) şeker portakalı fidanı ile konuşmaktadır. Zeze, fidana gün boyu yaptıklarını ve hayallerini anlatır.

Yılbaşı yaklaştığında Zeze, hediye beklentisi içinde pabuçlarını kapının önüne koyar ama işsiz ve çok yoksul bir adam olan babasının ona hediye alacak gücü yoktur. Bu yaptığının babasını nasıl üzdüğünü fark ettiğinde çok pişman olur. Babasına bir hediye alıp yaptığını telafi etmek için ayakkabı boyamak üzere yollara düşer ve filtreli sigara almak için yeterli para kazanıp babasına hediye vermeyi başarır.

Zeze’nin yaramazlıklarından birisi, kasabanın en havalı arabasının arkasına asılmaktır. İlk denemesinde başarısız olur ve arabanın sahibi Portekizli Manuel Valaderes’ten dayak yer. Bundan sonra Portekizli’den saklanacaktır ama bir gün yaramazlıkları sonucu yaralandığı için okula topallayarak gittiğini gören Portekizli onu arabasına alıp eczaneye götürür; ardından limonata ve pasta ısmarlar. Zeze ile Portekizli arasında böylece bir dostluk gelişir ve sürekli birlikte vakit geçirirler. Zeze, onu babası gibi görür.

Zeze, sokak şarkıcısı Bay Arivaldo ile tanışınca onun yanında sokaklarda şarkı söylemeye başlar. Babası, şarkı sözlerinin müstehcen olduğunu düşündüğü için onun Bay Arivaldo ile görüşmesini yasaklar. Zeze, bir gün babası için şarkı söylemeye karar verip Bay Arivaldo’dan öğrendiği bir şarkıyı söyleyince babası onu kemerle döver. Zeze, bu dayaktan sonra artık babasının değil Portekizli’nin oğlu olmak istediğini söyler.

Yaramazlıklarından ötürü sürekli ailesinden dayak yiyen Zeze, bir gün babası ve ablası tarafından çok ağır bir şekilde dövülür, evden çıkamaz hale gelir. Zeze o süreçte ölmeyi isteyecek kadar acı çekmiştir. İyileşip Portekizli ile buluştuğunda bu düşüncesini ona açar ama Portekizli onu bu düşünceden vazgeçirir.

Zeze bir gün okuldayken Portekizli’nin kaza yaptığı haberini alır ve kendini sokağa atar. Bu kaza haberi, Zeze’nin bütün yaşam sevincini yok eder. Portekizli ölmüştür. Bu arada bahçedeki şeker portakalı fidanının yol yapım çalışması nedeniyle kesileceği söylentisi çıkar. Zeze, üst üste gelen bu acılara dayanamaz, hasta olur. Kasabalılar bir türlü iyileşemeyen Zeze’yi ziyarete gelirler. Fakat o yalnızca şeker portakalı fidanı ile konuşur. Zamanla Zeze iyileşir, babası iş bulur ancak Zeze’nin çocukluğu ölmüştür; kalbi hiç iyileşmez.” Kaynak: Wikipedia

2- Fahrenheit 451 – Ray Bradbury

Fahrenheit 451

Ray Bradbury adlı yazar tarafından kaleme alınan Fahrenheit 451, yeni nesil toplumların baskıcı tutumunu ele alan bir bilimkurgu romanıdır. Okurken elinizden bırakmak istemeyeceğiniz Fahrenheit 451, yirminci yüzyılın başyapıtları arasındadır.

Fahrenheit 451 Kitap Özeti:

“Guy Montag işini seven bir itfaiyecidir. Televizyonun ve teknolojinin hüküm sürdüğü karanlık bir dünyada okuma eylemi yok olmak üzeredir, zira itfaiyeciler yangın söndürmek yerine ortalığı ateşe vermektedir. Montag’ın işi ise yasadışı üretimlerin en tehlikelisi olan kitapları yakmaktır. Montag yaptığı iş üzerine tek bir gün dahi düşünmemiştir ve tüm zamanını televizyonlarla kaplı odalarda zaman öldüren eşi Mildred’le beraber geçirmektedir. Ancak yeni komşusu Clarisse’le tanışmasıyla tüm hayatı değişecektir. Kitapların değerini kavramaya başlayan Montag artık tüm bildiklerini sorgulayacaktır.

“İnsanların, uğruna canlarını feda etmeyi göze aldığı bu kitapların içinde ne var? Gerçeklerin farkına vardıktan sonra bu karanlık toplumda artık yaşanabilir mi?” Kaynak: Wikipedia

3- Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu – Stefan Zweig 

Bilinmeyen bir kadının mektubu

Tüm dünyada tanınan Avusturyalı yazar Stefan Zweig tarafından kaleme alınan Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, bir kadının çocukluğundan beri aşık olduğu adama yazdığı mektubu anlatıyor. Aşkı en etkileyici şekilde ele alan bu kitabı okurken kalbinizde fiziksel bir acı hissedebilirsiniz…

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu Kitap konusu:

Öykü, roman yazarı R. olarak anılan yazarın tatilden döndükten sonra, aldığı imzasız mektubu okumasıyla başlıyor. Mektup yazarın hiç tanımadığı bir kadından gelmiştir ve “Sana, beni hiç tanımamış olan sana,” diye başlar. Kadın küçükken Viyana’da yazarla aynı apartmanda yaşamış, daha sonra annesiyle birlikte Innsbruck’a taşındığı zaman bile bu adama karşı tutkusu hiç eksilmemiş ve 18 yaşına geldiği zaman tekrar Viyana’ya dönmüştür. Yazarla yeniden görüşmeye çalışan kadın üç gecelik beraberliğin ardından unutulmuş olarak hayatına devam eder. Yolları birkaç kez daha kesişse de bu kısa beraberliklerinde ona yıllardır aşık olduğu gerçeğini söylemez. Söylerse yazarın onu tamamen anlamayacağını ve hayatındaki basit kadınlardan farksız kalacağını düşünür. Aynı sebepten dolayı çocuğun varlığından da bahsetmez. Çocuğuyla birlikte zor günler geçirse de, sevdiği adamın gözünde onu faydalanmak isteyen bir kadın olmak istemediği için, asla onunla iletişim kurmaz. Hayatını sağlamak için zengin erkeklerle çıkmaya başlasa da hiç biriyle evlenmez. Defalarca kendisini hatırlatmaya çalışsa da yazar onu tanımaz. İspanyol gribi yüzünden çocuğunu kaybettikten sonra kendisinin de öleceğini hissettiğini belirttiği mektubu yazıp gönderir. Eser yazarın kadını hatırlamaya gayret etmesi ve hatırladığı parçaları birleştirmeye çalışması ile son bulur. Kaynak: Wikipedia

? İlginizi Çekebilir: Stefan Zweig Kimdir, Stefan Zweig Kitapları [✅ Satranç Kitabı Özeti] (tıklayın)

4- Simyacı – Paulo Coelho

Simyacı

Eski şarkı sözü yazarı olan Paulo Coelho tarafından kaleme alınan Simyacı, tüm dünyayı sarsan nitelikte bir yapıttır. Yayınlandığı yıldan bu yana büyük ilgi gören Simyacı, felsefi anlamda büyük bir farkındalık kazanmanızı sağlayacak.

Simyacı Kitap Özeti:

Romanın kahramanı Santiago’nun anne ve babası rahip olması için onu papaz okuluna göndermiştir. Santiago, okuldan arta kalan zamanlarında babasına ait koyun sürüsünü otlatmaya götürür, bu sayede dağ, taş, tepe demeden Endülüs’ü gezerdi. On altı yaşına geldiğinde rahip olmak istemediğini, okuldan ayrılmayı ve gezginci olmak istediğini babasına söyler. Bunun üzerine babası da, oğluna içinde üç adet altın İspanyol parası olan bir kese vererek oğluna “git, kendine bir sürü al ve en iyi şatonun bizim şatomuz ve en güzel kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş” der ve oğlunu kutsar.

Santiago’nun sırtında bir heybesi ve içinde de yatarken yastık olarak başının altına koyduğu bir kitabı ve yamçası vardı. Önce, babasının vermiş olduğu parayla bir koyun sürüsü alır ve yaşamının büyük düşünü gerçekleştirmeye başlar; artık geziyordur. Bazen “Papaz okuluna Tanrı’yı aramak için nasıl gidebilirdim? ” diye düşünüp bunun kendisini sıktığını düşleyip tekrar kendi yazıgısı doğrultusunda bir başka yolculuğa çıkıyordu. Ancak dünya çok büyüktü, sonu gelmiyordu. Kısa bir süre de olsa koyunlarının kendisine yol göstermesine izin verse de sonunda bir yığın ilginç şeyler keşfederek tekrar onların peşinde sürüklenmekteydi. Her gün yeni bir yere gittikleri otlaklar değiştiği halde bazen mevsimlerin bile birbirine benzemediğini dahi anlamıyorlardı. Koyunların yiyecek ve sudan başka bir kaygıları yoktu. Dağ, taş, köy kasaba geçip akşam hava karardığında koyunları kurtlara karşı emniyete alacak müsait bir yer bulduklarında yatıyor ve sabah hava aydınlanınca da tekrar aynı şekilde gezmeye başlıyordu.

Ancak akşam yattığında uykusunda gördüğü rüyaların da etkisinde kalarak; gördüğü bir düşün gerçekleşme olasılığının yaşamını ilginçleştireceğini düşünüyor ve o şekilde hareket ediyordu. Romanın ana konusunu teşkil eden Mısır Piramitleri’ne gitmesi ve orada hazine bulacağı ona rüyasında söylenmişti. Romanın kahramanı, rüyasını gerçekleştirmek için önce bir falcı kadına rüyasını anlatır. Falcı kadın, kendisine tatmin edici bir cevap veremez, ancak bulacağı hazinenin onda birini kendisine vermesini ister. Bunun üzerine bir daha düşlere inanmamaya karar vererek oradan ayrılır ve yine koyunlarıyla dolaşmaya devam eder. Ancak daha sonra geldiği kasabada karşılaştığı ve kendisini Salem kralı olarak tanıtan yaşlı adamla konuşur, kendi amaçlarını anlatır. Yaşlı adam, hayatın gizemleri hakkındaki bilgiye karşılık Santiago’dan sürüsünün onda birini vermesini ister. Sarayına davet eder ve çobanı bir teste tabi tutar. Bir yemek kaşığının içine sıvı yağ koyarak kaşığı ağzında tutarak sarayını gezmesini ister. Bu testin amacı, “mutluluğun gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan” der. Çoban, mesajı almıştır. Yaşlı adam, Santiago’ya biri beyaz diğeri siyah olmak üzere iki adet gizemli taş verir ve siyah olanı “evet”, beyaz olanı “hayır” anlamını taşıyan bu taşları “zora düştüğün zamanlarda kullanırsın ancak kendi kararını kendin vermeye çalış” der.

Santiago, falcı kadından ve yaşlı adamdan aldığı işaretlerden sonra Mısır’a gitmek için önce koyun sürüsünü satar ve parasını cebine koyarak yola çıkar. Afrika’nın bir liman şehri olan Tanca’da kendisinin turizm danışmanı olduğunu söyleyen bir Arap çocuğu ile tanışır, Mısıra gidebilmek için sahranın geçilmesinin gerektiği bunun içinde deve almak üzere Arap çocuk ile beraber pazara giderler. Fakat Arap paralarla birlikte kaçarak Santiago’yu bu şehirde parasız pulsuz bırakır. Bunun üzerine Santiago para kazanmak için bir billuriyeci dükkanında çalışmaya başlar. Billuriyeci ile ilişkilerini geliştirdikçe ikisinin de hayallerinin benzer olduğunu fark eder. Ancak billuriyecinin yıllardır kutsal yolculuğa (hacca) gidişini gerçekleştiremediğini öğrenir ve hayallerine ulaşmak için daha değişik yöntemlerle para kazanmalarının gerektiğini anlatır. 6 ay kadar burada çalıştıktan sonra Santiago yeterli parayı kazanarak tekrar yola koyulur. Yolda bir İngiliz’le karşılaşır. İngiliz de aslında simyacıyı aramak için çölü geçmek istemektedir. Birlikte bir deve kervanıyla çölü geçmek üzere yola çıkarlar.

Santiago, çölden de daha birçok şey öğrenebileceğini düşünerek dikkatli gözlemler yapmaktadır. Fakat İngiliz arkadaşı ise elindeki kitapları okumakla meşguldür. Yolda karşılaştıkları güçlüklerde kendi kişisel menkıbelerini aramak üzere yola çıktıklarını söylüyorlardı. Kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimse, “her şey bir ve tek şeydir” sonucuna varır ve neye ihtiyacı varsa onu elde edebileceğini bilirdi. Simyacı, evrendeki sonsuz yolculuğunda en büyük sorunun her şeyin bir ve tek olduğunu anlamak ve bu biricik şeyin kendi gerçek görevini yerine getirmesiyle her şeyin mümkün olacağını bilirdi.

Santiago, yüreğinin söylediklerini dikkatle dinleyerek çölde ilerlemesine devam etti. Karşılaştıkları güçlükler karşısında hep kendi kişisel menkıbesine güvendi ve sonunda kumullar tepesine ulaştı. Piramitler, bütün görkemiyle karşısında yükseliyordu. Dizüstü düşüp ağladı ve kişisel menkıbesine ulaşırken rastladığı insanlar için Tanrı’ya şükretti. Hazineye ulaşmak için kumulu bütün gece boyunca kazdı. Sabah gün doğarken doğruldu ve piramitlere baktı. “Gerçekte kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir” diye düşündü. Piramitlerin de ona gülümsediğini hissederek yüreği neşeyle dolu olarak o da piramitlere gülümsedi. Sonunda hazinesini bulmuştu.

Sonuç olarak; romanın kahramanı Santiago babasının verdiği parayla aldığı koyun sürüsü ile birlikte geceyi geçirdiği eski, yıkık bir kilise bahçesindeki incir ağacı altındadır. Sabah uyandığında gerçekten bulunduğu yeri kazmış ve içi mücevher dolu bir sandık bularak rüyasında gördüğü ve Mısır’a piramitlere kadar gidip bulmayı arzuladığı hazineye kavuşmuştur. Kaynak: Wikipedia

İlginizi Çekebilir: Mutlaka Okunması Gereken En iyi 5 Felsefe Kitabı [✅ÖNERİLER]

5- Satranç – Stefan Zweig 

Satranç

Satranç, Avusturyalı yazar Stefan Zweig’in sürgün döneminde yazdığı bir kitaptır. Hitler’in yönetiminden kaçan Zweig’in intiharının öncesinde yazılmış bir intihar mektubudur da denilebilir.

Satranç Kitap Konusu:

Hikâye New York’tan Buenos Aires’e yolculuk yapan bir deniz vapurunda yaşanır. Bir grup yolcu gemideki kurgusal satranç şampiyonu Mirko Czentovic’i partiye davet eder. İlk partiyi beklendiği gibi rahatlıkla şampiyon kazanır. Yine kaybedilmekte olan rövanş partisinin ortasında, oyuna Dr. B. adında bir başka yolcu daha katılır ve bir beraberlik kurtarır. Bunun üzerine yolcular tarafından Czentovic ile Dr. B arasında bir müsabaka organize edilir. Müsabaka başlamadan Dr. B. kitapta hikâyeyi anlatana satrancı nasıl öğrendiğini bildirir. Gestapo tarafından bir otel odasında aylarca hücre hapsine kapatılmışken, bir sorgulama öncesi bekletildiği odanın duvarında asılan montun cebindeki satranç kitabını çalmayı başarmıştır. Kitaptaki kaydedilmiş oyunları satranç tahtası olmadan kendi kafasında oynamaya başlar. Satranç hücrede sıkıntıdan çıldırmak üzere olan Dr. B’nin hayatını kurtarmıştır. Ancak zamanla ölü nokta dediği kitaptaki bütün oyunları ezbere öğrendikten sonra, kitabı çalmadan önce hücredeki sıkıntıdan yıprandığı konumuna tekrar düşer. Bunun üzerine kafasında yeni partiler icat eder ve şizofrenik tarzda partileri sinir krizi geçirene dek kendi kendine karşı oynamaya başlar. Sonunda hapisten salıverilmiştir. Gemide satranç şampiyonuna karşı ilk müsabaka Czentovic’in yenilgisi ile biter. Dr. B zihninde kendiyle yaptığı binlerce oyunun verdiği yetkinlik sayesinde Czentovic’in oynayacağı oyunları önceden hesaplayabilmekte ve çok hızlı bir şekilde hamle yapmaktadır. İkinci müsabaka sırasında Czentovic, karşısındakinin zamanla huzursuzlaştığını fark edince özenle yavaş oynamaya başlar ve Dr. B yine kriz geçirince parti yarıda kalır. Kaynak: Wikipedia

İlginizi Çekebilir: Kitap Okumanın Faydaları: Mutlaka Okunması Gereken 40 Kitap Önerisi (tıklayın)

6- Suç ve Ceza – Dostoyevski 

Suç ve ceza

Tüm dünyada adını duyuran Rus yazar Dostoyevski tarafından kaleme alınan Suç ve Ceza, Sibirya sürgününden döndüğünde yazdığı bir romandır. Rodion Romanoviç Raskolnikov adındaki gencin işlediği iki cinayetin ardından hissettiklerini konu alan etkileyici bir eserdir. Özellikle cinayet ve intihar sahnelerinde nefesinizi tutarak okuyacaksınız.

Suç ve Ceza Kitap Konusu:

Eski bir hukuk öğrencisi olan Rodion Romanoviç Raskolnikov, Saint Petersburg’daki küçük, kiralık bir odada aşırı yoksulluk içinde yaşamaktadır. Kendini destekleyecek tüm girişimlerden vazgeçmiştir ve yaşlı bir tefeci olan Alyona İvanovna’yı soymak ve öldürmek için bir plan tasarlar. Plânı tasarlarken ailesinin küçük servetini israf eden sarhoş Semen Zaharoviç Marmeladov ile tanışır. Marmeladov, ona ailesini geçindirmek için fahişe olmayı seçmiş olan genç kızı Sonya’yı anlatır. Raskolnikov, annesinden Saint Petersburg’a ziyarette bulunacaklarından bahseden bir mektup alır ve mektupta ayrıca Raskolnikov’un kız kardeşi Dunya’nın mürebbiye olarak çalıştığı yerde kötü niyetli patronuyla olan sorunları de ele alınmıştır. Savunmasız durumundan kaçmak ve kardeşine yardım etme umuduyla Dunya zengin bir taliple evlenmeyi seçer. Raskolnikov, kız kardeşinin bu fedakârlığına içten içe öfkelenir ve bunu, Sonya’nın yapmak zorunda kaldığı şeyle aynı görür.

Üzerine çok fazla kafa yorduktan sonra Raskolnikov, Alyona İvanovna’nın dairesine gidip onu baltayla öldürür. Ayrıca suç mahalinde tesadüfen bulunan Alyona’nın üvey kız kardeşi Lizaveta’yı da öldürür. Yaptıklarından sarsılmış bir hâlde olan Raskolnikov, bir avuç dolusu eşyayla küçük bir para çantası çalar ve aramadığından tefecinin yüklü miktardaki parasına dokunmaz. Raskolnikov ardından kaçar ve bir dizi tesadüf eseri, görünmeden ve fark edilmeden oradan ayrılmayı başarır.

Raskolnikov  acemice işlediği cinayetten sonra ateşli bir haleti ruhiye içine bürünür ve cinayet üzerine saplantı derecesinde endişelenmeye başlar. Çalıntı eşyalarla cüzdanı ertesi gün bir kayanın altına saklar ve kıyafetini kandan veya herhangi bir kanıttan temizlemek için umutsuz bir şekilde çabalar. Eski arkadaşı Razumihin’i çağırmadan önceki birkaç gün ateşler içinde yanar. Ateşinin çıktığı ve düştüğü sonraki günlerde Raskolnikov, kendisini açığa çıkarmayı isteyecek şekilde davranmaya başlar. Şehirde herkesin artık haberdar olduğu ve hakkında konuştuğu tefeci cinayetinden kim bahsederse, tuhaf davranışlar sergiler. Hezeyanları sırasında Raskolnikov, kendisi ve cinayetle olan bağı hakkında daha fazla dikkat çekecek şekilde Saint Petersburg’u dolaşır. Şehri dolaştığı yürüyüşlerinin birinde caddede binek arabasının ölümcül bir şekilde çiğnediği Marmeladov’u görür. Adama yardım etmek için acele eder ve yaralı adamı dairesine taşımayı başarır. Marmeladov, kendisini affetmesi için çağırdığı kızı Sonya’nın kollarında ölür. Raskolnikov, annesinin kendisine yolladığı paradan kalan son yirmi rubleyi Marmeladov’un veremli karısı Katerina İvanovna’ya verir ve bu paranın arkadaşından aldığı borcun geri ödemesi olduğunu söyler.

Bu arada Raskolnikov’un annesi Pulheriya Aleksandrovna ve kız kardeşi Avdotya Romanovna (Dunya) şehre gelmiştir. Dunya, o zamana kadar Svidrigaylov ailesi için bir mürebbiye olarak çalışmış ancak aile lideri Arkadiy İvanoviç Svidrigaylov tarafından işini bırakmaya zorlanmıştır. Svidrigaylov, Dunya’nın fiziki güzellikleri ile feminen özelliklerinden hoşlanmış ve ona zenginlik ve birlikte kaçmayı önermiştir. İncinen Dunya, Svidrigaylov ailesini terk ederek gelirini kaybeder ve mütevazı gelire sahip ve rütbeli bir adam olan Pyotr Petroviç Lujin ile tanışmıştır. Lujin, Dunya’ya evlilik teklifinde bulunmuş, annesiyle onu maddi sıkıntılardan kurtaracağını söylemiş ve teklifi çabuk ve sorgulamadan kabul etmesi şartını koşmuştur. Bu sebeple Dunya ve annesi, St. Petersburg’a hem Lujin ile görüşmek hem de Raskolnikov’un onayı almak için gelirler. Raskolnikov hezeyanlar geçirdiği bir sırada Lujin tarafından çağrılır ve kendini ahmak, tepeden bakan ve küstah biri olarak sunar. Raskolnikov, Lujin’i kız kardeşine uygun bir koca adayı olarak görmez ve reddeder. Kız kardeşinin de ailesine yardım etmesi için Lujin’e evet demiş olduğunu fark eder.

Roman ilerledikçe Raskolnikov, cinayetten sadece psikolojik nedenlerden ötürü kendisinden şüphelenmeye başlayan Dedektif Porfiriy ile tanışır. Aynı zamanda Raskolnikov ve Sonya arasında saf bir ilişki oluşur. Sonya, bir fahişe olsa da Hristiyan erdemleriyle doludur ve bu işi yapmasının tek sebebi ailesinin yoksulluğudur. Bu arada, Razumihin ve Raskolnikov, Dunya’nın Lujin ile ilişkisini sürdürmesini engellemeyi başarır. Bu noktada vilayetten Petersburg’a Dunya’yı aramak için gelen Svidrigaylov ortaya çıkar. Karısı Marfa Petrovna’nın öldüğünü ve Dunya’ya karşılıksız çok büyük miktarda para ödemeye hazır olduğunu belirtir. Dunya haberi duyunca hıyanetinden ve karısını öldürdüğünden şüphelendiği Svidrigaylov’u reddeder.

Raskolnikov ve Porfiriy görüşmeye devam ettikçe Raskolnikov, suçunu açığa çıkarma dürtüsü içindedir. Porfiriy, adamın suçlu olduğundan gittikçe emin olur fakat elinde bu şüpheyi destekleyecek somut bir kanıt veya tanık yoktur. Dahası, başka bir adam sorgulama ve tutuklama altında suçu işlediğini kabul eder. Bununla birlikte, Raskolnikov’un sinirleri daha da bozulur ve asla gerçek anlamda mahkûm edilemeyeceğini bilmesine rağmen suçunu itiraf etme fikriyle sürekli mücadele eder. Destek almak için Sonya’ya gider ve suçunu ona itiraf eder. Tesadüfen, Svidrigaylov, Sonya’nın yanındaki bir odaya yerleşmiştir ve bütün itirafa kulak misafiri olur. Raskolnikov’la yüz yüze geldiği zaman Svidrigaylov, gerçeği bildiğini itiraf eder ve ihtiyaç duyması halinde bu bilgiyi onun aleyhinde kullanabileceğini öne sürer. Ayrıca kendi geçmişi hakkında konuşur ve Raskolnikov, Svidrigaylov’un birkaç cinayet işlediğine dair söylentilerin doğru olduğundan şüphelenir. Dunya ile daha sonraki bir sohbetinde Svidrigaylov, karısının ölümünde parmağının olduğuna dair söylentiyi reddeder.

Raskolnikov bu noktada tamamen kopmuştur artık. Sonya tarafından itiraf etmesi için teşvik edilir ve Svidrigaylov’un ifadesi onu potansiyel olarak mahkûm edebilir. Üstelik Porfiriy, Raskolnikov’u şüpheleriyle karşı karşıya getiririr ve itiraf ederse cezasının önemli ölçüde hafifletileceği konusunda ona güvence verir. Bu arada Svidrigaylov, Dunya’yı baştan çıkarmaya çalışır ama kızın kendisini asla sevmeyeceğini anladığında gitmesine izin verir. Daha sonra bir geceyi kargaşa içinde geçirir ve sabah kendini vurur. Aynı sabah, Raskolnikov tekrar kendisini itiraf etmeye ve vicdanını temizlemeye zorlayan Sonya’ya gider. İtiraf etmek için gittiği karakolda Svidrigaylov’un intihar haberini öğrenir. Kendisinin gerçekleştiremediği intiharı, hayatı bu kadar çok seven Svidrigaylov’un yapabilmesi karşısında o kadar şaşkınlığa düşer ki karakoldan ayrılır. Çıktığında uzaktan Sonya’yı tekrar gördüğünde bir an tereddüt eder, mükemmel bir suçla tekrar kaçabileceğini düşünür ancak tekrar karakola dönerek itirafını yapar.

Epilog (son söz) kısmında Raskolnikov’un Sibirya’da sekiz yıllık esaret cezası aldığı ve Sonya’nın da onun peşinden gittiği yazılır. Dunya ile Razumihin evlenir ve romanın sonunda mutlu bir sona kavuşurlar. Raskolnikov’un annesi Pulheriya ise oğlunun durumuyla baş edemeyip, sürgünde olduğu gerçeğini yadsır, ardından hastalanarak ölür. Raskolnikov Sibirya’da mücadele eder. Hapishanede bir süre sonra, Raskolnikov’un kurtuluşu ve ahlaki yenilenmesi, Sonya’nın sevgi dolu etkisi altında başlar. Kaynak: Wikipedia

İlginizi Çekebilir: Yaşam Üzerine Sorgulatan Dostoyevski Sözleri ve Dostoyevski Kitaplarından Alıntı Sözler (tıklayın)

7- Otomatik Portakal – Anthony Burgess

Otomatik portakal

Distopik bir eser olan Otomatik Portakal, bir grup liderliği yapan Alex adındaki gencin dünya düzenini ve toplumu sert bir şekilde eleştirmesini anlatıyor. Soluksuz okuyacağınız bu kitap, bakış açınızı büyük ölçüde değiştirecek.

Otomatik Portakal Kitap Konusu:

Kitapta Alex adlı sosyopat gencin arkadaş grubu ile yaşından çok suça karıştıktan sonra hapishaneye düşme ve sonrasında rehabilitasyona alınma süreci anlatılıyor. Kaynak: Wikipedia

8- Martin Eden – Jack London

Martin Eden

Çağdaş edebiyatın en gözde eserlerinden Martin Eden, yazarlık tutkusu uğruna tüm zorluklara göğüs geren ve birçok engeli aşmaya çalışan Martin’in hikayesini anlatıyor. İçinizde yazar olma tutkusu yatıyorsa bu kitabı okuduktan sonra bu isteğinizi dışa vurmamanız mümkün olmayabilir.

Martin Eden Kitap Konusu:

20. yüzyılın başlarında Oakland’da yaşayan Martin Eden, kendini geliştirme ve eğitmeye dönük tutkusuyla okumuş, elit kesim arasına girmeye ve işçi sınıfının yaşam şartlarından/kısıtlamalarından kurtulmaya çalışmaktadır. Bu arzusundaki temel motivasyonu ise bir burjuva ailesinden olan Ruth Morse’a olan aşkıdır. Eden işçi sınıfından kaba ve eğitimsiz bir denizci olduğundan, eğitimli bir burjuva aileden gelen Ruth ile birlikte olması, aile ile eş değer bir eğitim düzeyi ve zenginliğe erişmeden imkânsızdır.

İki yıldan uzun bir süre boyunca Eden, sevdiği kız Ruth’a başarmasına az kaldığını söyler ve bu başarı gerçekleşmeden çok kısa bir süre önce de artık sabrı kalmayan Ruth tarafından reddedilir. Öncesinde kendisini dışlayan yayınevleri ve burjuvanın ilgisini çekmeye başlamış olsa da Eden artık onlara kin beslemeye başlamış ve tüm bu mücadelesi ve karşılıksız aşkı nedeniyle bitap düşmüştür. Başarısının keyfini çıkarmak yerine sessiz bir umursamazlığa bürünen Eden, insanların kendisine verdiği değerin kendisi ya da yaptığı işten değil, kazandığı şöhretten kaynaklandığını düşünmektedir.

Roman, başkahraman Eden’in boğularak intihar etmesiyle son bulur. Roman otobiyografik özellik taşıdığından dolayı kimileri, Jack London’ın ölümünün de aslında bir intihar olduğunu düşünmektedir. Kaynak: Wikipedia

İlginizi Çekebilir: Mutlaka Okunması Gereken En iyi 5 Felsefe Kitabı [✅ÖNERİLER] (tıklayın)

9- Fareler ve İnsanlar – John Steinbeck

Fareler ve İnsanlar

Dünya edebiyatında adını altın harflerle yazdırmış olan Fareler ve İnsanlar, Nobel ve Pulitzer Edebiyat Ödülü almış muhteşem bir yapıttır. İşçi sınıfına değinen Fareler ve İnsanlar, iki gezgin çiftçi dostluğu konu alıyor. Kitabı okurken farklı duygular yaşayacaksınız fakat bazı bölümlerde gözyaşlarınıza hakim olmak pek mümkün olmayabilir.

Fareler ve İnsanlar Kitap Konusu:

Zeki ve kinik bir adam olan George Milton ile ismiyle tezat oluşturacak şekilde iri ve çok güçlü ama akli dengesi bozuk olan Lennie Small, büyük bunalım sırasında çiftlikten çiftliğe dolaşarak iş arayan göçmen toprak işçilerinden ikisidir. Kaliforniya’daki Salinas Vadisi’nde, Soledad yakınlarında bir çiftlikte iş bulurlar ve para biriktirmek için çalışmaya başlarlar. Kendilerine ait bir parça toprak edinip oraya yerleşmeye dair ortak bir hayalleri vardır. Lennie bu hayali George’a defalarca anlattırır ve en çok da besleyip okşayabileceği yumuşak tavşanlarla ilgili kısmını sever. George da Lennie’nin bu takıntısını, onu korumak için, başını belaya sokarsa tavşanlara bakmasına izin vermeyeceğini söyleyerek kullanır. İkili, daha önce çalışmakta oldukları Weed’deki çiftlikten, Lennie’nin yumuşak şeylere dokunma takıntısıyla bir genç kadının elbisesini okşamasının tecavüz girişimi olarak görülmesi sebebiyle kaçmışlardır.

Yeni çiftlikte, ikilinin hayali gerçek olmaya daha da yaklaşır. Yaşlı ve bir elini çiftlikte kaybetmiş bir işçi olan Candy, ikiliyle parasını birleştirmeyi ve böylece ay sonunda hayallerindeki çiftliği satın almayı önerir. Ancak bu hayal, çiftlik sahibinin oğlu olan Curley’nin genç ve güzel karısının Lennie tarafından saçını okşamaya çalışırken yanlışlıkla öldürülmesiyle suya düşer. Curley hemen bir linç grubu oluşturur. Diğer işçiler gibi yalnızlık ve acı dolu bir hayat sürmeye mahkûm olduğunu anlayan George, arkadaşının, intikam peşindeki Curley tarafından vahşice öldürülmesini istemez. Lennie’yi onlardan önce bulur, hayallerindeki çiftliği anlatarak sakinleştirir ve kafasının arkasına dayadığı silahı ateşleyerek öldürür. Kaynak: Wikipedia

10- 1984 – George Orwell

1984

 

Çağdaş edebiyatın en gözde eserlerinden 1984, mutlaka okunması gereken kitaplar arasında. Dünya düzenini sert bir dille eleştiren distopik eseri okuduktan sonra itaatkar bir hayat sürmemek için elinizden geleni yapacaksınız.

1984 Kitap Özeti:

Winston Smith, Gerçek Bakanlığı’ndaki işi dolayısı ile Hükümet ve Büyük Birader hakkında olumsuz görüşlere sahip bir bireydir ancak devlet hakkında farklı bir görüşü belirtmek bir yana düşünmek bile yasak olduğu için kimse ile konuşamaz. Bu yüzden Proleterler denilen, ikinci sınıf muamelesi gören insanların yaşadığı bir bölgede dolaşırken bir antika dükkanından güzel kaplı, güzel sayfaları olan bir defter alır. Bu defteri Büyük Birader ve sistem ile ilgili düşüncelerini yazmak için kullanmayı planlar.

İşte olduğu bir günün öğle molasında acele bir şekilde eve gelir ve odasındaki tele-ekranın onu görmeyeceği kör noktaya masasını çekerek antikacıdan aldığı deftere yazı yazmaya başlar. Hızını alamayan Winston, defterin bir sayfasına alt alta ”KAHROLSUN BÜYÜK BİRADER” yazar. Tam bu sırada kapısı çalınca defteri masada bırakarak kapıyı açmaya gider. Kapısını çalan komşusudur. Bayan Parsons, evdeki bir arıza için Winston’dan yardım istemeye gelmiştir. Winston, Bayan Parsons’a yardım ettikten sonra Gerçek Bakanlığı’ndaki odasına, işinin başına geri döner.

11- Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

 

Kürk Mantolu Madonna

Türk Edebiyatı’nın en önemli isimlerinden Sabahattin Ali tarafından kaleme alınan Kürk Mantolu Madonna, bir tabloyu görerek başlayan aşkı en dramatik şekilde ele alan bir romandır. Romandaki gencin aşkını okuduğunuzda ve özellikle de son bölüme geldiğinizde çarpıcı gerçeklerle karşılaşacaksınız.

Kürk Mantolu Madonna Kitap Özeti:

Romanın baş karakterleri Maria Puder ve Raif Efendi’dir. Raif Efendi içine kapanık, melankolik,sessiz ve dış dünyaya uyum sağlayamamış bir karakterdir. Hayatı boyunca birçok şeye boyun eğmiş, haksızlığa uğradığında bile buna karşı koyamamıştır. Sevmediği bir kadınla evlenmiştir, bir ailesi vardır. Kendi hayatına kendi yön verememiş, başkalarının istediği bir insan olarak hayatını sürdürmüştür. Hayatında gerçekten yaşadığını hissettiği sadece bir anısı olmuştur ve bunu günlüğüne aktarmıştır.

20’li yaşlarında babasının isteği üzerine gittiği Berlin’de, sanata olan ilgisi sayesinde bir sanat galerisine gider. Galerideki tablolar arasında bir sanatçının otoportresini görür ve tablodaki kadını hiç tanımamasına rağmen platonik olarak aşık olur. Bu tablo onda daha önce hiç hissetmediği duygular uyandırır. Raif Efendi tablodaki portrenin, Andrea Del Sarto tarafından yapılmış “Madonna delle Arpie” isimli tablodaki Madonna’nın portresine benzediğini düşünür. Tabloya o kadar hayran olur ki fırsat buldukça tabloyu görmeye gider, fakat başka gözlerin onu takip ettiğini fark etmez. Artık ritüel halini alan bu tabloyu seyretme seansınlarından birinde bir kadın onun yanına gelir. Bu kadın, tablonun sahibi olan sanatçı Maria Puder’dir. Maria, Raif’in tabloya olan hayranlığının farkındadır. Raif ise başta onun kendisiyle alay eden biri olduğunu düşünür. Tablonun sahibi ile konuştuğunu öğrenince ise dünyası bir daha geri dönüşü olmayacak şekilde değişir.

Maria’nın karakteri Raif’e göre daha dominanttır. Kendisinin bir erkek gibi özgür yetiştiğini, canı ne isterse onu yaptığını Raif’e anlatır. Hatta Raif’i de çok naif bulduğunu dile getirir. İkisi bu özellikleri sayesinde birbirlerini tamamlarlar ve uzun süren bir arkadaşlık başlar. Raif Maria’yı çok sevmektedir fakat Maria’nın kendisine olan hislerinden emin olamaz. Yine de onun her istediğini yapmaya çalışır. İkisi beraber rüya gibi günler geçirirler fakat her zaman olduğu gibi bu romanda da hikâyenin sonu kötü biter. Bir gün Raif, babasının öldüğünü öğrenir. Havran’a dönme kararı alır. Maria ile burada mektuplaşmaya devam edecektir. Birkaç mektuptan sonra, Maria’nın mektupları kesilir. Raif bunu hayra yormaz ve Maria’nın kendisinden sıkıldığını, vazgeçtiğini düşünür. Raif’in asla bitmeyecek olan kasvetli günleri burada başlar. Sevmediği bir kadınla evlenir. Ancak mektupların kesilmesinden tam on yıl sonra Raif, Maria’nın akrabasını Ankara’da görür. Ondan da Maria’nın öldüğünün haberini alır. Üstelik Maria’nın mektuplarında sadece “iyi haber” olarak nitelendirdiği gerçeği de o anda öğrenir. On yıl önce Maria, Raif ile kız çocuklarını dünyaya getirdikten bir hafta sonra koma halinde ölmüştür.

Ölümünün yaklaştığını anladığında, bu güzel günleri kaydettiği defterinin yakılmasını genç iş arkadaşından rica eder. Genç iş arkadaşı da Raif Efendi ile ilgili bu gizemi çözmek ve onu daha yakından tanıyabilmek için defteri okur. Kaynak: Wikipedia

İlginizi Çekebilir: Toplumu Aydınlatan Bir “Sabah Yıldızı” Sabahattin Ali Kitapları

12- Uçurtma Avcısı – Halit Hüseyni 

Uçurtma Avcısı

Aralarında sınıf farkı olmasına rağmen dostluğun tek gerçek olduğunu bir de Halit Hüseyni’nin gözünden görmek ister misiniz? Kitaplığınızda yer alması ve mutlaka okumanız gereken kitap listesinde yer alan Uçurtma Avcısı, saflık, sadakat ve dostluk gibi duyguları en etkileyici şekilde okuyucuya aktarıyor.

Uçurtma Avcısı Kitap Konusu:

Kitapta, Kabil’in Vezir Ekber Han bölgesinden bir Peştun olan Emir isimli çocuğun hikâyesi anlatılmaktadır. Emir, çocukluk arkadaşı ve süt kardeşi Hasan’a ihanet edişini unutamamaktadır. Hikâye Afganistan’da krallığın çöküşü, Sovyet işgali, ülkeden Pakistan’a ve Amerika’ya toplu göç ediş ve Taliban yönetimi gibi kargaşalı bir ortamda kurgulanmıştır. Kaynak: Wikipedia

13- Bülbülü Öldürmek – Harper Lee

Bülbülü Öldürmek

Amerikalı yazar Harper Lee tarafından kaleme alınan Bülbülü Öldürmek, Pulitzer Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüş eşsiz bir eserdir. Amerika’daki ırkçılığı bir çocuğun gözünden görmeye hazırsanız başlayın…

Bülbülü Öldürmek Kitap Konusu:

Bir “zenci”nin haksız yere suçlanması üzerinden gelişen olaylar; önyargılar, riyakârlık, sınıf ve ırk çatışmalarıyla beslenen küçük Amerikan kasabasının sınırlarını aşıp, insanlar arası ilişkide adaletin ve dürüstlüğün önemini anlatan evrensel bir hikâyeye dönüşüyor. Kaynak: Kitapyurdu

14- Tutunamayanlar – Oğuz Atay 

Tutunamayanlar

Türk Edebiyatı’na adını altın harflerle yazdırmış olan Oğuz Atay, farklı anlatım teknikleriyle yazdığı Tutunamayanlar romanıyla okuyucuyu etkisi altına almayı başarıyor. İntihar eden Selim’in geçmiş yaşantısını araştırmaya koyulan Turgut’un karşılaştığı karakterleri ve yaşantıları anlatan Tutunamayanlar romanı, içerisinde biyografik ögeleri de barındırıyor.

İlginizi Çekebilir: Oğuz Atay “Tutunamayanlar” Romanı Konusu ve Özeti [?İNCELEME] (tıklayın)

15- Aylak Adam – Yusuf Atılgan

Aylak Adam

Yusuf Atılgan tarafından kaleme alınan Aylak Adam eseri, günümüzde Türk Edebiyatı romanları arasında kendinden en çok söz ettiren eserlerdendir.

“Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu, anlamazlardı.”

“Birden kaldırımdan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi…”

? İlginizi Çekebilir: Özdemir Asaf Sözleri ve Şiirleri: Bir Şair 32 Şiir (tıklayın)

16- Nietzsche Ağladığında – Irvin D. Yalom

 

Irvin D. Yalom tarafından kaleme alınan Nietzsche Ağladığında, felsefik yaşamları ve ümitsizliği konu alan bir kitaptır. Mutlaka okunması gereken kitaplar arasında yer alan Nietzsche Ağladığında, yirminci yüzyılın en önemli eserlerinden biridir.

? İlginizi Çekebilir: Nietzsche Sözleri (tıklayın)

“Kendi alevinle yakmaya hazır olmalısın kendini, önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki?”

? İlginizi Çekebilir: Sorgulayan Adam Friedrich Nietzsche Kimdir? (tıklayın)

17- Küçük Prens – Antoine de Saint-Exupéry

 

Fransız yazar Antoine de Saint-Exupéry tarafından kaleme alınan Küçük Prens, dünyanın en çok satan kitaplarındandır. Okuyunca kimi zaman gülümseten, kimi zaman da buruk bir hüzün getiren Küçük Prens, okuduğunuzda etkisinden çıkamayacağınız ve uzun yıllar dilinizden düşüremeyeceğiniz bir kitap. Mutlaka kitaplığınızda bulunmalı…

18- Milena’ya Mektuplar – Franz Kafka

 

Kafka’yı Kafka yapan kadın Milena… Franz Kafka, eserlerini Almanca yazıyordu ve Milena onun eserlerini Çekçe diline çevirecek olan kişiydi. Kim bilebilirdi ki iş ve çeviri üzerine gerçekleşen mektuplaşmaların büyük bir aşka dönüşeceğini. Milena’ya Mektuplar’ı okurken kendinizi ve altını çizeceğiniz birsürü cümle bulacaksınız.

? İlginizi Çekebilir: Franz Kafka Kimdir? Kafka Kitapları ve Edebi Kişiliği (tıklayın)

19- Sol Ayağım – Christy Brown

 

Sol Ayağım yapıtının sahibi Christy Brown, felçli bir çocuktu. Annesinin ondan vazgeçmemesi üzerine önce konuşmaya daha sonra da hareket etmeye başladı. Yalnızca sol ayağını kullanabilen Christy brown, tek ayağını kullanarak hem resim yapmaya hem de yazmaya başladı. Yazarın otobiyografisini bulunduran Sol Ayağım kitabını okurken elinizden bırakmak istemeyeceksiniz.

20- Kavgam – Adolf Hitler

 

Adolf Hitler’in uyguladığı yönetim şeklinden ve soykırımından hemen hemen herkesin haberi vardır. Peki, bunca şeyi yapan Hitler’in ne düşündüğünü ve hangi fikirleri benimsediğini ve benimsetmek istediğini merak ediyor musunuz. O halde Adolf Hitler’in otobiyografi niteliğindeki bu kitabını okuyun. Kavgam, aynı zamanda bir manifesto kitabıdır.

21- Bir Ömür Nasıl Yaşanır? – İlber Ortaylı

 

Türkiye’nin en iyi tarihçilerinden İlber Ortaylı, gençlere yaşamları boyunca rehberlik edecek Bir Ömür Nasıl Yaşanır? kitabıyla büyük başarılara imza atmıştır. Dinleyeceğiniz müziklerden tutun gezilecek yerlere kadar size yol gösterecek olan bu kitap, mutlaka okumanız gereken kitaplar arasında en etkili olanlardan biridir.

? İlginizi Çekebilir: Okuduğunuzda Ufkunuzu Açacak 45 Kişisel Gelişim Kitabı (tıklayın)

22- Yabancı – Albert Camus

 

Varoluşçu bir düşünceyle Yabancı romanını ele alan Albert Camus, bu romanda politika, felsefe, din ve edebiyat gibi birçok farklı konu ve düşünceyi değerlendirmiştir. Yabancı romanındaki katil karakterinin ruhsal durumunun anlamlandırılmaya çalışılması sizi çok etkileyecek.

23- Başka Sesler Başka Odalar – Truman Capote

 

Truman Capote tarafından kaleme alınan Başka Sesler Başka Odalar kitabında bir çocuğun hiç tanımadığı akrabalarının yanına yaşamaya gönderilmesinin ardından insanlığın varlığını ve insanların karmaşık yapısını sorgulaması anlatılıyor. Bu kitabı okurken kendinizden parçalar bulacak ve elinizden bırakmak istemeyeceksiniz.

24- Romeo ve Juliet – William Shakespeare

 

İngiliz asıllı şair William Shakespeare, Romeo ve Juliet adlı yapıtında iki gencin birbirine düşman ailelere rağmen birbirlerine olan aşkını ve tutunma çabalarını anlatan eşsiz bir eserdir. Birçok tiyatro oyununda oynanmış ve hemen hemen dünyanın her yerinde bilinen Romeo ve Juliet eseri, genel kültür açısından da mutlaka okumanız gereken kitaplar arasında.

25- Sefiller – Victor Hugo

 

Victor Hugo, romantizm akımından etkilenerek yazdığı Sefiller romanında dünyada uzun yıllardır süregelen haksızlıklar ve yoksul yaşantılar ele alınmıştır. Dünyanın en başarılı yapıtlarından olan Sefiller, unutulmayan ve unutulmayacak olan romanlardan biridir.

26- İki Şehrin Hikayesi – Charles Dickens

 

Dünya tarihine ilginiz büyükse İlk Şehrin Hikayesi, mutlaka okunması gereken kitaplar listenizde yerini almalı. Charles Dickens tarafından kaleme alınan bu eserde Fransız ihtilalinden önce zindandan kurtulan doktorun kızıyla yeniden güzel bir hayat kurmak istemesi üzerine Paris’teki hareketlenmelerin bu isteğine gölge düşürecek olayları önüne çıkarmasını anlatıyor. Okurken elinizden bırakmak istemeyeceksiniz.

27- Savaş ve Barış – Lev Nikolayeviç Tolstoy

 

Bilindiği üzere geniş bir edebiyat çevresinde Tolstoy, dünyanın en iyi romancısı olarak adlandırılır. Bu kadar başarılı bir yazarın Savaş ve Barış gibi bir eserinin olması da haliyle okuyucuları şaşırtmıyor.

İlginizi Çekebilir: Varoluşsal Sancıların Sesi Tolstoy’un Hayatı ve Edebi Kişiliği: Lev Tolstoy Kimdir? (tıklayın)

Savaş ve Barış romanında Napolyon’un Rusya işgalini okurken hayata farklı bir bakış açısından bakma zevkini tadacaksınız. Napolyon dönemine gitmeye hazır mısınız?

İlginizi Çekebilir: Lev Tolstoy Anna Karenina Romanı [Kitap İncelemesi ✔] (tıklayın)

28- Aşk ve Gurur – Jane Austen

 

Jane Austen tarafından kaleme alınan Aşk ve Gurur romanında, aşkın gururla harmanlanışını zengin bir adam ve yoksulluk içinde yaşayan bir kadın üzerinden anlatıyor. Aşk ve Gurur romanını tek seferde okuyup bitirme isteğine şaşırmayın…

29- Yolda – Jack Kerouac

 

Eğer gezginci bir ruha sahipseniz, bu ruhu dışa yansıtma vakti geldi. Jack Kerouac tarafından kaleme alınan “Yolda” eseri, mutlaka okumanız gereken kitaplar arasında. Bu kitabı okuduktan sonra Don Kişot gibi dünyayı dolaşma isteği gelebilir…

İlginizi Çekebilir: Başarılı Olmanın Yolları: Başarı Maratonunda 40 Altın Kural (tıklayın)

30- Yüzyıllık Yalnızlık – Gabriel Garcia Marquez

 

Gabriel Garcia Marquez Nobel Edebiyat Ödül’üne layık görülen bir yazardır. Böyle başarılı bir yazarın haliyle Yüzyıllık Yalnızlık gibi edebiyat dünyasına unutulmaz bir eser bırakmasına şaşmamalı. Bu eserde yüzyıl sonra soyu tükenecek büyük bir ailenin kasabadaki yaşantısı anlatılıyor. Yüzyıllık Yalnızlık kitabını okuduktan sonra “iyi ki okumuşum” diyeceksiniz.

31- Veba – Albert Camus

 

Albert Camus, Veba yapıtında salgın boyutuna ulaşan vebayı ve bu vebaya karşı çözümleri ele alıyor. Kitapta bahsedilen veba, aslında zulüm, acı ve haksızlıklardır…

32- Cevdet Bey ve Oğulları – Orhan Pamuk

 

Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen Türk Edebiyatı yazarı Orhan Pamuk, ilk olarak Cevdet Bey ve Oğulları’nı yazmıştır. Yazarın ilk eseri olan Cevdet Bey ve Oğulları kitabında bir ailenin üç kuşağı ele alınıyor. Türk Edebiyatı’nın bir klasiği haline gelen Cevdet Bey ve Oğulları, mutlaka okuduğunuz kitaplardan oluşan kütüphanenizde yer almalı.

? İlginizi Çekebilir: Okunan Kitaplar Neden Unutulur?: En Etkili 8 Kitap Okuma Tekniği (tıklayın)

33- Görülmeyen Adam – Ralp Ellison

 

Marjinalleşme, hayal kırıklığı ve çağdaşların değersizleştirilmesi gibi kavramların bu kadar etkili bir şekilde anlatıldığı ve hissettirildiği başka bir roman bulamazsınız. Bu nedenle Görülmeyen Adam’ı mutlaka okuyun…

34- Cesur Yeni Dünya – Aldous Huxley

 

Aldous Huxley tarafından kaleme alınan Cesur Yeni Dünya, evrensel düzenin korunması için hipnopedya sisteminin uygulanmasını ve insanların makineleştirilmesini anlatan eşsiz bir kitaptır. Varlığın anlamını ve yaşamın farklı yüzlerini görmek istiyorsanız Cesur Yeni Dünya’yı mutlaka okumalısınız.

35- Don Kişot – Miguel de Cervantes Saavedra

 

Miguel de Cervantes Saavedra tarafından kaleme alınan Don Kişot, dünyada ilk roman denemesi olarak biliniyor. Dünyayı gezmek isteyen gezgin Don Kişot’un hikayesini anlatan bu roman, dünyanın en çok okunan kitapları arasında. Genel kültür anlamında da kendinize bir şeyler katmak istiyorsanız Don Kişot’u mutlaka okumalısınız.

36- Hamlet – William Shakespeare

 

İngiliz şair William Shakespeare tarafından kaleme alınan Hamlet, bir intikam senaryosunu konu alıyor. Yüzyıllık zamanları aşıp günümüze kadar gelen Hamlet, mutlaka okumanız gereken kitaplar arasında.

“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu. Şansın karşına çıkardığı bütün kötü şeylere dayanmak mıdır soyluluk, yoksa onlarla mücadele edip üstesinden gelmek midir?”

“Hepsinden önemlisi, kendine karşı dürüst ol. O zaman başkalarına karşı da dürüst olursun.”

37- Kırmızı ve Siyah – Henri Beyle Stendhal

 

Fransız realist bir yazar olan Henri Beyle Stendhal tarafından kaleme alınan Kırmızı ve Siyah, Julien adında birinin mesleği ve aşkı arasında yapması gereken seçimi konu alıyor. Julien siyahı mı yoksa kırmızıyı mı seçeceğini görmek ve bu süreçte neler yaşanacağını öğrenmek için bu kitabı mutlaka okumalısınız.

38- Mutlu Prens – Oscar Wilde

 

İrlandalı oyun yazarı Oscar Wilde, bu işte ne kadar iyi olduğunu Mutlu Prens kitabında da gösteriyor. Herkesin mutlulukla bir arada olabileceğini, emek ve fedakarlıkların insana her kapıyı açabileceğini akıcı bir dil ve etkileyici bir hikayeyle anlatıyor. Okurken elinizden hiç bırakmak istemeyeceğiniz Mutlu Prens, size farklı bir bakış açısı kazandırmayı başaracak.

39- Yeraltından Notlar – Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

 

İlginizi Çekebilir: Dostoyevski: Yeraltından Notlar

Dünya Klasikleri dendiğinde ilk akla gelen eserlerden Yeraltından Notlar, Rus roman yazarı Dostoyevski tarafından kaleme alınan unutulmaz bir eserdir. Sevgi, insan psikolojisi ve nefret üzerine yapılan tartışmaları ele alan bu romanın başkahramanı eserin başında şunları söylüyor;

“Ben hastalıklı adamım… Ben huysuz adamım… Sevilecek adam değilim ben…”

İlginizi Çekebilir: Dostoyevski Sözleri

40- Denemeler – Michel de Montaigne

 

Fransız yazar Michel de Montaigne tarafından kaleme alınan Denemeler yapıtı, benim de okumaktan en çok keyif aldığım eserlerdendir. Birçok konuda koşulları ve bu koşulların sonuçlarını ele alan Montaigne şunu da ekler;

“Vah, vah! Nasıl olur da insan bir şeyi
Kendinden daha çok sevmeye kalkar?”

Kitap Okumak Hakkında Sık Sorulan Sorular

Kitap Okumak Neden Gereklidir?

Kitap okumanın insana birçok faydası vardır. Kaliteli ve doğru kitap seçimi ile fikirlerinizin gelişmesine ve zihninizin daha iyi şekillenmesine katkı sağlayabilirsiniz.

Kitap Okumak İnsana Ne Kazandırır?

Kitap okumak insana farklı bir bakış açısı kazandırdığı gibi aynı zamanda da fikirlerinin olgunlaşmasını sağlar.

Kitap Okumak Zekayı Geliştirir mi?

Uzmanlar tarafından yapılan araştırmalar sonucunda düzenli kitap okuyan insanların eğitim başarısının 35 oranında arttığı görülmüştür.

Editör Puanı
Bu yazıyı puanlamak için tıklayın!
[Toplam: 1 Ortalama: 5]

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu