Kitap

Toplumu Aydınlatan Bir ”Sabah Yıldızı” Sabahattin Ali Kitapları

Sabahattin Ali

25 Şubat 1907 tarihinde dünyaya gelen usta yazar Sabahattin Ali, yaşadığı dönemin etkisiyle Türk Edebiyatı’na unutulmaz eserler bıraktıktan 41 yıl sonra 2 Nisan 1948 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

Kürk Mantolu Madonna’nın yazarı Sabahattin Ali, insanın duygularıyla hareket etmeye yönelik bir varlık olduğunu anlatan ve yoğunlukla insanın iç dünyasını ele alan bir yazardır. Kürk Mantolu Madonna, Sırça Köşk, Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Değirmen, Kağnı, Ses, Yeni Dünya ve daha birçok eserleriyle okuyucularının gönlünde taht kurmayı başarmıştır.

Bu kadar ince ruhlu, derin düşünen ve kalemi çok iyi olan bir adamın Türk Edebiyatı yazarlarından biri olması bizim için bir şereftir. Fakat ne yazık ki Sabahattin Ali’nin ölümü yakışık alır bir şekilde olmadı…

Sabahattin Ali, üzerindeki yoğun siyasi baskılardan kaçıp kurtulmak için Bulgaristan sınırından Avrupa’ya geçmek için yola çıktığında öldürüldü. Geriye ise yalnızca bize bıraktığı bu eşsiz eserleri kaldı…

En Bilinen Sabahattin Ali Kitapları 

Sabahattin Ali’nin ölümünden önce yayımlanmış kitapları, günümüzde hâlâ beklenen ilgiyi görüyor. İyi bir kitap okuyucusunun ve kitapların dilinden anlayan okurların kitaplığında mutlaka en az bir tane Sabahattin Ali eseri vardır. Eğer hâlâ okumadıysanız, kitaplar hakkında vereceğim bilgilerin ışığında kendinize bir seçim yapabilirsiniz. İşte Sabahattin Ali’nin en çok bilinen eserlerinden bazıları…

  1. Kürk Mantolu Madonna
  2. Kuyucaklı Yusuf,
  3. İçimizdeki Şeytan.

Kürk Mantolu Madonna Kitap Özeti – Sabahattin Ali (Yakamoz Yayınları)

Kürk mantolu madonna Sabahattin ali yakamoz yayınları

Kürk Mantolu Madonna, Rasim adlı başkarakterin işsiz kaldığı zamanlar içerisinde eski dostlarından biri karşılaşmasından sonra gerçekleşen olay örgüsünü anlatıyor. Rasim’in işsiz kaldığını gören dostu, Rasim’e müdür olduğu şirketten bir iş bulur. Daha sonra Raif Efendi adında bir mütercim memur ile aynı odada çalışmaya başlar. İlk zamanlar pek samimiyet kuramazlar fakat daha sonra Hamdi Bey’in Raif Efendi’yi azarlaması üzerine Raif Efendi, Hamdi Bey’in resmini çizer. Rasim, çizilen resme baktığında oldukça iyi bir insan tahlili yapıldığını görür ve o günden sonra Raif Efendi’ye daha farklı bir samimiyet hissetmeye başlar.

Bir gün Raif Efendi hasta olur ve bir hafta boyunca şirkete gelemez fakat tercüme etmesi gereken bir yazı vardır. Rasim bu yazıyı alır ve onun evine götürür. Bu sırada Raif Efendi’nin ailesiyle de yakından tanışma fırsatı bulur. Zamanla Raif Efendi’nin durumu kötüye gitmeye başlar ve hastalığı gitgide ağırlaşır. Bunun üzerine Rasim’den şirketteki tüm eşyalarını toplamasını fakat bir defterin olduğunu ve o defteri yakması gerektiğini söyler. Raif Efendi’nin bu sözleri üzerine Rasim, defterde önemli şeylerin olduğunu düşünür ve içindekilere karşı daha fazla merak duymaya başlar. Bunun üzerine Raif Efendi’yi bir şekilde defteri okumaya ikna eder ve şirketten defteri alıp kaldığı otele dönerek odasına çekilir. Ardından Kürk Mantolu Madonna’da ikinci bir olay örgüsüne geçiş yapılır.

Romanın ikinci olay örgüsü, Raif Efendi’ye ait defterde yazılanlardan oluşur. Havran’lı bir aileye sahip olan Raif Efendi, çocukluğunda çok çekingen ve her şeye karşı ürkekçe tavırlar sergileyen bir çocuktur. Yaşıtlarıyla iletişim kurmakta ve anlaşmakta çok zorlandığı için vaktinin çoğunu kitap okuyarak ve resim yaparak geçirir. Bunları yaptığında yalnızlığı da azalıyordur. Hal böyleyken Güzel Sanatlar Akademisi’nde okumak ister ve bu kararının ardından İstanbul’a giderek Güzel Sanatlar Akademisi’nde okumaya başlar. Fakat bir süre sonra ordan ayrılır.

Sabahattin Ali

Babasının maddi durumu iyidir ve oğlunun sabunculuk tekniğini öğrenmesini ister. Bunun üzerine sabunculuk üzerine eğitim alması için onu Almanya’ya yollar. Fakat Raif Efendi, bir fabrikada sabunculuk eğitimi almak yerine Almanya’daki resim ve sanat müzelerini gezmeyi tercih eder. Olacaklardan henüz haberi yoktur…

Bir sene kadar Almanya’da yaşar. Günler birbirini kovalıyorken resim galerisinde hiç beklenmedik bir tabloyla karşılaşır. Kürk Mantolu Madonna tablosu… Sırf bu tabloyu seyretmek için günlerce sergiye gidip gelir ve yalnızca bu tablonun karşısına geçip onu seyreder. Derken bir gün yine tabloyu seyrettiği sırada yanına bir kadın gelir, bu kadın tablonun sahibi Maria Puder’dir. Daha sonra Raif Efendi Maria Puder’e aşık olur.

Günler birbirini kovalarken yılbaşı gelir ve bu iki genç birlikte olurlar ve bu birlikteliğin ardından Maria Puder görüşmek istemez ve birkaç gün hiç görüşmezler. Fakat Maria Puder hastaneye kaldırılır ve bunu duyan Raif Efendi hemen hastaneye gider. Maria’nın hastalığı boyunca ona çok iyi bakar ve Maria’nın hem gönlünü hem de güvenini kazanır. Her şey çok güzel gidiyorken bir gün memleketinden bir telgraf alır ve babasının öldüğünü, en kısa sürede oraya gitmesi gerektiğini öğrenir. Maria’yı yanına alacağını söyledikten sonra Almanya’dan ayrılarak memleketine döner.

Raif Efendi memleketine döndüğü andan itibaren Maria Puder ile düzenli olarak mektuplaşırlar. Ta ki Maria Puder’in Raif Efendi’ye mektup yollamayı kestiği güne kadar. Raif Efendi kendini çok çaresiz ve kandırılmış hisseder. Bunun üzerine başka bir kadınla evlenir ve bu evliliğinden çocukları olur. Bir gün Ankara’dayken Maria’nın bir akrabasıyla karşılaşır. Raif’in Maria hakkında imalı imalı konuştuğunu gören akrabası Maria’nın on yıl önce hastalığına rağmen bir çocuk dünyaya getirdiğini ve bu çocuğun babasının da Türk olduğunu söyler. Daha sonra kadının yanında duran 8-9 yaşlarındaki kızına bakar ve tren hareket eder. Raif Efendi ise hemen eline kalemi alır ve bu olanları yazmaya başlar.

Rasim, Raif Efendi’nin kaleminden ve iç dünyasından çok etkilenir. Defteri ona vermek için evine gittiğinde Raif Efendi’nin öldüğünü öğrenir.

Kürk Mantolu Madonna Roman Kahramanları

Kürk mantolu madonna roman kahramanları

Rasim: Rasim, Ankara’da yaşayan 25 yaşlarında bir gençtir. Çocukluğundan beri edebiyata olan düşkünlüğüyle bilinen Rasim, maddi kazançların yalnızca yaşamı idame ettirmek için olduğuna inanır ve zenginliğe ulaşmak yerine hikâye ve şiir yazarak yaşamın anlamını arttırma çabasındadır ve hayatı boyunca hep kapitalizm sisteminin kölesi olmaktan uzak durmuştur.

Bir gün iş arkadaşı Raif Efendi’nin yaptığı resmi görmesi üzerine bu kişiyle yakın olarak yalnızlığını giderebileceğini düşünür. Rasim, şiir ve hikâye yazarak hayatını devam ettiren ve bu uğraşları nedeniyle de çok fazla değer görmeyen yalnız biridir. Bu nedenle Raif Efendi ile dostluğunu ilerletir ve onun iç dünyasının derinliğini bize yansıtır.

Raif Efendi: Romanın başkarakterlerinden Raif Efendi, yaşadığı ortamlarda silik, pasif ve önemsiz biri gibi görülerek yalnızlaşması ve yabancılaşması artan biridir. Rasim de ilk zamanlarda Raif Efendi’ye karşı diğerleri gibi sıkıcı ve manasız bir adam gözüyle bakmıştır. Ta ki çizdiği resimdeki müthiş insan tahlilini görene kadar…

Raif Efendi’nin tavırlarından aslında konuşmayı bilmeyen biri görülmez fakat onu böylesine sıkıcı ve önemsiz gösteren özelliği bir robot gibi makineleşmiş olmasıdır. Raif Efendi, dünyayı yaşanılır kılan mutluluk, sevinç, kızgınlık, kendini savunmak ve heyecanlanmak gibi insanlık belirtileri olan tüm duygularını kaybetmiş bir adamdır. Bu nedenle de hem çevresine hem de ailesine karşı da yabancı tavırlar sergiler ve pek iletişim kurmaz.

Kürk mantolu madonna

Raif Efendi, acı çekmekten ve mutsuz olmaktan adeta hoşlanan bir karakterdir. Mutlu olmak için hiçbir çaba göstermez ve olaylara hemen müdahale etmez. Hatta hayatının aşkı Maria Puder’den olan 8-9 yaşlarındaki kızıyla karşılaştığında bile onunla tanışmak istemez.

İlginizi Çekebilir  Okuduğum kitapları unutuyorum

Maria Puder: Raif Efendi’nin büyük aşkı Kürk Mantolu Madonna… Maria Puder, Yahudi bir babanın ve Alman bir annenin çocuğudur. O da kendisini Raif Efendi gibi yapayalnız hisseder. Bir gün kendisine ait tabloyu her gün düzenli olarak izleyen adamı görür ve yanına gider. O günden sonra o adam Maria Puder’e aşık olur ve peşini bırakmaz. Maria Puder, erkeklere güvenmeyen bir kadındır ve erkeklerin yalnızca kadınları bedenleri için arzuladıklarını ve para harcadıklarını düşünür. Fakat en az Raif kadar iyi insan tahlili yapabiliyor olması büyük bir aşkın başlangıcı olur.

Raif’in diğer erkekler gibi olmadığını anlayan Puder, onunla arkadaş olmak ister ve Raif, Maria’nın karşısında bir genç kız gibi utanarak kızarır. Burada karakterler, cinsiyetçilik kavramının dışında bir duruş sergilerler. Bu iki genci birleştiren en önemli şey, ikisinin de aşka olan arzusu ve aradığı insanı bulma çabasıdır.

Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna Romanından Kısa Alıntılar

Sabahattin ali kürk mantolu madonna romanından kısa alıntılar

“Seni seviyorum… Deli gibi değil gayet aklı başında olarak seviyorum.” -Sabahattin Ali

“Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince, insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.” – Sabahattin Ali 

“Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı. Çünkü o, benim için bütün insanlığın timsaliydi.” Sabahattin Ali

“Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?” – Sabahattin Ali 

“Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.” -Sabahattin Ali

“Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, ‘Bu öyle olmayabilirdi!’ düşüncesi.” – Sabahattin Ali 

“Seninle şöyle bir oturup konuşamadık.” -Sabahattin Ali

“Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş.” – Sabahattin Ali 

“Bir şey noksandı, fakat bu neydi? Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm.” -Sabahattin Ali

“Bitmiyor, sadece bazen belki güneşli bir günde veya kalabalık bir gecede geçtiğini sanıyorsun ama geçmiyor esasında. Alışıyorsun zamanla. Asla bitmiyor…” – Sabahattin Ali 

“Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?” -Sabahattin Ali

“Aşk öyle bir histir ki, nereden geldiğini bilemediğimiz gibi, günün birinde nereye kaçıp gittiğini de bilemeyiz.” – Sabahattin Ali 

“İnsan tahammül edemeyeceğini zannettiği şeylere pek çabuk alışıyor ve katlanıyor.” -Sabahattin Ali

“Sana ihtiyacım yok ki benim! İnsan yalnız da mutsuz olabilir çünkü.” – Sabahattin Ali 

“Ne kadar çok insanı seversek, asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir.” -Sabahattin Ali

“Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.” – Sabahattin Ali 

Kuyucaklı Yusuf Kitap Özeti – Sabahattin Ali (Yakamoz Yayınları)

Kuyucaklı yusuf romanı sabahattin ali yakamoz yayınları

Kuyucak’ta doğan Yusuf’un ailesi köylerini basan haydutlar tarafından öldürülür. Daha küçücük olan Yusuf, ailesinin öldürülmesi üzerine kimsesiz kalmıştır.

Kaymakam Selahattin Bey, bu cinayet davasını detaylıca incelemek için köye gelir ve haydutların öldürdüğü ailenin evine gider. İçeri girdiğinde ölü bir şekilde yatan aileyi ve yanlarında küçük bir çocuğun olduğunu görür. Bu çocuk Yusuf’tur. Selahattin Bey, Yusuf’un gördüğü ve tanıdığı hiçbir çocuğa benzemediğini fark eder. Selahattin Bey’in erkek evladı yoktur ve çaresizce bekleyen Yusuf’u evlat edinmeye karar verir. Eşi Şahinde Yusuf’u hiç sevmez fakat yalnızca söylenmekle kalır. Henüz bebek yaşta olan diğer çocukları Muazzez ise Yusuf’u çok sever ve her şeye ilgisiz kalan Yusuf’la çok iyi anlaşırlar.

Yusuf, yeni yaşantısına ve yeni ailesine alışmakta çok zorlanıyordur. Selahattin Bey eşinin sürekli dırdır yapmasına tahammül edemediği için eve geç saatlerde geliyorken Şahinde de hep misafirliğe gider. Muazzez ve Yusuf böyle kopuk bir aile ortamında yetişmek zorunda kalırlar.

Kaymakam Selahattin Bey’in tayini çıkması nedeniyle memleketinden ayrılmak zorunda kalan Yusuf, okuma yazmayı söktükten sonra okuldan ayrılmak ister. Uzun çabaların ardından istediği olur ve okuldan ayrılır. Yeni mahallesindeki çocuklar bu sessiz ve yabani çocukla pek fazla yakınlık kurmak istemezler ve Yusuf gittikçe daha da yalnızlaşır. Yusuf yalnızca birkaç arkadaş edinebilir ve en çok vakit geçirdiği arkadaşı da Ali’dir. Vakit geçirmekten kasıt da bakkalın önünde hiç konuşmadan oturmak…

Muazzez, Yusuf ve Ali bir gün çok zengin olan Hilmi Bey’in oğlu Şakir’le yolda karşılaşırlar. Sarhoş olan Şakir, Yusuf’un kardeşi Muazzez’e sarkıntılık edince Yusuf Şakir’e yumruk atar. Çevredekilerin de müdahalesiyle kavga yatıştırılmış olsa bile Şakir bu yumruğun intikamını almadan durmamakta kararlıdır.

Şakir’in intikamını ilk olarak babası Hilmi Bey ve Hacı Etem almaya karar verir. Daha sonra Yusuf’un babası Selahattin Bey’i kumar oynamaya ikna ederler. Her zaman olduğu gibi Selahattin Bey de kumar masasında hüsrana uğrar. Başta gayet iyi kazanıyorken bir anda büyük miktarlarda kaybetmeye başlar. Kaybettiği paraları geri kazanmak için Hilmi Bey’den borç alır fakat oturduğu kumar masasında bir gecede tam 320 altın kaybeder. Gizli düşmanlarına iyice muhtaç olan Selahattin Bey, hâlâ kurulan intikam planlarından bir haberdir. Sonrasında Hacı Etem, Selahattin Bey’e bir senet imzalatır ve böylece onu istedikleri gibi avuçlarının içine alabilirler.

Aradan biraz zaman geçer ve Hilmi Beyler Muazzez’i Şakir’e istemek için Selahattin Bey’in evine görücüye giderler. Selahattin Bey, Şakir gibi bir yabani serseriye güzeller güzeli kızını vermeyi hiç istemez fakat Hilmi Bey’e olan borcu onu engeller. Çevresindekilerin kabul et ısrarları üzerine Muazzez’i Şakir’e vermeyi düşünmeye başlayan Selahattin Bey’in bu düşüncesini Yusuf bozar ve bu planları da suya düşer.

Yusuf, okulu bıraktığı için babasının satın aldığı zeytinlikle ilgilenerek vaktini geçirir. Bir gün yine zeytinlikte çalışırken iki kadın gelir, Kübra ve annesi. Yusuf bu iki kadından şüphelenir fakat Kübra’nın bakışları Yusuf’a bu şüphesini unutturur. Daha sonra bu iki kadını işe alan Yusuf, aslında kurulan bir tuzağa kendi elleriyle kapı açtığının farkında değildir. Bir gün annesi Kübra olmadan zeytinliğe gelir. Yusuf nedenini sorduğunda ise hasta olduğunu söyler ve bunun üzerine Yusuf onlara erzak yardımı yapar. Daha sonra içeriye Hacım Etem girer ve Yusuf’la tartışırlar. Daha sonra Hacı Etem Yusuf’u bıçaklar. Bu olayı herkesten saklarlar ve Yusuf bir süre evinde dinlenir.

Selahattin Bey ise Muazzez’i Şakir’e vermeye karar vermiştir ama önce Yusuf’a danışmak ister. Yusuf Kübra ve annesini çağırarak Şakir’in gerçek yüzünü babasına gösterir ve izdivaç bozulur.

Kuyucaklı yusuf

Selahattin Bey, Yusuf’a Hilmi Bey’e olan 320 altın borcu olduğundan bahseder. Yusuf bu borcu nasıl ödeyeceğini düşünürken Muazzez’i seven Ali olaya müdahale eder ve borcu ödeyeceğini söyler. Daha sonra Muazzez’e talip olur ve evlenmeye karar verirler. Bunu duyan Şakir yine rahat durmaz ve sarhoş geldiği bir düğünde Şakir’i vurarak öldürür. Jandarmalar tarafından yakalanan Şakir, babasının tüm delilleri ve şahitleri yok etmesi üzerine yeniden serbest bırakılır. Ali’nin ölümü ortalığı bir süre sessizleştirir.

Selahhattin Bey’in eşi Şahinde tüm bu olanlara ve uyarılara rağmen Hilmi Bey’in eşiyle görüşmeye devam eder çünkü hep zengin bir damat hayali kurmuştur. Muazzez, Ali’ye para karşılığında satıldığını söyleyip Yusuf’a çok kızmıştır. Bir akşam Muazzez ile Yusuf’un tartıştığı sırada Muazzez, Yusuf’a olan aşkını itiraf eder. Bu itiraf üzerine Yusuf ne yapacağını bilemez ve eve daha az gelmeye başlar.

Yusuf vaktinin çoğunu yine zeytinlikte geçirirken Muazzez de ona inat annesiyle birlikte Hilmi Bey’in eşiyle görüşmeye gider. Yusuf Muazzez’in gittiği yeri öğrenince hemen kiraladığı arabayla birlikte bağdan gizlice Muazzez’i kaçırır ve oradan uzaklaştıktan sonra ona nikah kıyar. Ertesi gün ailesine haber yollar ve Selahattin Bey bu izdivacı duyunca çok sevinir. Selahattin Bey haber vermek için gelen kişiyi bir şekilde ikna ederek yerlerini öğrenir ve onları geri getirir. Daha sonra makamını kullanarak Yusuf’a katiplik işi bulur.

Bir süre sonra hastalanan Selahattin Bey daha fazla tutunamaz ve hayatını kaybeder. Selahattin Bey’in ölümünün ardından evin tüm geçimi Yusuf’un eline kalır fakat Şahinde onun eline bakmaktan hiç memnun değildir.

Selahattin Bey’in ölümünün üzerine yeni gelen kaymakam zengin ailelerle daha yakından ilgilenir. Bu zengin ailelerden biri de haliyle Hilmi Bey’in ailesidir. Hemen Yusuf’u katiplikten alarak köy köy gezip vergi toplama işini verirler. Şahinde Yusuf’un yokluğundan faydalanarak gezmeye götürdüğü Muazzez’i bir gün Hilmi Beylere de götürür. Bu toplanmalara sürekli katılan konukların başında Hilmi Bey, Şakir ve kaymakam da vardır. Muazzez zamanla bu adamların eğlencesi olur ve ortalık malı haline gelmeye başlar. Muazzez’le intikam almak için evlenmek isteyip evlenemediği için kızgın olan Şakir, Yusuf’un karısı Muazzez’i ortalık malı yaptığı için keyfi yerindedir.

Yusuf yeni alınan eşyaları gördüğünde bile söylenen ilk yalana inanır ve olanlardan haberi olmaz. Bir gün her şeyi öğrendiğinde habersizce işten eve erken geldiğinde evinde eğlence olduğunu görür. Eline aldığı kırbaçla herkese rastgele vurmaya başlar. Daha sonra kırbaç lambaya geldiğinde ve her yer karanlık olduğunda Yusuf silahını alarak rastgele topluluğun üzerine ateş etmeye başlar. Sesinden Muazzez’i tanır ve onu kucaklayarak oradan uzaklaşır. Köyden iyice uzaklaştıktan sonra Yusuf atından indiğinde Muazzez’in de yaralı olduğunu görür. Yaralı kadın o gece ölür ve Yusuf kendi elleriyle onu açtığı çukura gömer.

Kuyucaklı Yusuf Roman Kahramanları  

Kuyucaklı yusuf roman kahramanları

Yusuf: Çok küçükken ailesi haydutlar tarafından öldürülen çaresiz bir çocuktur. Sessiz ve diğer insanların tabiriyle “yabani” biridir. İnsanlarla kolay kolay anlaşamaz ve sayılı arkadaşı vardır. Zaten insanlarla anlaşmak için de çok çaba harcamaz. Çünkü ailesini kaybettikten sonra hiçbir zaman bir yere bağlanma ihtiyacı hissetmez. Yusuf, toplumsal düzene ayak uyduramazken kendi içinde yalnız hissetmeye devam eder. Bu yüzden okuma yazma öğrendikten sonra okulu bırakır çünkü orada verilen bilgilerin pek bir öneminin olmadığını düşünür. Yusuf hep doğayla iç içe bir yaşam sürmüştür çünkü kendini huzurlu ve ait hissettiği tek yerin doğa olduğunu hisseder. Bu nedenle de vaktini hep onu evlatlık edinen Selahattin Bey’in satın aldığı zeytinlikte geçirir.

Muazzez: Yusuf’u evlatlık edinen Selahattin Bey’in Kızıdır. Evlerine gelen Yusuf’la çok iyi anlaşırlar ve Yusuf’a olan sevgisi zamanla aşka dönüşür. Bu aşk kadını, romanın başlarında içine kapanıp ve romantik bir kişilikte görünüyor olsa da romanın sonlarına doğru kendinden ödün vermiş, silik ve edilgen bir kişiye dönüşecektir.

Selahattin Bey: Ailesi ölen çaresiz çocuk Yusuf’u evlat edinen kaymakam ve Muazzez’in babasıdır. Selahattin Bey de Yusuf gibi yaşadığı toplumun çirkin yüzünden kendini ayrıştıran bir karakterdir fakat ondaki Yusuf kadar yoğun değildir.

Hilmi Bey ve Oğlu Şakir: Gücün parayla olabileceğini düşünen ve her şeyi parayla elde etmeye çalışan zengin insanlardır. Yönetim Hilmi Bey ve oğlu Şakir’e karışmaz, istedikleri genç kızlara sahip olabilirler, hovardalıkları ve karanlık işleri ile bilinirler.

Hacı Etem: 24 yaşlarında genç bir adamdır. Şakir ve Hilmi Bey’in kirli işlerine koşturarak parayı elde eden biridir. Şakir’i hapse girmekten kurtarmak için yalancı şahit bulan ve kanıtları ortadan kaldıran kişidir. Aynı zamanda kaymakam Selahattin Bey’i kumara alıştırıp Şakir’in intikamına destek veren kişidir.

Avukat Hami Bey: Hilmi Bey’in uzaktan akrabası olan Avukat Hami Bey, Şakir’in hapse girmemesi için davayı üstlenir. O bölgede en çok iş yapan avukattır ve arkası da sağlam olduğu için kirli işler yapmaktan geri durmaz.

Kaymakam İzzet Bey: Kaymakam Selahattin Bey’in ölümünün ardından göreve yeni atanan kişidir. Şakir’in ve Hilmi Bey’in kirli işlerine ortak olan biridir.

Jandarma Bölük Komutanı Kadir ve Karakol Çavuşu Cemal: Kasabanın kirli işlerini yapanlar arasında gördüğümüz kişilerdir. Ali’yi öldüren Şakir’in yancılığını yapmak ve onu hapse girmekten kurtarmak için rüşvet alanlardır.

Şahinde: Kaymakam Selahattin Bey’in eşi ve Muazzez’i kötü yola sürükleyen annedir. Bürokrattan olmamasına rağmen lükse ve zenginliğe aşırı düşkün ve bu lükse ulaşabilmek için de her türlü yolu deneyen biridir. Zenginlik için kızını bürokrat ailelerin önüne yem olarak atacak kadar gözü dönmüştür bir kadındır.

Sabahattin Ali Kuyucaklı Yusuf Romanından Kısa Alıntılar

Sabahattin ali kuyucaklı yusuf romanından alıntılar

“Beni babam gibi sevemezsin ama, geleyim. Senin de kimin kimsen yok mu?” -Sabahattin Ali

“Hakikaten ne yaparsa yapsın, kimlerle arkadaş olursa olsun,alışamıyordu bu şehirlilere vesselam…” – Sabahattin Ali 

“Soluk ve ensiz dudaklarının kenarında, gene çok ”yaşamış” olanlarda görülen tecrübe çizgileri vardı.” -Sabahattin Ali

“Kız: ‘O gelmez artık!’ dedi. ‘Nereden biliyorsun?’ dedim. ‘Gidişinden belliydi!’ dedi.” – Sabahattin Ali 

“Ben de insanım Yusuf, ben de etten ve sinirden yapılmış bir mahlukum. Bana da biraz acıyın canım!” -Sabahattin Ali

“Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyfendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var…” – Sabahattin Ali 

“Senin gözünü sevda bürümüş, Bey…” -Sabahattin Ali

“Göğsünün içinde, bu asırlık ağacın kabuğu gibi yarıklar bulunduğunu sandı ve gırtlağına kadar bir ateşin çıktığını hissetti. Aman Yarabbi, ne kadar yalnızdı.” – Sabahattin Ali 

“Hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak, erişmek, sahip olmak arzusunu vermemişti. Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış, bu yalnızlığının gururu içinde memnun olmaya çalışmıştı. Şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu. Fakat niçin bu istek bir imkansızlıkla beraber gelmişti? Niçin hayatının bu en büyük arzusunu, şimdiye kadar belki yine içinde, fakat en gizli yerlerde saklı duran bu arzuyu, hapsedildiği yeri parçalayarak ortaya çıkar çıkmaz, öldürmeye mecbur kalıyordu? Niçin? Kimin için?”-Sabahattin Ali

“Benim için yapılacak ne iş kaldı ki?” diyordu. “Yerimizi boşaltsak da dünyaya yeni geleceklere yer açsak…” – Sabahattin Ali 

İçimizdeki Şeytan Kitap Özeti – Sabahattin Ali (Yakamoz Yayınları)

İçimizdeki şeytan sabahattin ali yakamoz yayınları

”İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var.”

Ömer ve Nihat, üniversitede tanışan iki arkadaştır. Kadıköy vapuruna bindikleri günlerden birinde muhabbet ederken karşılarında oturan bir genç kız dikkatlerini çeker. Ömer’in genç kızla konuşmaya çalıştığı sırada Kadıköy vapuru iskeleye yanaşır. Nihat başlarına bir rezillik gelmesin diye Ömer’i takip etmeye başlar. Ömer kızın arkasından seslenecekken uzaktan akrabası olan Emine teyzeyi görür ve Emine teyze Ömer’e bu genç kızın adının Macide olduğunu, musiki öğrenmek için Balıkesir’den İstanbul’a taşındığından bahseder. Bu tesadüf Ömer’i çok sevindirmiştir. Macide, 6 ay gibi bir süredir Emine teyzenin yanında kalıyordur.

Güzel ve zeki bir genç kız olan Macide, Konservatuvar öğrencisidir. Emine teyzenin eşi Galip Bey bu durumdan çok hoşnut olmasa da Macide’nin babasının her ay yolladığı kırk lira, sesini çıkarmamasına yetiyordu.

Macide’nin sesi herkesi büyüleyecek kadar güzeldir. Eğitim aldığı hocası Necati Bey ve daha sonra onun yerine geçen Bedri Bey, Macide’ye ilgi duymuşlardır. Hatta bir süre sonra karşılıklı birbirlerine ilgi duymuşlarsa da bundan ikisinin de haberi olmadan Bedri Bey Balıkesir’den İstanbul’a taşınmıştır.

Ömer ve Nihat o gün sağcı yazar İsmet Şerif ve Emin Kamil ile birlikte meyhaneye gitmişlerdir. Meyhaneden çıkan Ömer, Emine teyzenin evine gitmiştir. Aynı gün Macide, babasının öldüğünü öğrenmiş ve kendini odaya kapatıp bir süre çıkmamıştır. Macide, Emine teyzenin evini pansiyon gibi kullanarak ev halkından kimseyle samimiyet kurmamaktadır. Ömer, onu konservatuvara kadar bırakıp çıkışta tekrar almak için Macide’den söz almıştır.

İçimizdeki Şeytan

Ömer o gün işlerini hallettikten sonra Macide’yi almaya gittiğinde ona olan duygularını açar ve Macide’den de aynı yönde karşılık alır. Daha sonra her gün birlikte vakit geçirmeye başlarlar fakat eve geç dönmelerinden rahatsız olan Emine teyzesinden işittiği azarlar ve Galip Bey’in Macide’nin annesinin para göndermemesinden şikayetçi olmasıyla eşyalarını toplar ve teyzesinin evini terk eder. Nereye gideceğini bilmeyen Macide’ye Ömer sahip çıkar ve kendi evine alır. Evlenip birlikte yaşamaya başlarlar.

Macide’nin kanı evlerine gidip gelen Nihat ve Profesör Hikmet’e hiç ısınmaz. Çiftin geçim sıkıntısı çektiğini gören Nihat, Ömer’e vezneden para sızdırma teklifinde bulunmuş fakat Ömer kabul etmeyerek bu teklifi geri çevirmiştir. Ömer’in arkadaşı olan Bedri, çiftin geçim sıkıntısı olduğunu öğrenince onlara para yardımı yapmaya başlar. Bir gün Bedri ve Macide karanlık bir odada otururken Ömer görür. Hemen Bedri’yi evden kovar. Geçim sıkıntısına dayanamayan Ömer’in aklına Nihat’ın yaptığı teklif gelir ve veznedarı tehdit ederek 250 lira alır. Fakat yaptığından utanan ve bu durumu kendine yakıştıramayan Ömer, bu parayı Nihat’ın evine bırakır.

Bir gün Macide ve Ömer eğlenmek için hep birlikte gazinoya gittiklerinde Ömer, eski bir kız arkadaşı olan Ümit’le karşılaşır ve Macide’nin sıkıldığı için eve gitme isteğini dinlemeyerek Ümit’le muhabbete dalar. O gece İsmet Şerif, Macide’ye yılışmaya çalışmıştır fakat Macide onu itip hemen dışarıya çıkmıştır. Daha sonra Ömer’in yanında Profesör Hikmet de Macide’ye yılışmıştır. Ömer tüm bunları görmesine rağmen Profesöre borcu olduğundan dolayı sesini çıkarmamıştır. Bunu gören Macide, Ömer’den tiksinmeye başlar.

Ertesi gün Ömer’le daha fazla yaşayamayacağını anlayan Macide, ona uzun bir veda mektubu yazmaya başlamıştır. Tam o sırada içeriye giren Bedri, Nihat, Ömer ve birçok arkadaşının tutuklandığını söylemiştir. Ömer’in veznedarı tehdit edip parasını alma suçundan başının yanabileceğini söyler. O günden sonra Bedri ve Macide, Ömer’i ziyaret etmeye başlar fakat ikisi de susup oturmaktan başka bir şey yapmazlar.

Bir gün yine aynı şekilde Bedri ve Macide, Ömer’i ziyaret etmeye gittiklerinde Ömer, Bedri’yle tek konuşmak istediğini söyler. Ve daha sonra Bedri’ye; “İster onunla arkadaş ol, ister evlen; ama onu yalnız bırakma.” Dedikten sonra Bedri durumu Macide’ye anlatıp evine taşınmasını ister. Macide Bedri’nin bu teklifini kabul eder ve birlikte yokuş aşağı yürümeye başlarlar.

İçimizdeki Şeytan Roman Kahramanları

İçimizdeki şeytan roman kahramanları

Ömer: Romanın başkahramanlarından olan Ömer, kaypak, tutarsız, inançsız, iradesiz ve yaşamı gereksiz ve boş bulan biridir. Macide’ye sahip çıkmak için onunla evlenip daha sonra sahipsiz bırakarak Bedri’ye teslim eden biridir. Tamamen hayattan kopuk bir şekilde yaşamını sürdüren Ömer, sağcı görüşlü kimselerin arasında kaybolmuş, bilinçsiz ve sorumsuzca yaşayan biridir. Zekidir fakat iradesizliği bu özelliğini de boşa çıkarır. Çevresindekilerin laflarına kulak asmamayı bir türlü başaramaz ve rüzgârın yaprağı savurduğu gibi o da çevresindekilerin etkisiyle oradan oraya bilinçsizce sürüklenir. İçimizdeki Şeytan romanının başkahramanlarından Ömer, bu romanda yarı aydın kesimi temsil eden bir karakter olarak karşımıza çıkar.

Nihat: Lüks yaşam, para, güç, diğerlerinden daha iyi olmak gibi şeyler Nihat’ın en iyi olmak istediği alanlardır. Ve bu yolda yapılacak her şeyin mubah olduğunu düşünerek kirli işlere bulaşmaktan geri durmaz.

Macide: Konservatuvar öğrencisi olan Macide, temiz, atılgan, derin duygulara sahip ve kurallarından kesinlikle ödün vermeyen gururlu bir kadındır. Ölçülü ve zeki olan bu genç kız, babasının ölümünün ardından teyzesinin evinden ayrıldıktan sonra kime sığınacağını bilmezken Ömer’in sahip çıkacağına olan güveni ve inancı bir süre sonra yine Ömer tarafından yıkılmıştır. Henüz hayatı tanımayan Macide, yaşadıklarından sonra birçok kez hayal kırıklığına uğrayacaktır.

Veznedar Hafız: Veznedar Hafız, hayata olan bakış açısı ve yaşama karşı benimsediği görüşleri oturmuş sağlam karaktere sahip biridir.

Bedri: Solcu kesimden olan Bedri, sağcıları tanır ve onların görüşlerini de derinlemesine bilir. Ömer’in sahip çıkmadığı Macide’ye romanın sonunda sahip çıkan ve kimsesiz bırakmayan kişidir. Çok fazla konuşmayan ve kendi emekleriyle hayatını sürdürme amacı güden biridir. İradeli, bilinçli, dürüst ve araştırmayı sever. Aynı zamanda çok yardımsever bir kişiliğe sahiptir ve her zaman arkadaşlarına destek olarak onlara yardım eder.

Sabahattin Ali İçimizdeki Şeytan Romanından Kısa Alıntılar

İçimizdeki şeytan romanından kısa alıntılar sabahattin ali kitapları

“İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.” -Sabahattin Ali

“İçimizde şeytan var… Can kırıkları var. Nefret var, yalanlar var… Bir yanımız bizi çoktan terk etmiş, kaçıyor… Melankoli ve hüsran var… Keşke bazı geceler hiç sabah olmasa.” – Sabahattin Ali 

“Riyakârlık tesellide son haddini bulur.” -Sabahattin Ali

“Günün birinde ya çıldıracağız, ya da dünyaya hakim olacağız. Şimdilik bir rakı parası bulmaya çalışalım ve parlak istikbalimizin şerefine birkaç kadeh içelim.” – Sabahattin Ali 

“Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır.” -Sabahattin Ali

“En akıllımızın kafası bile bizden evvelkilerin depo ettiği bir sürü bilgi ve tecrübenin ambarı olmaktan ileri geçemez.” – Sabahattin Ali 

“Yaşamak, herkesten daha iyi, herkesten daha üstün yaşamak, insanlara hakim olarak, kuvvetli, belki de biraz zalim olarak yaşamak… Dünyada bundan başka istenecek ne vardır?” -Sabahattin Ali

“Bana öyle geliyor ki, hakikaten yapabileceğimiz tek bir iş vardır, o da ölmek.” – Sabahattin Ali 

“Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz var ki? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?” -Sabahattin Ali

“Küçük bir yaprağın arkasında bir dünya gördüğünü zanneder de koca dünyayı görmeden yaşar.” – Sabahattin Ali 

Sık Sorulan Sorular

Sabahattin Ali'nin Edebi Kişiliği

Sabahattin Ali, romanlarının konularını Anadolu halkının yaşantısına bağlı seçmiştir.

Sabahattin Ali Hangi Akımlardan Etkilenmiştir?

Sabahattin Ali'nin eserlerinde çoğunlukla realist ve naturalist akımların etkileri gözlemlenir.

Sabahattin Ali Hangi Edebiyat Anlayışını Benimsemiştir?

Türk Edebiyatı'nın unutulmaz yazarı Sabahattin Ali, gerçekçi ve toplumcu anlayışları benimsemiştir.

Sabahattin Ali'nin Kaç Romanı Var?

Sabahattin Ali'nin yayımlanmış üç romanı vardır. Bunlar; Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf ve İçimizdeki Şeytan'dır.

Maria Puder Kimdir?

Sabahattin Ali'nin kızı Filiz Ali, babasının hapishanedeyken arkadaşına yazdığı mektupta bir Alman kadından bahsettiğini ve Maria Puder'in gerçek olduğunu söylemiştir.

Editör Puanı
Bu yazıyı puanlamak için tıklayın!
[Toplam: 1 Ortalama: 5]

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu