KimdirKitap

Oğuz Atay Kimdir? Hayatı, Kitapları ve Edebi Kişiliği

Oğuz Atay

Oğuz Atay, 12 Ekim 1934’te Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde dünyaya geldi. 3 Aralık 1971 yılında 44 yaşındayken hayatını kaybeden Oğuz Atay, Türk edebiyatında önemli bir iz bıraktı.

Oğuz Atay Kitapları

Türk Edebiyatında önemli bir yer edinen Oğuz Atay, yazdığı romanlarda gerçeklik ile  düşü aynı anda yer verilir. Atay’ın Tutunamayanlar adlı kitabı Türk edebiyatının en önemli post-modern romanıdır. Bu nedenle post- modern akımının bir simgesi haline gelmiştir.

 1- Tutunamayanlar 

Korkuyu Beklerken

1970 yılında TRT’nin düzenlediği hikâye ve roman yarışmasında Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” adlı eseri birinci olmuştur. Modern şehir yaşamının içinde bireyin yaşadığı yalnızlığı anlatan bu kitap, kalıplaşmış toplumsal düşüncelere yabancılaşan ve daha önemlisi toplumda “tutunamayan” bireylerin iç dünyasını eserinde anlatmıştır.

?İlginizi Çekebilir: Oğuz Atay Tutunamayanlar

“Bir gün bütün değer yargıları değişecek ve yargılananlar yargıç, eziyet edenler de suçlu sandalyesine oturacaklardır ve onlar o kadar utanacaklar, o kadar utanacaklardır ki utançlarının ve suçlarının ağırlığı yüzünden ayağa kalkamayacaklardır.”

30 Eylül 1972 yılında yeni ortam dergisi için Pakize Kutlu ile bir röportaj yapan Oğuz Atay. röportajın bir bölümünde, “Selim Işık, birçok tutunamayanın bileşkesidir. İntihar eden bir arkadaşım, Ural var; ama bütünüyle Selim Işık o kadar değil. Belki ben varım (bu cümleyi yazmayın). Adlarını yazmanın sakıncalı olduğu birçok arkadaşım var. Herkesin “tutunan” olmak istediği bir ülkede tutunamayanlığı seçen Selim Işık’la yakınlığının olması birçok kimseye dokunur diye onların adlarını saymak istemiyorum. Selim öldü. Selimlik de ölmüştür. Başarının insanı sevimsizleştirdiğini yazmıştım bir yerde; fakat tutunamayanlığın sevimliliğine de kimsenin yanaşmadığını görüyorum. Neden yanaşsınlar? Bir arkadaşımın dediğine göre, ben romanda herkesi bir bakıma tutunamayanlığa çağırıyormuşum. Henüz bir karşılık alamadım” ifadelerine yer verdi.

2- Tehlikeli Oyunlar 

Tehlikeli Oyunlar

Oğuz Atay, Tunamayanlar adlı eserinin ödül almasından sonra Atay’ın tekrar kendine güveni geri gelmiştir. Bir Bilim Adamının Romanı‘ndan tutun, Korkuyu Beklerken romanına kadar yazdığı bütün romanlarda gerçek hayattan seçtiği kişileri anlatmıştır. Atay, eserlerinde bireyi ve bireyin iç dünyasını, iç monolog, diyalog, psikanaliz, hiciv, taklit, parodi, pastiş, yabancılaştırma tekniği olarak alay gibi çeşitli post-modern teknikleri kullanmıştır. Bu teknikleri kullanarak yazdığı romanlardan biri de “Tehlikeli Oyunlar” romanıdır. Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar’ı yayınlamadan önce bir röportajda roman hakkında şunları söylüyor;

Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: “nasıl?” kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım..”

?İlginizi Çekebilir: Oğuz Atay: Tehlikeli Oyunlar

3- Korkuyu Beklerken

Korkuyu Beklerken

Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken adlı romanı 1975 yılında iletişim yayınları tarafından basılmıştır. Kitabın içerisinde toplam 8 tane hikaye bulunuyor ve şu sıralamayla  yer alıyor;

  1. Beyaz Mantolu Adam,
  2. Unutulan,
  3. Korkuyu Beklerken,
  4. Bir Mektup,
  5. Ne Evet Ne Hayır,
  6. Tahta At,
  7. Babama Mektup,
  8. Demiryolu Hikâyecileri ,
  9. Bir Rüya.

Kitapta yer alan kahramanların hepsini ortak özelliği içsel buhran içerisinde olup, kimlik arayışı içerisinde, hayatı anlamlandırmaya çalışmasıdır. Her hikayenin kendine has bir havası vardır ve çoğu başkahramanın ismi belli değildir.1975 yılında ilk yayınlanan bu kitap, günümüzde çok fazla okunmaya başlanmıştır.

“Yalnız, ağların arasından elimi, onun kalbine götürdüğüm yer biraz karanlık. Rüya gibi bir resim. Birlikte hiç resim çektirmemiştik. Bir sürü şey gibi bunu da yapamadık nedense; bir türlü olmadı. Bir koşuşma, durmadan bir şeylerle uğraşma… Neden koşuyorduk, acelemiz neydi?” (s. 33)

4- Bir Bilim Adamının Romanı

Bir Bilim Adamının Romanı

Oğuz Atay’ın kaleminden çıkan eser Türkiye’de roman kategorisinde şu ana kadar yazılmış en başarılı biyografik romandır. Mustafa İnan karakteri üzerinden bir dönemin sosyal ve siyasal imgeleri  yansıtmıştır. Bir Bilim Adamı, biyografi adı altında hikayeleştirilerek farklı bir anlatım tekniği kullanılmıştır.

Roman iki kısımdan oluşur ve kırsal kesimden gelen Mustafa İnan, kentte zekâsı ve çalışma azmiyle büyük başarılara imza atmıştır. Dünyaca tanınmış bir deha olarak ortaya çıkan karakterin yaşam öyküsünü dramatize ederek ele alınmıştır.

Atay, hayatta eleştirdiği görüşleri, Mustafa İnan üzerinden ele alarak, hayatta herkesin bir kimliği yani ideali olması gerektiği vurgulanmıştır. Bu idealleri ulaşmak için elinden gelenin yapmasını ancak bu yolda insan kendi değerlerinden, karakterinden ve ahlakından ödün verilmemesi gerektiğine dair mesajlara yer vermiştir. Bu biraz kulağa imkansız gibi gelse de  emin olun romanı okumaya başladıktan sonra, aslında zor gibi gözüken şeylerin mücadele ederek nasıl gerçekleşebileceğini göreceksiniz.

Her dönemde olduğu gibi günümüzde de insanlar belirli sınırlar içerisinde yaşamak durumunda kalmıştır. Ancak  dayatılan sınırların dışına çıkmak için farklı perspektiften bakılması gerektiğinin bilincine varmamız gerekir. Toplumda yer edinmek için karakterinden ödün vermeyen Mustafa İnan, toplumun belirlediği sınırlarda değilde kendi belirlediği yolda nasıl yürüdüğünü görmek ister misiniz? Romanı okuyan biri olarak, Atay’ın kaleminden çıkan Bir Bilim Adamın Romanı adlı eseri,  size çok şey katacak. Toplumdan sıyrılıp kendi iç dünyasına çekilenlerin hikayesini görmek dileğiyle…

5- Oyunlarla Yaşayanlar

Oyunlarla Yaşayanlar

Oğuz Atay’ın “Oyunlarla Yaşayanlar” adlı romanı, 108 sayfadan oluşan bir tiyatro eseridir. 1973 yılında yayınlanan eser, Tanzimat döneminden bu yana dönemine göre değişen politik ve toplumsal değerleri,  çuvaldızı da iğneyi de topluma batırmayı başarmıştır.

Bütün yaşamını eylemsizlikle geçiren bir Adamın, kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamayışını oyun şeklinde anlatan Atay, ortaya sürükleyici bir oyun çıkarmıştır. Atayın tüm eserlerini incelediğimizde her karakterin ortak bir özelliği var. Tutunamayanların Selim’i, Tehlikeli Oyunların Hikmet’i, Oyunlarla Yaşayanların Coşkun’u olmak üzere hepsinin topluma karşı varoluşsal bir sancı çektiğini görüyoruz. İşte, bu noktada insanların Oğuz Atay’ın romanlarını neden bu kadar çok sevdiğinin cevabını anlıyoruz.

Oğuz Atay’ın Hayatı

Oğuz Atay

“Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.” diyen Oğuz Atay’ı, yaşadığı dönemde kimseye kendini anlatamamıştı ve hatta kitapları ikinci baskıyı bile görmemişti. Günümüzde ise en çok okunan ve en değerli eserler arasında yerini almıştır. Peki, en güzel şekilde kendini anlattığı halde toplum tarafından anlaşılamayan bu derin yazarımızın hayat hikayesini öğrenmek ister misiniz?

Oğuz Atay ve Ailesi

Oğuz Atay‘ın babası, dönemin Sinop ve Kastamonu vekilliği yapmış hukukçu Cemil Atay, annesi ise idealist bir öğretmen olan Muazzez Atay’dır. Çok kapsamlı bir ebeveyne sahip olan Oğuz Atay ilk eğitimini annesinin görev yaptığı okulda, annesinin öğretmenliğinden almıştır. 1939 yılında babası Ankara’ya milletvekili olarak atanınca Atay ailesi Ankara’ya taşındı.

Oğuz Atay Çocukluk Yılları

Oğuz Atay, İlkokul ve Orta öğretimini 1951 yılında Ankara Maarif Koleji’nde tamamlamıştır. Annesi ve Maarif kolejindeki öğretmeni Atay’ın hayatında önemli etkilere sahip olmuşlardır. Atay, içine kapanık bir çocukluk dönemi geçirmiş, çoğu zaman kendini yalnız hissetmiştir. Daha çocuk yaşta bu hisle karşı karşıya kalmış ve ilerideki dönemlerde iç dünyasını eserlerinde okuyuculara en net bir şekilde anlatmıştır.

İnsanları gözlemlemeyi küçük yaşlarda başlayan Oğuz Atay’ın belki de en olumsuz yönü içine kapanık olmasıydı. Atay, kendisini çoğu zaman ya yazarak ifade ediyordu ya da çizerek. Tüm çocukluğu boyunca sessiz ve içine kapanıktı ama zeki biriydi. Sokakta gördüğü her şeyin karikatürünü çizmeye başlayan Atay’ın çok yetenekli biri olduğu daha küçük yaşlarında anlaşılıyordu. Atay’ın karikatür sevdası lise yıllarına kadar devam ederken, içine kapanıklığı da beraberinde büyüyordu.

Oğuz Atay Gençlik Yılları

Lise hayatına başlayan Atay, tüm okul hayatı boyunca başarılı bir öğrenci olmuştur. Tek arkadaşı kitaplarıydı ve bu sessiz  dünyasına kitapları dışında kimseyi almayı tercih etmek istemiyordu. Yüksek bir ortalama ile liseden mezun olan Oğuz, tiyatroya da büyük bir ilgisi vardı. Atay, bu yeteneğini herkese göstermek için Shakespeare‘in “Hırçın Kız” oyununda sahne alarak amacına ulaştı.

Lise yıllarında sanata ilgisi çok fazla olan Oğuz Atay. adeta sanat aşkıyla yanıp tutuşuyordu. Ancak bu sanat aşkı, çok körüklemeden sönmek zorunda kalmıştı. Babası Cemil Bey, tam anlamıyla otoriter bir yapıya sahipti ve  sanatın boş biri iş olduğunu  bunun yerine para kazandıracak bir işe yönelmesi gerektiğinin kanaatindeydi.

? İlginizi Çekebilir: Dostoyevski Yeraltından Notlar Konusu, Özeti ve Analizi

Babasının bu düşüncesi Oğuz Atay ile Cemil Bey arasında çatışma yaşanmasına sebep olmuştu. Hayat çizgisi babası tarafından belirlenmiş olsa da yıllar sonra yazdığı “Babama mektuplar” adlı eserinde babasına sitem edercesine dile getirdi. Ancak bunu yaparken de bir sanatçıya yakışır şekilde cümleleri özenle seçilmiş ve naif bir karşı geliş sergiledi. Atay, babasına ithafen şöyle diyordu;

“Çünkü ben babacığım, biraz da duygularımın romantik bölümünü, sen kızacaksın ama annemden tevarüs ettim”.

Oğuz Atay, lise yıllarında babası ile arasında sık sık çatışmalar yaşasa da neticede babasının dediği olmuştu. Lise eğitimini tamamladıktan sonra babasının “gerçek meslek” olarak adlandırdığı ve  kabul ettiği bir meslek edindi. İstanbul Teknik Üniversitesi‘nde İnşaat Fakültesi’nde eğitimine başladı.

Oğuz Atay Gençlik Yılları

Oğuz Atay, üniversiteye başladıktan sonra da çok renkli bir hayatı olmamıştır. Aksine siyah ve beyazdan ibaretti üniversite yılları. Sessizliği beyaz yanı, en yakın arkadaşı Turhan Tükel ise Atay’ın siyah yanıydı. İki renkten ibaret olan üniversite hayatı genellikle amfide en arka sıralarda geçmişti. Derslere karşı hiç bir ilgisi olmamasına rağmen Atay, 1957 yılında Üniversiteden mezun oldu.

Oğuz Atay'ın İş Hayatı

Oğuz Atay, üniversiteden mezun olduktan sonra hemen askere gitti. Bu dönemde edebiyata olan düşkünlüğü sayesinde Edebiyat dünyasının önemli isimlerinden Cevat Çapa ve Vüslat Bener ile tanıştı. Bu iki arkadaşı  sayesinde Edebiyatın ünlü isimlerinden Cemal Süreya, Turgut Uyar, Yılmaz Güney, Attilla İlhan ve Can Yücel gibi yazar ve şairler ile tanışma fırsatı yakaladı.

Askerliği bittikten sonra ilk olarak Kadıköy Vapur İskelesi yapımında “tamirci” olarak çalışmaya başlayan Atay,  bir süre sonra bu işten çıktı ve  İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi İnşaat Mühendisliği Bölümünde öğretim üyesi olarak göreve başladı. 1975’te Doçent olan Oğuz Atay, “Topografya “ adlı mesleğiyle alakalı bir kitap yazdı.

Yoğun iş hayatına rağmen Atay,  yazı yazmayı hiç bırakmadı. Arkadaşı Vüslat Bener‘in yardımıyla “Pazar postası” dergisi yazılarını yayınlamaya başlamış ve kapanana kadar yazılarını yayınlamaya devam etmiştir.

Gün geçtikçe kitaplara karşı yoğun ilgisi artan Oğuz Atay, Sabahattin Ali, Franz Kafka, Yusuf Atılgan ve Nabokov gibi yazarları okuyup edebiyata olan ilgisini körükledi.

Edebiyat Dünyasına Tamamen Giriş Yaptı

Roman, hikaye yazarı ve çok yönlü bir aydın olan Oğuz Atay, edebiyat dünyasına gerçek anlamda sürükleyen olaydan bir süre sonra tamamen edebiyatla iç içe bir hayat yaşamaya başladı. Bu olay aslında askerlik yıllarında tertiplerinin arasında yer alan ve sayelerinde birçok edebiyatçı ile tanışma fırsatı sunan arkadaşları Vüsat Bener ve Cevat Çapan gibi Türk Edebiyatı’nın önemli isimlerle tanışmasıyla olmuştur.

Bu dönemde öğretim görevlisi olarak çalıştığı İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nden istifa eden Atay, istifadan sonra İstanbul’a taşındı ve Pazar Postası adlı dergisine ağırlık vermeye başladı. İşleri istediği gibi gitmeyen Atay, maddi sıkıntılardan dolayı bir süre sonra dergiyi kapatmak zorunda kaldı.

Oğuz Atay'ın Aile Hayatı

2 Haziran 1961 yılında üniversiteden arkadaşı olan modacı terzi Fikriye Fatma Gürbüz ile evlenen Oğuz Atay’ın bu evlilikten bir sene sonra Özge adında bir kız çocuğu oldu. Bu evliliği 6 yıl sürdürebilen çift 1967 yılında boşanmaya karar verdi. Bunun en büyük nedeni Atay’ın kitaplara gösterdiği ilgiden dolayı hayat arkadaşı Fikriye Hanım’a çok zaman ayıramamasıydı. Fikriye Hanım’a da hak vermek gerek, neticede hayatını kitaplara adayan bir adamla karşı karşıyaydı ve bunu ne kadar sürdürebilirdi?

Edebiyat Dünyasına Giriş Yaptı

Atay, ilk romanına 1968 yılında başladı. Ardından iki yıl sonra en önemli eserlerinden biri olan “Tutunamayanlar” romanını kaleme aldı. Bu eserini dostu Vuslat Bener‘e okuttu. Hayatında önemli bir yere sahip olan Bener’in, eserini yorumlaması onun için oldukça önemliydi.

Kitabını bastırmak adına gittiği çoğu yayınevinden olumsuz geri dönüşler alan Atay’ın Tutunamayanlar kitabı, çoğu kişi tarafından ruh sağlığının bozuk olduğuna dair söylemlerde bulunulmasına neden oldu. Kitabı reddedenler arasında dönemin en büyük yayınevleri arasında olan “Remzi Yayınevi” ve yayınevi adına reddeden kişi Fakir Baykurt‘tu. Yine o dönemin en büyük yayınevleri arasında olan Bilgi Yayınevi, Atilla İlhan‘ın kararıyla Tutunamayanlar kitabını bastırmadı. Cevat Çapa‘ya göre yazar olan yayınevi sahipleri Tutunamayanlar adlı eseri kıskançlıktan basmadığını söylemiştir.

Oğuz Atay Nasıl Öldü?

Oğuz Atay'ın Ölümü

Oğuz Atay 1976 yıllarında şiddetli baş ağrıları çektiği bir döneme girmişti. Kullandığı ağrı kesicilerin artık bir faydasını göremeyen Atay, hastaneye giderek beyninde iki tümör çıktığını öğrenir. Tedavisi için Londra’ya gitmek durumunda kalan Atay, gitmeden önce bir defter alır ve ilk sayfasına şu sözleri karalar;

Selim gibi, günlük tutmaya başlayalım bakalım. Sonumuz hayırlı değil herhalde onun gibi. Bu defteri bugün satın aldım. Artık Sevin olmadığına göre ve başka kimseyle konuşmak istemediğime göre, bu defter kaydetsin beni; dert ortağım olsun. “Kimseye söyleyemeden, içimde kaldı, kayboldu,” dediğim düşüncelerin, duyguların aynası olsun. Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım İnsanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız.”

Son olarak;

“Bir silgi gibi tükendim ben

Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım

Mürekkeple yazmışlar oysa…

Ben kurşunkalem silgisiydim

Azaldığımla kaldım…”

Diyordu yazar… Sağlığı yerinde olduğu dönemlerde istediği okuyucu kitlesine sahip olamayan Atay, bunun üzerine şu sözleri paylaştı;

“Beni anlamıyorlardı. Zarar yok. Zaten beni, daha kimler anlamadı.”demişti. Evet, haklıydı maalesef Oğuz Atayı öldükten sonra anlamaya başladık. 3 Aralık 1971 yılında 44 yaşındayken arkadaşlarına “sevinmeyin daha ölmedim” dedikten 10 dakika sonra hayata gözlerini yumdu…

? Editörün Yorumu

Atay’ın  bir mesajı var ve bu mesajı içinde yaşadığı toplumda anlaşılmadığını düşündüren kişilere, adeta yazdığı her romanında gözüne sokmuştur. Peki, günümüzde ?

Belki de yaşarken anlaşılmayan tek kişi sadece Oğuz Atay değildir. Günümüzde her romanı yok satan bu sıradışı adamı insanlar neden bu kadar çok okuyor dersiniz? 

Siz ne dersiniz bilmem ama eserleri her döneme ışık tuttuğundan dolayı, insanlar Atay’ın romanlarını çok fazla sevdi. Her okuduğumuzda kendimizden izler buluyoruz. Bu da romanın çok fazla okunmasını sağlıyor. Türk Edebiyatına kazandırdığı eserlerle,  farklı bir boyut getiren Atay’ı saygıyla anıyoruz…

Oğuz Atay İle İlgili Sık Sorulan Sorulan

Tutunamayanlar Kitabında Geçen Olric Kimdir?

Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar romanındaki ana karakterlerinden biridir. Ne olduğu tam olarak anlaşılmasa da bir iç ses ya da sadece bir insan olarak düşünülüyor.

Oğuz Atay'ın en sevdiği yazar kimdir?

Dostoyevski ve Franz Kafka en sevdiği yazarlardır.

Oğuz Atay'ın en bilinen hayranı kimdir?

Orhan Pamuk gençlik yıllarında Oğuz Atay'ın en büyük hayranıydı.

Oğuz Atay'ın ölmeden önce söylediği son söz nedir?

Sevinmeyin daha ölmedim.

Editör Puanı
Bu yazıyı puanlamak için tıklayın!
[Toplam: 1 Ortalama: 5]

İlgili Makaleler

2 Yorum

  1. Oğuz Atay ile ilgili tüm ayrıntıları yazmışsınız. Güzel ve etkili bir yazı olmuş. Bir daha ki yazınızda Oğuz Atay kitapları hakkında ayrıntılı bir yazı yazarsanız ya da Oğuz Atay Korkuyu Beklerken kitabı özetine yer verirseniz çok memnun olurum.

  2. Oğuz Atay hayatı bence bu kadar kısa bir yazıda anlatılmaz. Ama yine de merak edenler için ön bilgi niteliğinde iyi bir yazı olmuş. Oğuz atay kitapları hakkında ayrıntılı bir yazı bekliyorum sizden.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu