Edebiyat

Gogol’un Paltosundan Çıkan Dostoyevski Kimdir?

Dostoyevski

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 11 Kasım 1821 dünyaya geldi. Romanlarında insanın iç dünyasına inen yazar, tüm zamanların en başarılı yazarlarındandır. Dünya edebiyatında en önemli Rus yazarlardan olan Dostoyevski, 28 Ocak 1881 tarihinde ciğer kanaması nedeniyle hayata gözlerini yumdu.

Dostoyevski kimdir

Dostoyevski, herkese ve her şeye karşı şüpheci, dünyadan nefret eden, uslanmak bilmeyen bir kumarbaz olmasına rağmen pek az rastlanılan türden bir yazardı. 19.yy sonlarına doğru eserleriyle nam salan ve en çok tanınan Rus yazarlardan biridir. Kumarbaz, Suç ve Ceza, Karamozov Kardeşler, İnsancıklar adlı eserleriyle acının sınırlarına derinlemesine inen Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, “Yer Altından Notlar” eserindeyse iç dünyasına indi.

Dostoyevski Kimdir?

Dostoyevski'nin çocukluk yılları

Dünya Edebiyatında Rus Roman ve Öykü Yazarı olarak bilinen Dostoyevski, 11 Kasım 1821 yılından Moskova’da dünyaya geldi. Tam ismi Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’ dir. Annesi Maria ve Babası Mikhail olan yazarımız altı çocuklu ailenin ikinci çocuğudur.

Annesi,  tüccarın kızı ve babası doktor olmasına rağmen yoksul bir ailede yaşamış ve bu yoksulluk hayatının sonuna kadar peşini bırakmamıştır. Babası alkolik ve sinirli bir adamdı bu neden bu ailede mutsuz bir çocukluk geçirdi.

Annesini, tüberküloz hastalığı yüzünden genç yaşında kaybeden yazarımız ardından babasını kaybetmiştir. Hayatı boyunca babasından nefret eden Dostoyevski, karamozov kardeşler adlı eserinde “baba” karakterinden de anlayabiliriz. Eserde, baba karakterin zalim biri olduğundan bahseder. Hatta, adam o kadar zalim biridir ki çevresindeki herkes adamı öldürme planları yapar ve başarırlarda. Eserde anlatılan bu olay Dostoyesvki’yi derinden etkiler ve sara nöbetleri geçirmesine neden olur. Epilepsi hastalığı bu yıllarda baş göstermeye başlar.

Dostoyesvki’nin Eğitimi

Dostoyesvki'nin Okul Yılları

Dostoyevski, ilköğrenimini Moskova’da yaptı. Daha sonra annesinin ölünce Petersburg Mühendis Okuluna gitti. Bu okul sıkı disipliniyle çevreye nam salmasına rağmen okulunu başarılı bir dereceyle bitirdi, Ardından İstihkâm Müdürlüğü’ne girdi. Bir yıl boyunca burada istemeden çalıştı ve daha fazla katlanamayıp istifa etti.

“İNSANCIKLAR”

İnsancıklar

Dostoyesvki, ilk kitabı olan İnsancıkları 1846 yılında yayımladı. Edebiyat dünyasına bu eseriyle sıkı bir giriş yaptı. Kitabı, yaşadığı dönemin izlerini yansıtıyordu. Bu nedenle Rusya’nın ilk toplumsal romanı olarak tarihe geçti. Yazdığı eserle büyük bir başarı toplayan Dostoyevski, bu başarıdan pek memnun kaldığı söylenilemezdi.

Yazdığı eser ne kadar başarıya sahip olsa da aslında kendi iç dünyasıyla yüzleştiği ilk eserdir. Kendinin ne olmadığını öğrendiği, aslında diğer insanlardan pek de bir farkının olmadığını hatta ve hatta acınacak bir durumda olduğunun kanıtı niteliğindeydi bu eser. İnsanın kendi iç dünyasıyla cesurca yüzleşmesi zor bir durum olsa da yazdığı bu eserle büyük beğeni topladı. Eserinden pek memnun kalmasa da ama edebiyat dünyasında büyük bir yankı uyandırdı ve kendinden sonraki yazarlar daha iyisini yazamadı.

İlginizi Çekebilir  Türk Edebiyatında Mutlaka Okunması Gereken 10 Şiir

Peki, bu eseri bu kadar değerli kılan şey nedir? İşte, “İnsancıklar”adlı eserinin hikâyesi;

“İnsancıklar” eserinin yayımlanma öyküsü çok meşhurdur. Dostoyevski, eseri bitirdikten sonra şair dostu olan Grigoriç’in okuması için gönderir. Kitabı okuyan Grigoriç okudukları karşısında adeta nutku tutulur. Daha sonra o dönemin ünlü şairlerinden olan Nikolay Nekrasov’a ile iletişime geçer ve eseri okumasını ister. Nekrasov’a bu sıra dışı eseri oldukça fazla beğenir ve o dönemin bir diğer ünlü şairi olan Belinskiye gönderir. Yaşadığı dönemin en saygın şairi olan Belinski eseri beğenirse tüm Rusya ‘da bu eseri beğenecek anlamına geliyordu ve öyle de oldu. Belinski, Dostoyevski’nin yazdığı insancıklar eseriyle çok yetenekli biri olduğunu ve dünyaca ünlü bir yazar olacağını anlayan ilk kişidir.

Yeni bir “Gogol” mu Doğuyor?

Yeni bir "Gogol " mu doğuyor?

Belinski, Dostoyevski’de ışık görür ve çok yetenekli bir yazar olduğunu dile getir ve İnsancıklar için şu eleştiriyi yapar;

“İki gündür kendimi bu kitaptan uzaklaştıramıyorum. Yeni bir yazar, yeni bir yeteneğin kalemi bu; onu tanımıyorum, kimdir, neye benzer bilmiyorum ama bu roman Rusya’da hayatın sınırlarını öyle kahramanlara veriyor ki bize, bundan önce hiçbir yazar bu kadarını düşlerinde bile göremezdi… Rusya yeni bir Gogol kazandı.”

Yazarımız, ilk eseriyle kısa bir sürede başyapıt olma başarısını elde etti. Herkesin gözü Dostoyevski’nin üzerindeydi. Dünya’nın artık yeni bir “Gogolu” vardı dedirtirdi ve herkesi bu düşünceye ikna ettirdi.

Alışıla gelmişin dışında bir yapıya sahip olan Dostoyevski, bu başarısının ardında sağlam bir kitap yazmalıydı. Okuyucularının beklentisi büyüktü ancak işler istediği gibi gitmedi. Bir anda yıldızı parlayan yazarımız, bu övgülerin ardından “ İkiz” adlı kısa roman yazdı. Sonrasında “Ev sahibesi, Beyaz Geceler ve Yufka Yürek” gibi kitapları yayımlasa da bir başarı elde edememişti. 1849 yılında ”Netoçka Nezvanova” adlı kitabı yüzünden hapishaneye atıldı. Ve övgüler yerini yergilere aldı…

Dostoyevski’nin Hapishane Yılları

Dostoyevskinin Hapishane Yılları

Dostoyevski, yazdığı eser devlet düzenini yıkmaya yönelik olduğunu iddia edip ölüm cezasına çarptırıldı. Hücresinde 10 ay boyunca kalır ve ilk dört suçunun ne olduğunu bilmez. Dördüncü ayın sonunda  ”Netoçka Nezvanova” eserinde çar yönetimini eleştirdiği şiirini paylaşmasıdır.

Dostoyevski’nin belki de hayatının dönüm noktasıydı bu ceza…

Yazarımız, idam edilmek üzere sekiz kişilik bir grupla, idam gömleği giydirilir. Bu sekişerli grup, üçerli halde elleri ve gözleri bağlı bir şekilde sıralanır. Dostoyevski bu üçerli sırada 2. gruptadır. Sırası gelmiştir ve ölüm fermanı okunur. Ölüme sadece birkaç saniye uzaklıktadır. Tam her şey bitti dediği sırada biri çıkar ve “bu devrimci dokuz aydının idamı iptal edilir. çar bir “büyüklük” yapıp onları son saniyede affetmiştir!” der. Son paçayı yırtan yazarımızın ölüm cezası, 4 sene Sibirya’da çalışma cezasına çevrilmiştir.

Kendisiyle birlikte sekiz arkadaşı “Omsk Cezaevinde” çalışmaya başladı. Ölüm cezasında kurtuldu ama 4 yıl kürek mahkûmluğu, 6 yıl zorunlu askerlik cezaları ve Moskova ve Saint Petersburg’a giriş yasağı gibi cezalar almaktan kurtulamaz.

Hayatındaki en zorlu süreçlerden biri olan kürek mahkûmluğu Dostoyevski’yi baya zorlamıştır. Peki, kürek mahkûmluğu nedir?

Kürek Mahkumluğu

O dönemde kürek mahkûmluğuna çarptırılan kişiler, Sibirya’ ya gönderilir. Orada -40 derece soğukta kar küreme, mermer cilalama, tuğla taşımak gibi en ağır ve yorucu işleri yaparlar. Mahkûmların kolu damgalanır ve saçlarının yarısı traş edilir. Mahkûmların her iki ayakları bağlıdır ve başlarına en zalim kişileri dikerler.

Dostoyevski’nin bütün bu cezalarının dışında en zorlandığı şey belki de İncil dışında kitap okumanın yasak olmasıydı. Bütün zorluklara göğüs geren yazarımız, bir devlet yıkmak üzere boyladığı hücreden subay olarak çıkar.

Dostoyevski’nin İlk Evliliği

Dostoyevski'nin ilk evliliği

Devleti parçalamak üzere suçlanan yazarımız hapishaneden subay olarak çıktıktan sonra 1957 yılında Maria Dmitrievna İsayeva ile evlendi.  Beş yıl boyunca Sibirya’da görev yapan yazarımız, 1859 yılında özgürlüğü geri verildi ve Petersburg’a yerleşti.

Dostoyevski’nin Yazarlık Hayatı

Dostoyevski’nin Yazarlık Hayatı

Dostoyevski özgürlüğüne kavuşmasıyla Sibirya’da yaşadığı zorlu günlerini “Ölüler Evi” adlı eserinde anlatır. Bu eser yayımlandığı andan itibaren Rusya’ da soğuk duş etkisi yaratır. Hatta bazı söylentilere göre Rus Çarı bile romanı gözyaşları içerisinde okuduğunu ve eserden etkilenerek köleliği kaldırdığı yönünde iddialar vardır.

1959 yılına gelindiğinde yazarımız, “Amcamın Rüyası” ve “Stepençikovo Köyü” adlı romanlarını yazdı. Ardından “ Ezilenler”, 1962’de ise “Ölü Evinden Notlar” adlı kitaplarını yayımladı. Ölü Evinden Notlar hikâyesinde “Ben kürek hükmü giyenlerin öğrencisiyim” diyerek geçmiş yıllarda sürgün yaşadığı dönemlere vurgu yapar.

Yazarımız hayali olan Avrupa gezisine çıkar. Kendi ülkesinde oldukça meşhur biri olsa da Avrupa’da pek tanınmıyordu. Hatta o dönemde hiçbir ünlü yazarın Dostoyevski ile ortak bir anısı dahi yoktur. İşin ironik kısmına gelindiğindeyse Avrupa eserlerinden çok kumar borçlarını ödeyemediği için bankalarda isminin nam salmış  olmasıydı.

Dostoyevski’nin Büyük Aşkı “Anna”

Dostoyevski'nin Büyük Aşkı "Anna"

Yayınevlerinden erken aldığı avanslar yüzünden sıkıntıya düşen yazar 29 günde roman yazması istenildi. Bu romanı daha hızlı bitirebilmek için kendisine 20 yaşında bir sekreter tuttu. İleride hayatının aşkı olacak Anna, alfabe yerine semboller kullanan bir yazardır. Anna, bu süreçte Dostoyesvki’nin ağzından çıkan her kelimeyi saniyeler içerisinde deftere not edecek ve bir romanın 29 günde hazır olmasını sağlayacaktır. O süreçte birbirlerinden etkilenen çift “Dostoyevski’nin düşüncelerinde bile aldatmadığı” kadın olarak tarihe geçecektir.

Eşinin ölümünden sonra sarsılan Dostoyevski 45 yaşındayken kendisinden küçük 20 yaşındaki sekreterinden etkilenerek evlendi.Yazarımız Anna için; “şu ana kadar beni anlayan tek kişisin” diye bahsetmiştir.

Genç kız ise sonrasında yazdığı anısında şöyle diyecektir: “Her gün, benimle bir arkadaşı gibi sohbet ederken, geçmişindeki bazı mutsuz anlarını olduğu gibi benimle paylaşacaktı ve ben asla kurtulamamış olduğu sonrasında da kurtulamayacağı geçmiş hesaplaşmalarından derinden etkilenecektim…” diye yazarımızdan etkilendiğini dile getirmiştir.

Bu evlilikle birlikte yazarımızın hayatı düzene girmiş ve yazdığı bütün eserleri bir düzene sokan kişi yeni eşidir. Dostoyevski öldükten sonra ise ona sadık kalarak anılarını kitaplaştırdı.

Dostoyevski’nin Dönüm Noktası

Dostoyevskinin Dönüm Noktası

Sara nöbetleri ve kumar borçlarıyla cebelleşen Dostoyevski, yayımcılardan yazmadığı romanın parasını olarak hayatını idame ettiriyordu. Yayımcılardan avans çektiği için kısa bir sürede “kumarbaz“ adlı romanı yazmak durumunda kaldı.

Yer altından notlar romanıyla hayatının akışı tamamen farklı bir yöne evrildi. Romanda bir böcek gibi kendini değersiz hisseden isimsiz bir karakterin iç dünyasına inmiştir. İnsanın, bilinçaltına inerek kendi kabuğuna çekilen bir karakterle karşı kaşıya bıraktığı bu roman Gogol’un etkisinde kalmadan yazdığı ilk özgün romanıdır.

Dostoyevski, Tolstoy ve Rusya Halkı

Dostoyevski, Tolstoy ve Rusya Halkı

Dostoyevski, Tolstoy ile aynı dönemde yazarlık yapmasına rağmen hiçbir şekilde iletişime geçmemiştir. Ancak 1910 yılında Tolstoy hastalıkla boğuşurken yazarımızın “Ölüler Evinde Anılar” romanıyla ilgili “Puşkin’inkiler dâhil bundan daha iyi yapıt okumamıştım” demiştir.

Yazarımızı, Tolstoy’dan daha iyi bir yazar olduğunu kanıtlayan olay ne 1858 yılında “Suç ve Ceza’yı” ne de 1872 yılında yazdığı “Ecinniler” eseriydi. Dostoyevski’nin o dönemde Tolstoy ve diğer yazarların önüne çıkaran olay; Puşkin’de bir heykelin açılış töreni sırasında yaptığı retorik konuşmasıdır. Açılışta birçok yazarın konuşma yaptığını ancak halk tarafından coşkuyla karşılanan tek kişinin Dostoyevski olduğu bilinir. Konuşması bittiğinde dönemin en ünlü yazarları etrafını sarıp elini öper. Hayatı boyunca borçlandığı çoğu kişi yazarı büyük bir hayranlıkla kucaklar. Rus halkı tarafından “peygamber” diye naralar yükselir ve yazarımızı halk çok benimser. Artık haklı arkasına alır ve ünün doruk noktası olduğu bir dönemdedir.

Dostoyevski ülkesinde adeta tanrı muamelesi görürken Dünyadaysa nam salmaya başlamıştır. Ünlü felsefeciler arasında olan Freud ve Nietzsche yazarımızı “insanoğlunu en anlatan kişi” olduğunu söylerler.

Dostoyevski’ nin Ölümü

Dostoyevski' nin Ölümü

Ünün tadını sadece bir yıl yaşayan Dostoyevski, ciğer kanaması geçirerek ve 28 Ocak 1881 tarihinde öldü. Yazarımız için 31 Ocak 1881 yılında yapılan cenaze töreninde yaklaşık otuz bin kişi tabutunun arkasında yürüdü.

Ölümünden sonra akıllarda söylediği şu söz canlanıyor;

“Dostlar korkmayın hayattan! Her şeyden önce hayatı sevmeyi öğrenmemiz gerekir. Hayat, bizi çevreleyen dünyada değil, kendi içimizdedir. etrafı insanlarla çevrili bir insan olmak, durum ne olursa olsun hep insan kalmak, zayıf düşmemek, yere yıkılmamak….Hayat budur işte! Hayatın gerçek manası budur!”

Ölümünden sonra bıraktığı eserlerle fikir öncüsü haline gelen Dostoyevski, özellikle varoluşçuluk akımının oluşmasında etkili isimlerden biridir.

İşte, bir çok akımın temellerini oluşturan eserleri;

  1. Suç ve Ceza
  2. Yeraltından Notlar
  3. Ölü Evinden Anılar
  4. Amcanın Rüyası
  5. Karamazov Kardeşler
  6. Başkasının Karısı
  7. Beyaz Geceler
  8. Bir Yufka Yürekli Soytarı
  9. Budala
  10. Çocukluğum ve Ezilenler
  11. Delikanlı
  12. Ebedi Koca
  13. Ecinniler
  14. Ev sahibesi
  15. Ezilenler
  16. İnsancıklar
  17. Kumarbaz
  18. Öyküler
  19. Tatsız Bir Olay
  20. Uysal Kız
  21. Stepançikovo Köyü ve Sakinleri
  22. Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları 

Dostoyevski, ne tür müzikler dinlerdi?

Kreutzer Sonat ve Mozart'ın eserleri ve Rus halkının dilinde pelesenk olmuş bir takım marşlar ve halk şiiri tarzında müzikler dinlerdi.

 

Editör Puanı
Bu yazıyı puanlamak için tıklayın!
[Toplam: 1 Ortalama: 5]

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu