kripto paralarbitcoinvadeli işlemspot işlemcoinlerresimli sözler

Sabahattin Ali Kitap Özetleri ve Kitap Alıntıları

Sabahattin Ali Kitap Özetleri ve Kitap Alıntıları
21.09.2023
1.193
A+
A-

Sabahattin Ali kitapları, Türk Edebiyatı’na bırakılmış en önemli ve değerli yapıtlardır. Bu yapıtları okurken toplum anlayışını benimseyen Sabahattin Ali’nin penceresinden bakacaksınız.

25 Şubat 1907 tarihinde dünyaya gelen usta yazar Sabahattin Ali, yaşadığı dönemin etkisiyle Türk Edebiyatı’na unutulmaz eserler bıraktıktan 41 yıl sonra 2 Nisan 1948 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

Kürk Mantolu Madonna, Sırça Köşk, Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Değirmen, Kağnı, Ses, Yeni Dünya eserlerine imza atmış Sabahattin Ali’nin kitap tanıtımları ve kitap alıntılarını sizin için derledik.

Sabahattin Ali Kitapları

Sabahattin Ali kitapları, son dönemlerin en çok okunan kitapları arasında yer almaktadır. Yazarın Türk Edebiyatı’na sunduğu katkısı ve okunurluk açısından en çok okunan kitaplar olması, yazarı daha da değerli kılmaktadır.

İşte Sabahattin Ali’nin kitapları.

1- Kürk Mantolu Madonna

Kürk Mantolu Madonna

Sabahattin Ali kitaplarından en çok bilinen “Kürk Mantolu Madonna,” Sabahattin Ali’nin en ünlü romanlarından biridir. Roman, aşk, tutku, toplumsal normlar ve insan ilişkileri üzerine odaklanır. İşte romanın ana konusu:

Romanın ana karakteri, genç bir ressam olan Raif Efendi’dir. Raif Efendi, İstanbul’a bir resim yapmak için gelirken, ona ilham veren bir kadınla tanışır. Bu kadın Maria Puder adında Polonyalı bir kadındır ve ona “Kürk Mantolu Madonna” lakabını verirler.

Kürk Mantolu Madonna Özeti

Sabahattin Ali kitaplarından en çok okunan Kürk Mantolu Madonna, Raif Efendi’nin ölümünden sonra Rasim Ferit’in yazdığı mektuplarla başlar. Rasim Ferit, Raif Efendi’nin arkadaşıdır ve onun ölümünden sonra onun mektuplarını okur. Bu mektuplarda Raif Efendi, Maria Puder ile olan aşkını anlatır.

Raif Efendi, gençlik yıllarında babasının isteği üzerine Berlin’e gider. Burada bir sanat galerisinde gördüğü Kürk Mantolu Madonna tablosuna aşık olur. Tablodaki kadının kim olduğunu öğrenmeye çalışır ve sonunda Maria Puder ile tanışır. Maria Puder, Raif Efendi’nin aşkına karşılık verir ve birlikte olurlar.

Ancak bu mutluluk uzun sürmez. Raif Efendi’nin babasının öldüğü haberi gelir ve Raif Efendi Türkiye’ye dönmek zorunda kalır. Maria Puder’i de yanına almak ister, ancak Maria Puder bu teklifi kabul etmez.

Raif Efendi Türkiye’ye döndükten sonra eski hayatına geri döner. Bir süre sonra evlenir ve iki çocuğu olur. Ancak Maria Puder’i asla unutamaz.

Yıllar sonra Raif Efendi, Maria Puder’den bir mektup alır. Maria Puder, Raif Efendi’nin öldüğünü düşünerek ona yazmıştır. Mektuptan Raif Efendi, Maria Puder’in hamile olduğunu ve doğum sırasında öldüğünü öğrenir.

Bu haber Raif Efendi’yi çok üzer. O da bir süre sonra ölür.

Roman Karakterleri

  • Raif Efendi: Romanın ana karakteridir. İstanbullu bir tüccarın oğludur. Babasının isteği üzerine Berlin’e gider ve burada bir sanat galerisinde gördüğü Kürk Mantolu Madonna tablosuna aşık olur. Maria Puder ile tanışır ve ona aşık olur.
  • Maria Puder: Romanın kadın kahramanıdır. Berlin’de yaşayan bir şarkıcıdır. Raif Efendi’nin aşkına karşılık verir.
  • Rasim Ferit: Romanın anlatıcısıdır. Raif Efendi’nin arkadaşıdır. Raif Efendi’nin ölümünden sonra onun mektuplarını okur ve bunları bir roman haline getirir.

Kürk Mantolu Madonna Eleştirileri

Sabahattin Ali kitaplarından Kürk Mantolu Madonna, Türk edebiyatının en önemli romanlarından biridir. Roman, güçlü karakterleri, etkileyici anlatımı ve derin temaları ile eleştirmenlerden ve okurlardan büyük beğeni toplanmıştır.

Roman, aşk, yalnızlık ve yabancılaşma gibi evrensel temaları ele aldığı için her dönemde ilgi görmeye devam etmektedir.

Kürk Mantolu Madonna Kitap Alıntıları

“Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.”

“Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?”

“Bir kadının bize her şeyini verdiğini zannettiğimiz anda, onun hakikatte bize hiçbir şey vermemiş olduğunu görmek, bize en yakın olduğunu sandığımız o anda bizden, bütün mesafelerin ötesindeymiş kadar uzak bulunduğunu kabule mecbur olmak acı bir şey.”

“Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince, insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.”

“Bir ümidim yok. Bu sondu. Artık hiçbir şeyin değişmesine imkan yok, lüzum da yoktu.”

“Bitmiyor, sadece bazen belki güneşli bir günde veya kalabalık bir gecede geçtiğini sanıyorsun ama geçmiyor esasında. Alışıyorsun zamanla. Asla bitmiyor.”

“Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesinde, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden insan gibi üzüntülüydüm.”

“Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim. İkinci defa ise oynayamam.”

“Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı. Çünkü o, benim için bütün insanlığın timsaliydi.”

“Her şey bitti mi? Zannetmem. İkimizin de çocuk olmadığımızı biliyorum. Yalnız bir müddet dinlenmek ve birbirimizden uzak kalmak lazım. Ta ki birbirimizi tekrar görmek ihtiyacını şiddetle duyuncaya kadar.”

“İlk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde, ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz.”

“İnsanlara ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçma ihtiyacım o kadar artıyordu.”

“Kafamın içinde ona söylenecek uçsuz bucaksız şeyler bulunduğunu hissediyorum, senelerce söylense bitmeyecek şeyler.”

“Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.”

“Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi.”

“Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum.”

“Seninle şöyle bir oturup konuşamadık.”

“Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana, dünyada başka türlü hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.”

“Yalnız onun yanındayken içimi müthiş bir korku, onu kaybetme korkusu sarardı.”

“Yollarımız bir kere karşılaştı. Fakat ona dair hiçbir şey bilmiyorum.” 

2- Sırça Köşk

Sırça köşk

Sabahattin Ali kitaplarından “Sırça Köşk,” Sabahattin Ali’nin en bilinen eserlerinden biri olan bir hikaye kitabıdır. Kitap, 1939 yılında yayımlanmıştır ve içinde on bir hikaye bulunmaktadır. Kitapta her bir hikaye farklı karakterlerin yaşamından kesitler sunar ve toplumsal meselelere dair çeşitli temalar işlenir.

Kitaptaki hikayelerin konuları ve temaları farklı olsa da, genel olarak insan ilişkileri, aşk, evlilik, toplumun normları ve bireysel özgürlük gibi temaları ele alır. Sabahattin Ali, hikayelerinde sıradan insanların iç dünyalarını ve yaşadıkları zorlukları anlatır.

Sırça Köşk Özeti

Üç arkadaş, şehrin zenginlerinden ve güçlülerinden para toplayarak bir sırça köşk inşa etmeye karar verir. Köşk, gittikçe büyür ve içindeki hizmetçi sayısı da artar. Ancak sırça köşkün gözü doymak bilmez ve büyüdükçe büyümek ister.

Sırça köşk, halka zorbalık yapmaya başlar. Halkın yiyeceğini, içeceğini zorla alır, itiraz edenleri sırça köşkün bodrumuna kapatır. Halk, bu beladan kurtulmaya çalışmaz, sırça köşkün adamları da köşkün hiçbir kuvvetin yıkamayacağı kadar sağlam olduğu düşüncesini yayarlar.

Bir gün, şehirde dolaşan üç arkadaş, sırça köşkün yıkıldığını görür. Halk, sırça köşkün yıkılmasını kutlar. Üç arkadaş, sırça köşkün yıkılmasının bir mucize olduğunu düşünür.

Sırça Köşk Roman Karakterleri

  • Üç arkadaş: Öykünün ana karakterleridir. Bir şehirde yaşayan üç tembel arkadaştır. Sırça köşk inşa etme fikrini ortaya atarlar ve bunu gerçekleştirirler.
  • Sırça köşk: Öykünün ana sembolüdür. Zenginlerin ve güçlülerin halkı nasıl sömürdüğünün bir temsilidir.
  • Halk: Sırça köşkün sömürüsüne maruz kalanlardır. Korkak ve aptal oldukları için sırça köşkün yıkılmaz olduğuna inanırlar.

Roman Eleştirileri

Sırça Köşk, Sabahattin Ali’nin en önemli kısa öykülerinden biridir. Öykü, güçlü anlatımı ve eleştirel bakış açısı ile eleştirmenlerden ve okurlardan büyük beğeni toplanmıştır.

Öykü, düzen eleştirisi, aptallık eleştirisi ve umut gibi evrensel temaları ele aldığı için her dönemde ilgi görmeye devam etmektedir.

Sırça Köşk Kitap Alıntıları

“Neyse, kalbini sağlam tut.”

“İstediğin kadar güzel resim yap… Anlayan, kıymetini bilen olmadıktan sonra…”

“Namuslu adam kalmamış bu dünyada iki gözüm…”

“Bahtiyar olan gülmüyor, gülen de bahtiyar değil…”

“Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?”

“Kendi içimizde, kendimize dair bilmediğimiz o kadar çok şey var ki…”

“Düşünün, bir insanın celladına gülümsemesi, kendi yumuşaklığı ile onu yumuşatabileceğini sanması kadar gülünç, adi şey olur mu?”

“İstediğin kadar güzel resim yap… Anlayan, kıymetini bilen olamadıktan sonra…”

“Böyle budala yerine koymuyorlar mı, işte insana asıl o dokunuyor.”

3- Ses

Ses

Sabahattin Ali kitapları arasında bilinirlik kazanan “Ses,” Sabahattin Ali’nin romanlarından biridir. Kitap, 1943 yılında yayımlanmıştır ve yazarın diğer eserlerinde olduğu gibi insan ilişkileri, toplumsal sorunlar ve karakterlerin iç dünyalarını ele alan önemli bir eserdir.

Ses, romanın ana karakteri olan Mithat Cemal Kuntay’ın hayatına odaklanır. Mithat Cemal Kuntay, bir edebiyat öğretmenidir ve kitap boyunca hayatının farklı dönemlerini ve ilişkilerini anlatır. Roman, Mithat’ın aşk, dostluk ve aile ilişkileri üzerine odaklanırken, aynı zamanda toplumun normlarına, değerlerine ve sınıfsal ayrımlara da dokunur.

Ses Özeti

Mehmet Ali, köyün en fakir adamlarından biridir. Babasını küçük yaşta kaybetmiş ve annesiyle birlikte yaşamaktadır. Mehmet Ali, köyde yaşayan Gülşah adında bir kadına aşık olur. Gülşah, köyün en güzel ve en zengin kadınıdır.

Mehmet Ali’nin aşkı karşılıksız değildir. Gülşah da Mehmet Ali’ye aşıktır. Ancak ikisinin de aileleri bu aşka karşı çıkar. Mehmet Ali’nin ailesi, Gülşah’ın zenginliğini ve güzelliğini kıskanır. Gülşah’ın ailesi ise Mehmet Ali’nin fakirliğini ve sıradanlığını kabul etmez.

Mehmet Ali ve Gülşah, ailelerine rağmen birlikte olmaya karar verir. Ancak bu karar, onların hayatlarını altüst eder. Mehmet Ali’nin ailesi onu evden kovar. Gülşah’ın ailesi ise onu zorla bir başkasıyla evlendirir.

Mehmet Ali, aşkı uğruna her şeyi göze alır. Gülşah’ın peşinden gider ve onu kaçırır. İkisi birlikte şehire kaçar. Ancak şehirde de hayatları kolay olmaz. Mehmet Ali, iş bulamaz ve Gülşah da ailesi tarafından reddedilir.

Mehmet Ali ve Gülşah, bir süre sonra köye dönmek zorunda kalır. Ancak köyde de kimse onları kabul etmez. İkisi de köyün dışında, kimsesiz bir yerde yaşamaya başlar.

Öykü, Mehmet Ali ve Gülşah’ın aşkının trajik sonuyla biter. Mehmet Ali, bir gün köyün yolunda yürürken bir arabanın çarpması sonucu ölür. Gülşah ise Mehmet Ali’nin ölümünden sonra bir daha kimseyi sevemez ve yalnız başına hayatını sürdürür.

Roman Karakterleri

  • Mehmet Ali: Öykünün ana karakteridir. Köyün en fakir adamlarından biridir. Gülşah’a aşıktır.
  • Gülşah: Öykünün kadın kahramanıdır. Köyün en güzel ve en zengin kadınıdır. Mehmet Ali’ye aşıktır.
  • Mehmet Ali’nin ailesi: Mehmet Ali’nin fakirliğini ve sıradanlığını kabul etmez.
  • Gülşah’ın ailesi: Mehmet Ali’yi Gülşah için uygun görmez.

Ses Alıntıları

“Biliyor musunuz, bir dakika, hatta bir saniyede verilen veya verilmeyen bir karar, bir tereddüt anı, insanın hayatı üzerinde ne uçsuz bucaksız neticeler doğurabiliyor.”

“Bütün mukavemetlerim faydasız kalıyor. Dağdaki küçük bir derenin nehre doğru koşan suları gibi bütün hislerim ona koşuyorlar.”

“Dünyada hiçbir aşkın ebedi, hatta uzun ömürlü olmadığı muhakkaktır. Bunun aksini düşünenler başkalarını veya kendilerini aldatmaya çalışan divanelerdir.”

“Eşyaya kendi dimağımızın mikyasları ile kıymetler veriyor, bunlara körü körüne inanıyoruz. Halbuki tabiatın, asıl idare eden kuvvetin verdiği kıymet hükümleri bizimkilerden kim bilir ne kadar ayrıdır.”

“Güneş senden daha sıcak, gökyüzü daha geniş, ilkbahar rüzgarları daha cana yakın değildir?”

“Hayata bakmalı, hayata; kitaplarda bir şey yok… Kim bilir, belki biz de evimizde okuyoruz… Fakat hayat büsbütün başka…”

“Hiç buna imkan var mı şair? Senin kafanda, ruhunda, hatta en ufak bir hücrende bile benden başkasının yer almasına tahammül edebilir miyim?”

“İnsan kendini ne kolay aldatıyor.”

“Ölmek. Etrafında dolaşan, konuşan ve yürüyen adamlara iştirak edememek, artık onlardan büsbütün ayrı olmak…”

“Ölüm bugünkünden daha çok yaşamak demektir; ölüm ilelebet ve bin bir şekilde yaşamak demektir.”

“Seni bilmem fakat ben maddelerin fevkinde bir manevi bağa, insanları birbirine yaklaştıran bir hisse inanıyorum. Düşün dünyada birbirini sevmek, birbirine yakın olmak hisleri de olmasa yaşamanın manası kalır mı?.”

“Sessiz sedasız bir köşeye çekilip yaşamak lazım.”

“Tesadüfün pek merhametli olmadığını ve birbirine böyle yakın olanları bir ikinci defa karşı karşıya getirmediğini biliyorlardı.”

4- Kağnı

Kağnı

Sabahattin Ali kitaplarından “Kağnı” adlı eseri, yazarın hikayelerini içeren bir kitaptır. Kitap, farklı karakterlerin yaşamlarından kesitler sunan öykülerden oluşur. Bu hikayeler, çeşitli temaları ve insan ilişkilerini ele alır.

“Kağnı” kitabındaki hikayelerin her biri farklı konuları ve temaları işlemektedir. Sabahattin Ali’nin hikayeleri, genellikle toplumsal eleştirilere ve insanın iç dünyasına odaklanır. Her bir hikaye, okuyuculara farklı bir bakış açısı sunar.

Kağnı Kitap Özeti

Kağnı, yoksul bir ailenin çocuğu olan Ali’nin hikayesini anlatır. Ali, ailesinin geçimini sağlamak için kağnı arabasıyla köyler arasında mal taşımaktadır. Ancak Ali’nin hayalleri ve gerçekleri arasında büyük bir uçurum vardır. O, okumayı ve öğrenmeyi çok sevmektedir, ancak ailesi onun okula gitmesine izin vermez. Bu nedenle, Ali, kağnı arabasında kitaplarını okuyarak ve hayallerini gerçekleştirmek için çaba göstererek yaşam mücadelesi verir.

Kitap, Ali’nin hayatındaki zorlukları, aşkı ve umut dolu anlarını anlatır. Ali’nin hayatındaki en önemli kişilerden biri, ona okumayı öğreten öğretmenidir. Ancak Ali’nin hayatı, ailesinin ve köyünün baskısı altında devam eder. Ali’nin hayalleri ve gerçekleri arasındaki uçurum, onu zaman zaman umutsuzluğa sürükler.

Kağnı Kitap Alıntıları

“Hayatın en güzel yanı, insanın hayalleri ve umutlarıdır. Onlar olmadan hayatın anlamı yoktur.”

“Okumak, insanın dünyasını genişletir. Okumak, insanın hayatına anlam katar.”

“Hayatta her zaman zorluklarla karşılaşacaksın. Ama sen pes etme, hayallerine ve umutlarına sarıl.”

“Bir insanın en büyük düşmanı, kendi korkularıdır. Korkularını yenmek, insanın kendisini keşfetmesine yardımcı olur.”

“Bir insanın hayatındaki en önemli şey, sevdikleridir. Onları kaybetmek, insanı derin bir acıya sürükler.”

“Hayatta her şeyin bir bedeli vardır. Ama insanın hayalleri ve umutları için ödeyeceği bedel, her zaman değerlidir.”

“Hayatta her şey geçicidir. Ama insanın hayalleri ve umutları, sonsuzdur.”

5- Değirmen

Değirmen

Sabahattin Ali kitapları arasında yer alan “Değirmen” adlı eseri, yazarın 1944 yılında yayımlanan bir romanıdır. Roman, köy yaşamını ve köylülerin günlük hayatını konu alırken aynı zamanda toplumsal sorunları ve insan ilişkilerini ele alır.

“Değirmen” romanının ana konusu, bir köydeki yaşamı ve o köydeki insanların arasındaki ilişkileri merkeze alır. Köydeki bir su değirmeni etrafında dönen olaylar ve karakterlerin yaşamları romanın temelini oluşturur. Romanın ana karakteri Ahmet’tir, ve onun ailesi, komşuları ve diğer köylülerle olan ilişkileri romanın ana temasını oluşturur.

Değirmen Özeti

Öykü “Değirmen” adını taşıyor ve çingenelerin yaşamına odaklanıyor. Bir çingene kafilesi, yazın geldiği zaman köy köy dolaşarak konaklayabilecekleri bir yer ararlar. Bir gün, Atmaca adında yakışıklı ve yetenekli bir çingene çalıcısıyla birlikte bir değirmen bulurlar. Değirmenci ve kızı, çingenelere hoş karşılarlar.

Değirmenin kızı, çocukluğunda değirmenin çarklarına kaptırdığı sağ kolunu kaybetmiştir, bu yüzden hayattan uzaktır. Atmaca, kızla birbirlerine aşık olurlar, ancak kızın kolu olmadığı için kendisine başkasının daha mutlu olup olamayacağını sorgular.

Atmaca, bir gün kızla konuşup onu sevdiğini söyler, ancak kız, kendisinin kollarını hissedemediğini ve başka biriyle daha mutlu olabileceğini dile getirir. Atmaca yıkılır, sararır ve çingenelerin arasından ayrılır.

Bir gün Atmaca, çaldığı klarnetle bir topluluk önünde çalmaya başlar, ancak bu kez müziği duyulmaz, sadece klarnet sesi işitilir. Sonunda Atmaca, klarneti fırlatarak değirmen çarklarına koşar ve sağ kolunu kaybeder.

Bu öykü, bir aşık çingenenin sevdiği kadına olan aşkını ve fedakarlığını anlatırken, insanların sevgilerini ifade etmek için neler yapabileceğini sorgular.

“Değirmen” Kitap Alıntıları

“… ama, bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. Vicdan azabı dedikleri şey, ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kâfi mazeretler tedarik etmiştir.”

“Çiçeklerin açtığı mevsimde, senin kollarına yaslanan ve çiçekler kadar güzel kokan bir vücutla uzak su kenarlarında oturmak ve öpüşmek, yoruluncaya kadar öpüşmek hoş şeydir…”

“Çöl ve deniz hemen hemen aynı şeylerdi: Her ikisinde de aynı büyüklük, aynı ağırbaşlı sessizlik veya aynı heybetli ve derin bağırmalar…”

“Fakat sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir.”

“Odamda beni kitaplarım bekler. Bu yegane tesellidir. Her eşyasını ayrı ayrı ve gayet iyi tanıdığım bu odada yalnız onlar her zaman için yeni koku taşırlar. Her zaman söyleyecek birçok lafları vardır.”

“Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi? Pekâlâ, ikincisine? Gene mi o? Üçüncü ve dördüncüye de mi o?.. Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?..”

“Siz sevemezsiniz adaşım, siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler… Siz sevemezsiniz. Sevmeyi yalnız bizler biliriz…”

“Şu dünyayı adamakıllı görmeden, dünyanın ne olduğunu adamakıllı anlamadan buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki? Yaşadığımızın farkına varamayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?”

6- Yeni Dünya

Yeni dünya

“Yeni Dünya,” Sabahattin Ali’nin ölümünden sonra yayımlanan bir kitaptır ve yazarın eserlerinin bir derlemesini içerir. Bu kitap, Sabahattin Ali’nin daha önce yayımlanmış ve yayımlanmamış metinlerini bir araya getirerek okuyuculara sunar. Kitap, yazarın hikayelerini, mektuplarını, notlarını ve diğer yazılarını içerir.

Sabahattin Ali kitapları arasında yer alan Yeni Dünya”, Sabahattin Ali’nin farklı dönemlerinde yazdığı metinleri bir araya getirir ve bu metinlerin bazıları yazarın düşünce ve duygularını, edebi görüşlerini ve toplumsal değerlerini yansıtır. Kitabın içeriği farklı türlerdeki yazılardan oluşur, bu nedenle “Yeni Dünya” adlı kitabın içeriği oldukça çeşitlidir.

“Yeni Dünya” Özeti

Hikaye, bir düğün evindeki bir olayı anlatıyor. Düğün evindeki yaklaşık 30 kişi bir kadının sazın çalınmasıyla kaşıkları avuçlarına alarak dans etmeye başladığını görür. Ancak bu kadının dansı kimseyi etkilemez. Düğün sahibi, bu kadını nereden bulduklarını sorar ve onun düğünü mahvedeceğini düşünerek başka bir kadın bulmalarını ister.

Deli Emine adında başka bir kadın gelir ve neşe getirir. Deli Emine, becerilerini sergilerken Yeni Dünya’dan bahseder. Yeni Dünya da sahneye çıkar ve iki kadın dans etmeye başlar. Ancak Yeni Dünya’nın varlığı tartışmalara neden olur ve sahneden ayrılması istenir. Yeni Dünya, kendini kanıtlamak için becerilerini göstermeye karar verir ve rekabeti kızıştırır.

Ancak bu rekabet Yeni Dünya’nın sağlığını daha da kötüleştirir. Yolculuk sırasında hastalığı şiddetlenir, ancak kimse fazla ilgi göstermez. Gelinin köyüne gelindiğinde eğlence devam eder, ancak Yeni Dünya’nın hastalığı artar. Sonunda, dayanamayacağını söyler ve dinlenmek için bir yer ister.

Düğün sahibi onu bir köşeye yatırır ve düğüne döner. Ancak Yeni Dünya’nın sağlık durumu hızla kötüleşir ve öksürük krizleri yaşar. Sabah geldiğinde, Yeni Dünya hayatını kaybeder. Cesedi bir arabanın arkasına atılır ve düğün sahibiyle diğerleri yolculuğa devam eder. Yolda, başka biri onların ölülerini de alması gerektiğini söyler ve böylece hikaye sona erer.

“Yeni Dünya” Kitap Alıntıları

“İki tarafı çıplak dağlarla çevrilen bu upuzun ovanın tam orta yerinde yapayalnız duran ve etrafındaki yapraksız akasyalarla daha zavallı görünen bu soğuk bina, oraya rastgele atılmış bir taş parçasını andırıyordu.  Günde iki defa geçen posta treni bile, ne diye bu manasız yerde duruyorum diye hayret eder gibiydi ve birkaç dakika durduktan sonra kalkarken, çaldığı düdükte keyifli bir ıslık edası vardı.”

“Hayvan sesleri daha yakınlaşmış, yolun ilerisinde karların arasında, bir rakım karaltılar belirip tekrar kaybolmaya başlamıştı. Küçük hasan dizlerinin artık kendisini taşıyamayacağını hissetti. Korku her tarafını bağlamıştı. Çıplak ayaklarının cıvık çamura her basışında çıkardığı ezik ses, sırtına bir kamçı  gibi iniyor ve korkusunu birkaç misli artırıyordu.  Boğazına bir şeyler tıkanmıştı. Çatlak elleriyle gözlerini silerek ileri bakmak isterken dizlerinin üstünde yuvarlandı. Kalktı, fakat beş altı adım sonra tekrar düştü. Boğazından fırlayan sesler daha vahşi bir şekil almıştı.  “Ana… Ana!””

“Gece kapladı her yeri,

Keder sardı dereleri,

Esmerim vay vay,

Düşman değil, sevda açtı,

Sinemdeki yareleri.

Bir dame düşürdü beni iki bahtı siyahım,

Billahi bu sevdada benim yoktur günahım!”

7- Kuyucaklı Yusuf

Kuyucaklı Yusuf

Sabahattin Ali kitapları arasında en çok okunan “Kuyucaklı Yusuf,” Sabahattin Ali’nin 1937 yılında yayımlanan ilk romanıdır ve yazarın en tanınmış eserlerinden biridir. Roman, bir köyde yaşayan Yusuf’un hayatını ve onun aşkını, tutkusunu ve içsel yolculuğunu anlatır. Aynı zamanda roman, toplumun değerleri, gelenekleri ve köy yaşamının karmaşıklığı üzerine de derinlemesine düşünür.

Romanın ana karakteri olan Yusuf, genç ve hayat dolu bir köylüdür. Ancak içinde taşıdığı farklı düşünce ve hayallerle köyün geleneklerine ve toplumun beklentilerine meydan okur. Yusuf, hayatının büyük bir bölümünü aşkı ve tutkusu için yaşar. Aşık olduğu kadın, köyün ağası tarafından sahiplenilmiş olan Feride’dir.

“Kuyucaklı Yusuf” Özeti

Hikaye, Kaymakam Selahattin Bey’in Kuyucak köyüne gittiği bir cinayet davasını ele almaktadır. Evdeki cinayet kurbanlarının yanı sıra küçük bir çocuk olan Yusuf ile tanışır. Selahattin Bey, Yusuf’u evlat edinir, ancak eşi Şahinde bu kararı istemez.

Yusuf, Muazzez adında Selahattin Bey’in kızıyla iyi anlaşırken, evlerindeki yaşam tarzı Yusuf için alışık olmadığı bir ortamdır. Selahattin Bey’in tayini çıkmasıyla Yusuf, yeni bir yere taşınır, ancak çevresindeki çocuklarla kolayca arkadaşlık kuramaz.

Yusuf, Ali ve İhsan gibi az sayıda arkadaş edinir, en yakın arkadaşı Ali’dir. Ancak bir gün kasabanın zenginlerinden Hilmi Bey’in oğlu Şakir ile karşılaşırlar. Yusuf, Muazzez’e tacizde bulunan Şakir’e müdahale eder, bu da Şakir’in intikam almasına neden olur.

Hilmi Bey ve Hacı Etem, Selahattin Bey’i kumar oynamaya ikna ederler ve ona borç vererek kontrol altına almaya çalışırlar. Daha sonra Hilmi Bey, Muazzez için Yusuf ile evlenme teklifinde bulunur, ancak Yusuf, Şakir’in gerçek yüzünü açığa çıkartarak teklifi reddeder.

Yusuf, Ali’nin 320 altını ödemesi karşılığında Muazzez ile evlenmeyi kabul eder. Bu olaylar sonrasında Şakir, Ali’yi öldürür, ancak deliller ve tanıklar yok edilir, bu yüzden hapse atılamaz.

Hikaye, aile ilişkileri, dostluklar ve kasaba içindeki entrikalar etrafında dönüyor ve karanlık bir olayın etkilerini anlatıyor.

“Kuyucaklı Yusuf” Kitap Alıntıları

“Beni babam gibi sevemezsin ama, geleyim. Senin de kimin kimsen yok mu?” -Sabahattin Ali

“Hakikaten ne yaparsa yapsın, kimlerle arkadaş olursa olsun,alışamıyordu bu şehirlilere vesselam…” – Sabahattin Ali 

“Soluk ve ensiz dudaklarının kenarında, gene çok ”yaşamış” olanlarda görülen tecrübe çizgileri vardı.” -Sabahattin Ali

“Kız: ‘O gelmez artık!’ dedi. ‘Nereden biliyorsun?’ dedim. ‘Gidişinden belliydi!’ dedi.” – Sabahattin Ali 

“Ben de insanım Yusuf, ben de etten ve sinirden yapılmış bir mahlukum. Bana da biraz acıyın canım!” -Sabahattin Ali

“Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyfendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var…” – Sabahattin Ali 

“Senin gözünü sevda bürümüş, Bey…” -Sabahattin Ali

“Göğsünün içinde, bu asırlık ağacın kabuğu gibi yarıklar bulunduğunu sandı ve gırtlağına kadar bir ateşin çıktığını hissetti. Aman Yarabbi, ne kadar yalnızdı.” – Sabahattin Ali 

“Hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak, erişmek, sahip olmak arzusunu vermemişti. Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış, bu yalnızlığının gururu içinde memnun olmaya çalışmıştı. Şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu. Fakat niçin bu istek bir imkansızlıkla beraber gelmişti? Niçin hayatının bu en büyük arzusunu, şimdiye kadar belki yine içinde, fakat en gizli yerlerde saklı duran bu arzuyu, hapsedildiği yeri parçalayarak ortaya çıkar çıkmaz, öldürmeye mecbur kalıyordu? Niçin? Kimin için?”-Sabahattin Ali

“Benim için yapılacak ne iş kaldı ki?” diyordu. “Yerimizi boşaltsak da dünyaya yeni geleceklere yer açsak…” – Sabahattin Ali 

8- İçimizdeki Şeytan

İçimizdeki şeytan

“İçimizdeki Şeytan,” Sabahattin Ali’nin 1940 yılında yayımlanan bir hikaye kitabıdır. Bu kitap, yazarın hikayelerini içerir ve farklı konu ve temalara odaklanır. Her bir hikaye, farklı karakterlerin yaşamlarından kesitler sunar ve toplumsal sorunları, insan ilişkilerini ve içsel çatışmaları ele alır.

Kitabın adı olan “İçimizdeki Şeytan,” insanların iç dünyalarındaki karmaşıklığı ve çatışmaları yansıtan bir ifadedir. Kitap, insanların içsel dünyalarını, zayıflıklarını ve kötücül eğilimlerini ele alır.

“İçimizdeki Şeytan” Özeti

Hikaye, iki üniversite öğrencisi arkadaş olan Ömer ve Nihat’ın hikayesini anlatmaktadır.

Ömer ve Nihat, Kadıköy – Köprü vapurunda tartışırken, Ömer bir kız olan Macide’ye ilgi duyar. Macide, Emine teyzesi tarafından İstanbul’a getirilen yetenekli bir müzik öğrencisidir.

Macide’nin çocukluktan itibaren müziğe olan yeteneği ve güzelliği öğretmenleri tarafından fark edilir. Özellikle musiki öğretmenleri Necati Bey ve Bedri Bey, Macide’ye ilgi gösterir. Bedri Bey, Macide’ye duygusal bir yakınlık geliştirir, ancak bunu dışa vurmaz.

Ömer ve Macide bir araya gelir, duygusal bir ilişki başlar. Ancak parasal sorunlar ve Nihat’ın tehditleri nedeniyle Ömer, veznedar Hafız Efendi’den para alır. Bu, evliliklerini olumsuz etkiler.

Ömer ve Macide bir müsamere sonrası tanıştıkları Bedri ile karşılaşırlar. Macide, Bedri’nin kendisine olan duygularını hala hisseder. Ömer, bu duruma sinirlenir ve Macide ile arası açılır.

Macide’nin öz babası, ailesine para göndermeyince evden ayrılır ve Ömer ile yaşamaya başlar. Ancak maddi sıkıntılar ve Ömer’in davranışları, aralarındaki ilişkiyi zorlar.

Ömer, veznedarın başından geçen bir olayı öğrenir ve para koparmak için tehdit eder, ancak sonra pişmanlık duyarak parayı geri bırakır.

Macide, Ömer’in ilgisizliği ve maddi sorunlar nedeniyle mutsuz olur ve bir gün Ümit adında eski bir arkadaşıyla tanışır. Ömer, Ümit ile vakit geçirirken Macide, Bedri ile karşılaşır ve gecenin sonunda arabalara binip ayrılırlar.

Macide, Ömer’in ilgisizliğine dayanamaz ve bir mektup yazarak ona veda eder. Ancak mektubu saklar ve daha sonra Ömer’in arkadaşlarının tevkif edildiğini öğrenir.

Ömer tahliye edildiğinde, Macide ile aralarındaki ilişkinin eskisi gibi olamayacağını anlar. Macide değişikliklere direnir ve Ömer’i emanet eder. Ömer, kişiliğini değiştirmeye karar verir ve hayata yeniden başlamak istediğini ifade eder.

Hikaye, Ömer ve Macide’nin ilişkileri etrafında döner ve insan ilişkilerinin karmaşıklığını ve değişkenliğini ele alır.

“İçimizdeki Şeytan” Kitap Alıntıları

“İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.” -Sabahattin Ali

“İçimizde şeytan var… Can kırıkları var. Nefret var, yalanlar var… Bir yanımız bizi çoktan terk etmiş, kaçıyor… Melankoli ve hüsran var… Keşke bazı geceler hiç sabah olmasa.” – Sabahattin Ali 

“Riyakârlık tesellide son haddini bulur.” -Sabahattin Ali

“Günün birinde ya çıldıracağız, ya da dünyaya hakim olacağız. Şimdilik bir rakı parası bulmaya çalışalım ve parlak istikbalimizin şerefine birkaç kadeh içelim.” – Sabahattin Ali 

“Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır.” -Sabahattin Ali

“En akıllımızın kafası bile bizden evvelkilerin depo ettiği bir sürü bilgi ve tecrübenin ambarı olmaktan ileri geçemez.” – Sabahattin Ali 

“Yaşamak, herkesten daha iyi, herkesten daha üstün yaşamak, insanlara hakim olarak, kuvvetli, belki de biraz zalim olarak yaşamak… Dünyada bundan başka istenecek ne vardır?” -Sabahattin Ali

“Bana öyle geliyor ki, hakikaten yapabileceğimiz tek bir iş vardır, o da ölmek.” – Sabahattin Ali 

“Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz var ki? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?” -Sabahattin Ali

“Küçük bir yaprağın arkasında bir dünya gördüğünü zanneder de koca dünyayı görmeden yaşar.” – Sabahattin Ali 

Sabahattin Ali Kitaplarında Neyi Anlatır?

Sabahattin Ali aynı zamanda Türk edebiyatında önemli bir şairdi ve şiirlerinde de duygusal derinlik ve toplumsal eleştiriye yer verirdi. Ancak en çok romanları ve hikayeleriyle tanınır.

Sabahattin Ali, yaşamı boyunca toplumsal adalet ve özgürlük konularına olan duyarlılığıyla bilinir. Yazdığı eserlerinde sık sık insan hakları, adalet, özgürlük gibi temaları işler. Ne yazık ki, 2 Nisan 1948’de henüz 41 yaşındayken öldürüldü. Ölümü hala çeşitli spekülasyonlarla çevri

lirler.

Aradan biraz zaman geçer ve Hilmi Beyler Muazzez’i Şakir’e istemek için Selahattin Bey’in evine görücüye giderler. Selahattin Bey, Şakir gibi bir yabani serseriye güzeller güzeli kızını vermeyi hiç istemez fakat Hilmi Bey’e olan borcu onu engeller. Çevresindekilerin kabul et ısrarları üzerine Muazzez’i Şakir’e vermeyi düşünmeye başlayan Selahattin Bey’in bu düşüncesini Yusuf bozar ve bu planları da suya düşer.

Sabahattin Ali Sözleri ve ŞiirleriCemil Meriç Sözleri

SSS

Sabahattin Ali'nin en sevilen kitapları hangileridir?

Sabahattin Ali’nin tüm kitapları sevilir. Ancak en çok ilgi gören kitapları; Kürk Mantolu Madonna, İçimizdeki Şeytan ve Kuyucaklı Yusuf kitaplarıdır.

Sabahattin Ali'nin kitapları hangi temaları ele alır?

Sabahattin Ali’nin kitapları, toplumsal eleştiri, bireysel iç dünya ve aşk temalarını ele alır. Ali’nin eserleri, dönemin toplumsal sorunlarını ve bireyin iç dünyasını gerçekçi bir şekilde yansıtır.

Sabahattin Ali'nin kitapları hangi dönemlerde yazılmıştır?

Sabahattin Ali’nin kitapları, 1930’lu yıllardan 1940’lı yıllara kadar yazılmıştır. Ali’nin eserleri, dönemin toplumsal ve siyasi koşullarının izlerini taşır.

Editör Puanı
Bu yazıyı puanlamak için tıklayın!
[Toplam: 4 Ortalama: 3.3]
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.