Biyografi

Franz Kafka Kimdir? Kafka Kitapları ve Edebi Kişiliği

Franz Kafka'nın Hayatı

Franz Kafka, 3 Temmuz 1883’te dünyaya gelen, modern edebiyatın en önde gelen isimlerindendir. Eserlerinde 20. yüzyıl insanının endişesini ve karakter tahlillerini tasvir eden Kafka, 3 Haziran 1924’te öldü.

Franz Kafka, aşktan korkan bir adamdı. Fakat “korktuğun başına gelir” derler ya, en büyük korkularından biri karşısına çıktı ve aşık oldu. Babasıyla olan ilişkisi yüzünden hayatı boyunca kendini bir böcek gibi hisseden Kafka, acıyı ve ızdırap dolu yaşantısını öyle bir benimsemiş ki, büyük aşkı ona mutluluk değil yalnızca acı vermekle kalmıştır. Çünkü Kafka üzerinde acı, bağımlılık etkisi yaratmış bir duygu durumuydu.

Kafka, hep hayata yenik başladığını ve baştan kaybedilmiş bir savaşın ortasında kaldığını düşünüyordu. Dönüşüm eserleriyle de hayata karşı nasıl yenik düştüğü gözler önüne seriliyor. Acı çekmek ve kendini böcek gibi hissetmek hayata karşı yenik düşmek midir? Bilemem, fakat Kafka’ya göre kendisi bu dayanılmaz ruhsal sancılara yenilmişti…

Franz kafka dönüşüm

Kafka’nın dönüşüm eserine baktığımızda kendini hareket ettiremeyen, odasından çıkamayan bir karakter görüyoruz. Peki, bu hareketsizlik fiziksel bir güçsüzlük müdür? Hayır, ruhsal yorgunluğu ve sefaleti ona hareket edemeyecek kadar ağır geliyordu.

Bazı insanlar yalnızca bir şeyler hissediyor olabilmek için bile acı çekmek isterler. Franz Kafka da bu insanlardan biriydi. Dayanılmaz ruhsal acılar ve sancılar içerisinde kıvrandığında gerçekten gerçek hislere sahip olabildiğini düşünüyordu. Öyle ki, bu konu hakkında şu sözleri dile getirdi;

Yalnızca dayanılmaz derecede mutsuz olduğumda kendime dair gerçek bir his var.”

Franz Kafka’nın iç dünyasından bahsettim. Onun düşünce yapısını, buhranlarını ve sancılarını kısmi olarak anlayabildiğinizi düşünüyorum. Şimdiyse bu ilginç yazarın hayatı hakkında detaylı bilgi vereceğim. Onu anlamak ve çözümlemek kolay olmasa da, elimden geldiği kadar ruh halini anlatmaya ve hissettirmeye çalışacağım. Keyifli okumalar…

Franz Kafka Kitapları

Franz Kafka’nın iç dünyası hakkında daha derin bilgilere sahip olmak ve genel kültür açısından kendinizi daha fazla geliştirmek isterseniz Kafka’nın şu eserlerini okumanızı tavsiye ederim.

  1. Dava,
  2. Dönüşüm – Franz Kafka,
  3. Milena’ya Mektuplar,
  4. Aforizmalar,
  5. Şato,
  6. Babaya Mektup,
  7. Açlık Sanatçısı,
  8. Amerika,
  9. Yargı,
  10. Ceza Sömürgesi.

Franz Kafka, sahip olmak için hiçbir çaba harcamadığı ününe öldükten sonra sahip olmuştur. O, kendisini bir böcek gibi ve çaresiz biri gibi hissetmiş olsa bile, ardında bıraktığı eserlerle Dünya Edebiyatının eşsiz edebi sanatçılarından olmuştur. Ben Franz Kafka’nın iç buhranlarını ve hayata karşı bakış açısını bir nebze de olsa size göstermeye çalıştım. Umarım benim yazarken aldığım keyfi siz de okurken almışsınızdır.

Franz Kafka’nın Hayatı  

Franz Kafka’nın Çocukluğu ve Hayatı  

Hayatı boyunca kendi içinde savaş veren ve yüzü hiç gülmeyen Franz Kafka, 3 Temmuz 1883’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde Prag’da Yahudi bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Ailesi zengin bir tüccardı. Babası Hermann Kafka, annesi ise Julie Kafka idi. Çocukluk ve ergenlik yılları baskın ve otoriter bir baba figürünün gölgesinde geçti. Babasının sert ve baskıcı eğitimi, Kafka’nın ruhunda derin yaralar açmıştır. Kafka, bu duyguları babasına yazdığı bir mektupta şöyle dile getirmiştir;

“Çok sevgili babacığım! Bana son günlerde bir ara, senden korktuğum gibi bir savı hangi nedenle ileri sürdüğümü sormuştun. Her zamanki gibi bir yanıt bulup verememiş, bu da işte biraz yine senden korkmamdan, biraz senden korkmamın nedeninin pek çok ayrıntıyı içermesinden, dolayısıyla bunları yarı buçuk da olsa sözle belirtemeyeceğimden kaynaklanmıştı. Şimdi sana yazıyla yanıt vermeye kalkıyorsam, bu yanıtta da yine pek çok boşluk kalacak, çünkü söz konusu nedeni kaleme alırken, senden duyduğum korku ve bunun yol açacağı sonuçlar sana karşı özgür davranmaktan beni alıkoyacak, konunun büyüklüğü belleğimle zekâ gücümü enikonu aşacaktır.”

Franz kafka

Yahudi, Çek ve Alman kültürünün harmanlanmış etkisi altında büyüyen Kafka, 1901’den 1906 yılına kadar Prag Üniversitesi hukuk bölümünde okudu. Ardından biyografi yazarı olan Max Brod’la tanıştı ve arkadaş oldu. Brod, Kafka’yı daha iyi anlamamıza ve onun mektuplarına ulaşmamızda en etkili kişidir. Kısa bir süre içinde Kafka’nın utangaç ve nadiren konuşan biri olduğunu fakat konuştuğunda da genellikle derin şeyler söyleyen biri olduğunu fark etti. Kafka, hayatı boyunca hevesli bir okuyucu olmuştu ve okuduklarının doğrultusunda aynı zamanda konuşurken de her zaman derin cümleler kuran biriydi. Bu dönemde en çok Goethe ilgisini çekmiş ve onun eserlerini yakından takip etmiştir.

İlginizi Çekebilir  Türk Edebiyatı'nın Mavi Gözlü Dev'i Nazım Hikmet Kimdir?

Öğrencilik zamanlarında bir Yahudi cemaatinin edebi ve politik çevrelerini sık sık ziyaret etti. Ardından da bir sigorta şirketinde iş kazası müfettişi olarak çalışmaya başladı. Fakat sabah 8 akşam 6 çalışma saatleriyle kendisini hiç mutlu hissedemiyordu ve bir şeylerin hep eksik kaldığını düşünüyordu. Bu eksik olan şey, edebi hayata kendini tam olarak adayamıyor oluşuydu. Ne zaman bir şeyler karalamaya ve yazmaya çalışsa hiçbir şekilde odaklanamıyordu. Mesleki anlamda üstün derecede yeterli ve yetenekliydi fakat edebi kişiliği onun hiçbir şekilde tatmin olmamasına neden oluyordu. Bu dönemde yalnızca “Taşra’da Düğün Hazırlıkları” öyküsünü yazabilmişti.

Franz Kafka’nın Edebi Kişiliği

Franz kafkanın edebi kişiliği

Yazımın öncesinde de bahsettiğim gibi Franz Kafka, otoriter ve baskıcı bir babaya sahipti. Babasının verdiği sert bir eğitim, onun ruhsal yapısını biraz yıpratmıştı. Bu nedenle Kafka, babasından nefret ediyordu. Hatta bu nefret öyle bir boyuta ulaşmıştı ki, ona duyduğu nefreti ileride kendini de bir hiç olarak görmesine yol açacak kadar artmıştı. Sert bir eğitimle büyüdükten sonra izole bir dile ve asi bir kişiliğe sahip oldu. Eserleriyle de bu yönüne damga vuran davranışlar sergiledi. Aynı zamanda eserlerinde babasıyla arasında geçen olayları ve onunla olan ilişkisini acı ve nefret dolu bir dille vurgulamıştır. Kafka, bu otoriteden etiyle kemiğiyle nefret etmiştir.

Franz Kafka, yazı stili, temaları, yabancılaşma kalıpları, fiziksel ve psikolojik vahşetiyle bilinen bir yazardır. Eserlerinde sürekli olarak süregelen, ebeveynler ve çocuklar arasında geçen çatışmalar anlatılıyordu. Fakat Franz Kafka’nın eserlerinde asıl dikkat çeken yönü, karakterlerin bürokratik labirentler ve mistik dönüşümler gibi korkunç özelliklere sahip olmasıydı. Bu nedenle de Kafka, karmaşık, labirent gibi ve gerçeküstü şeyler ifade eden bir kişilik olarak tanındı. Eserlerinde insanların iç dünyasında gizli kalmış olan korkularını, burjuva yaşantının sahte ilişkilerini ve bürokrasinin dayanılmaz, adaletsiz işleyişini belirtiyor. Karamsar ve güçsüz mizacı, eserlerinin de aynı şekilde çaresizlik ve karanlığa gömülmüş duygularla dolu olmasına neden oluyor.

Franz Kafka, hayatı boyunca kendisini asla terk etmeyecek olan yalnızlık ve çaresizlik hissiyle yaşam sürdürüyordu. Bu yıkıcı hislerinin etkisiyle de “Bir Mücadelenin Tasviri” eserini yayımladı. Ardından 1910 yılında gergin bir el yazısı kullanarak yazdıklarının üstü çizilerek yeni cümlelerle değiştirdiği “Günlükler” yapıtını yazmaya başladı. Yazdığı bu eserinde zamanın ve mutluluğun geçtiğini, mücadeleyle korkular arasında boşa giden bir varoluştan beklenecek çok şey olmadığını yazıyor.

Franz Kafka’nın Felice Bauer’la Aşk Hayatı

Franz kafkanın felice bauerla aşk hayatı

Dünya Edebiyatının en önemli isimlerinden olan Franz Kafka, hayatına birçok kadını almıştı fakat denemiş olsa da kimseyle evlenemedi. Bu evlilik denemelerine karşın başarısızlığı, aslında kendi içinde yaşadığı bazı sorunlara ve korkulara bağlıydı. Bunlardan en önemlisiyse cinsel başarısızlık korkusuydu. Bu korkusu yüzünden gençliğinde sık sık genelevlere gitmiştir.

Bir zaman sonra Kafka, hayatını değiştirecek kadın olan Felice Bauer ile karşılaşmıştı. Daha sonra nişanlısı olacak Felice’e mektubunda şu sözleri dile getirdi;

Bayan FB. 13 Ağustos’ta Brod’lara geldiğimde masada oturuyordu. Onun kim olduğunu merak etmemiştim ama onu hemen kanıksadım. Açıkça boş bakan boş ve kemikli bir sima. Çıplak boğaz. Üzerinde bir bluz. Giysisinin içinde oldukça evcimen görünüyordu oysa sonunda yabana atılır biri değildi. (Kendisini biraz yakından izleyerek kendimi ondan soğuttum…) Neredeyse kırık burun. Sarışın, biraz düz, çekici olmayan saçlar, güçlü çene. Sandalyemi alırken ilk defa onu yakından inceledim, oturduğum zaman sağlam bir fikrim vardı.”

Felice Bauer ile tanışması, Kafka’nın en verimli olduğu dönemler olmuştur. Bu süreçte “Yargı” adındaki öyküsünü yazdı. Yargı isimli eserinde baba ve oğul arasında geçen bir hikâyeyi anlatıyordu. Bu eser, Kafka’nın kafasındaki baba figürünü gözler önüne seren nitelikte olmuştu. Daha sonra ise “Amerika” ve “Dönüşüm” adlı eserleri üzerine çalışmalar yaptı. Bu süre zarfında aynı zamanda da Felice Bauer ile mektuplaşıyordu. Kafka’nın Felice’e yazdığı yaklaşık 500 mektup o zamanlardan günümüze kadar ulaşmıştır fakat Felice’in Kafka’ya yazdığı mektuplardan günümüzde eser yoktur. Bu iki kişinin arasında gerçekleşen mektuplaşmalar, zamanla yerini ciddi planlara bırakmaya başlamıştı. Bir zaman sonra ise nişanlandılar ve düğün planları yaptılar fakat bir türlü evlenemediler.

Kafka ve felice bauer

Franz Kafka, Felice ile düğün hazırlıkları yapıldığı sıralarda Berlin’de yaşayan bir Yahudi kadın olan Margaret ile ilişki kurmuştur. Hatta bu ilişki üzerine bir oğulları olmuştur fakat Margaret, Kafka’ya bu durumdan hiçbir zaman söz etmemişti. Margaret ve Kafka’nın oğlu 1915 yılında doğdu fakat 1921 yılında Münih’te hayatını kaybetti. 1914 ve 1915 yılları arasında bir yandan Felice’le mektuplaşmaya devam eden Kafka, en önemli eserlerini de tamamlamıştı. Bu eserlerden biri “Ceza Sömürgesi”, diğeri ise suçunun niteliğini ve ne üzerine suçlandığını bilmeyen bir adamın hikayesinin anlatıldığı “Dava” kitabıdır.

Franz Kafka, 1917 yılında verem hastalığına yakalanmıştır. Bu dönemde bir çiftlik sahibi olan kardeşinin yanına yerleşti. Bu süreçte hiçbir sorumluluğu olmadığı için günlüklerinde hayatının en güzel dönemi olarak bahsetmiştir. Bu süreçte hem günlük yazıyorken hem de “Aforizmalar” eserini kaleme almıştır. Edebi eserleri ve yazarlık hayatı için oldukça parlak bir dönem olmasına rağmen Kafka, hastalığının ciddi derecelere yükseldiğinin henüz farkında değildi.

Franz Kafka ile Milena   

Franz Kafka ve Milena’nın Aşkı   

Hayatı boyunca çaresizlik ve acı içinde süregelen bir yaşam sürdüren, aynı zamanda da evlilikleri başarısız olan Kafka’nın hayatının en güzel dönemlerinden biri de 1920 yılıydı. Bu yıl Kafka, gazetecilik yapan Milena ile tanıştı. Almanca yazılarının çevirisini yapan Milena’yla yoğun bir ilişki yaşamaya başlamışlardır. Artık sık sık mektuplaşmaya başlamışlardı. Bu çiftin en büyük ortak özelliği, babalarına karşı duydukları nefretti. Hem Kafka, hem de Milena, yaşattıkları şeylerden dolayı babalarına karşı öfke duyuyordu. Bu mektuplaşmalar 2 yıl boyunca devam etti. Kafka yoğun öksürük nöbetleri geçirmeye başladığında ise bunun nedeninin Milena’yla yaşadığı yoğun aşka bağlıyordu. Bir süre sonra bu çiftin ilişkisi de sonlandı. Bu ilişkinin sonlanmasının ardından Kafka, şu sözleri dile getirdi;

Senden söz etmek istemiyorum benim meselem olmadığı için değil, benim meselem; yalnızca bundan bahsetmek istemiyorum. Veda etmiyorum. Pusuda bekleyen yerçekimi beni tümüyle aşağı çekmediği sürece bu bir veda değil. Ama sen yaşadığına göre, bu nasıl yapılabilir ki? Bir patlama ve geçiyor, bir kısmı geçip gitti, ama onu açığa çıkaran güçler içimde sürekli depreşiyor, öncesi ve sonrası, hayatım, varlığım bu yeraltı tehdidinden besleniyor, o biterse bende biterim, bu benim kendimi hayata var etme biçimim, o sona ererse, bende hayatıma son veririm, insanın gözlerini kapaması kadar kolay ve doğal.”

Kafka ve Milena arasındaki ilişki bitmişti fakat buna rağmen geriye edebiyat tarihinin en önemli eseri kalmıştı, “Milena’ya Mektuplar”… Çift arasındaki mektuplaşmalardan oluşan bu eser, birçok farklı dile çevrildi ve dünya çapında en çok okunan kitaplardan biri oldu.

“Ne güzel, ne güzel Milena, ne güzel. Hiç birşey mektubundan yükselen huzur, güven, berraklık kadar güzel olamaz.”

Birbirimize yazmayı artık bırakmamız gerektiği iyi bir fikir olmasaydı, korkunç derecede yanılmış olurdum. Ama yanılmıyorum Milena.”

Franz Kafka’nın Ölümü

Franz Kafka’nın Ölümü

Kaleme aldığı eserlerinde ölümü en derin şekilde tasvir eden Kafka’nın ölüme doğru yol alırken neler hissedebileceğini hiç düşünmüş müydünüz? Hayatı boyunca sancılar içerisinde kalan Kafka’nın ölüme giden yolda bile acılar çektiğini görebiliyoruz. Kafka, hastalığı onu günden güne çürütüyor olsa da benimsemiş ve farkında olmadan onu düşünceleriyle beslemiştir. Öyle ki, ölmeden önce yazdıklarında şu sözleri dile getirmiştir;

Ruh ve yürek, yükü taşıyamaz olunca hiç değilse eşit bölünmesi için ağırlığın yarısını ciğer üstlenir.”

Franz Kafka, yazılarındaki aile etkisini üzerinden atmak için Dora’yla Berlin’de yaşamaya başladı. Burada “Açlık Sanatçısı” adlı hikâyesi üzerinde çeşitli çalışmalar yaptı. Ayrıca yine Dora’yla aşk yaşadığı süreçte hiçbir zaman tamamlanamayacak olan “Şato” eserini kaleme aldı. Kafka, 1924 yılında hastalığının git gide kötü bir hal almaya başlaması nedeniyle yeniden Prag’a dönmek zorunda kaldı. Dora’nın, Kafka’ya olan tüm sevgisi ve çabasına rağmen daha fazla direnemedi. Ve Franz Kafka, 3 Haziran 1924 yılında hayata gözlerini yumdu. Ve ardından Prag’taki Yahudi mezarlığına defnedildi.

Franz Kafka, ölümünden sonra yazdıklarının ve yaşanmışlıklarının hiç gerçekleşmemesini dileyerek yazdığı her şeyin ortadan kaldırılması için Max’ten yardım istedi.

Max tekne ve kahve

Sevgili Max,

Son arzum: Benden geriye kalan her şey… defterler, el yazıları, mektuplar, bana ait olanlar ve başkalarından gelenler, taslaklarım olduğu kadar –sende veya başkalarında kalan ve senin benim için onlardan geri alacağın– yazı ve notlarım da okunmaksızın son sayfasına kadar yakılmalı. Sana teslim edilmeyen mektuplarsa en azından onlara sahip olanlar tarafından dürüstçe yakılmalı.”

Bu sözlerin ardından Kafka, en yakın dostu Max’e ikinci bir not daha bıraktı;

Sevgili Max,

Bir ay kadar süren, zatürre olması muhtemel akciğer ateşinden sonra muhtemelen bu sefer iyileşemeyeceğim. Ve iyileşemeyeceğimiz yazmak bile –yazmakta net bir güç olmasına rağmen– onu engelleyemez. Dolayısıyla bahsettiğim olasılığa göre yazdığım her şeyle ilgili son arzum: Bütün yazılarım içerisinde kalabilecek olanlar Yargı, The Stoker, Dönüşüm, Ceza Kolonisi, Köy Hekimi ve kısa öykülerden oluşan Açlık Sanatçısı… Ancak bunların haricinde bana ait olan her şey… bütün bu şeyler istisnasız yakılmalı, ve sana yalvarırım mümkün olan en kısa sürede yap bunu.”

Kafka’nın bu isteğini yerine getirmeyen Max, Kafka’ya ilk ve son ihanetini eserlerini ve yazdıklarını yakmayarak yaptı.

Kafka’nın Ölümünün Ardından Milena’nın Yazdıkları

Kafka’nın Ölümünün Ardından Milena’nın Yazdıkları

Kafka’nın büyük aşkı Milena… Franz Kafka ölmeden önce mektuplarını kesen fakat ölümünün ardından yeniden yazma gereği duyan kadın. Birinin yüreğinde çiçekler açtırmak için ölmesini mi beklemek gerekir? Milena sanırım biraz buna yönelik davranmış fakat her şeye rağmen Kafka’nın ölümünün ardından söyledikleri gerçekten de çok etkileyici ve derin. Franz Kafka gibi tüm hayatı boyunca kendini böcek gibi ve çaresiz hisseden birinin ölümünün ardından bu güzel sözlerle anılması mutluluk verici. Kafka öldükten sonra Milena, yeniden kağıdı ve kalemi eline almış ve onun hakkında şu sözlerini dile getirmiştir;

“Viyana banliyösü Klostcrncuburg yakınındaki KierJing Sanatoryumu’nda önceki gün, Prag’da yaşamakta olan Alman yazar Dr. Franz Kafka öldü. Kimseye benzemeyen biri olduğundan burada onu çok az kişi tanırdı, son derece bilge ve yaşamdan ürken bir insandı; yıllardan beri ciğerlerinden hastaydı, hastalığı tedavi ettiriyordu, ama bir yandan da onu bilerek besliyor ve düşünsel olarak destekliyordu.

“Ruh ve yürek, yükü taşıyamaz olunca hiç değilse eşit bölünmesi için ağırlığın yarısını ciğer üstlenir.” diye yazmıştı bir mektubunda, işte onun hastalığı aynen böyle gelişmişti. Ve ona neredeyse olağanüstü bir incelik, ürkütücü biçimde ödün vermeyen düşünsel bir titizlik vermişti; insan olarak yaşam karşısında duyduğu entelektüel korkuyu hastalığın sırtına yüklemişti. Çekingen, ürkek, yumuşak ve iyi idi, ama acımasız ve acıtan kitaplar yazdı.

Franz kafka ve milena

Dünyayı, korumasız insanı yok eden ve parçalayan, gözle görünmez bir yığın kötü ruhla dolu olarak görüyordu. Yaşamı sürdürebilmek için fazla önsezili, fazla bilgeydi, soylu ve güzel insanların zaaflarıyla savaşabilmek için fazla zayıftı; anlaşılmamaktan, sevgisizlikten ve düşünsel yalanlardan ürktükleri için değil, başından beri güçsüz olduklarını, yenik düştüklerinde kazanan kişiyi utandıracaklarını bildikleri için kavgadan kaçınanlardandı. İnsanları ancak büyük duyarlığa sahip birinin tanıyabileceği biçimde tanıyordu, yalnızdı ve karşısındakini, yüzünde gördüğü tek bir belirtiden, neredeyse bir insan sarrafı gibi kavrıyordu.

Dünyayı alışılmamış ve derin bir biçimde tanıyordu, kendisi de alışılmamış ve derin bir dünya idi. Genç Alman yazınının en önemli yapıtlarından sayılarak kitaplar yazdı; bu kitaplar hiç de büyük laflara başvurmadan bugünkü kuşağın kavgasını anlatır, öylesine gerçek, çıplak ve acı vericidirler ki, simge olarak kullanıldıklarında bile doğal bir etki yaparlar.

Dünyayı tüm çıplaklığı ile görmüş, bu yüzden de ona dayanamamış ve ölmek zorunda kalmış bir insanın kuru alayları ve hassas şaşırmalarıyla doludur, geriye çekilmek istememiş ve başkaları gibi, öznel olarak namuslu da olsa, bilinçaltı düşünsel hatalarla kendisini kurtarmaya kalkmamıştır. Dr. Frarız Kafka Ateşçi fragmanını, bir kuşak çalışmasını ifade eden Hüküm’ü, çağdaş Alman edebiyatının en güçlü yapıtı olan Değişini i, Ceza Sömürgesi’ni, Bir Taşra Doktoru’nu ve Gözlem adlı öyküleri yazmıştır.

Son romanı Mahkemede* manüskri halindedir, uzun yıllardan bu yana yayma hazırlanmıştı. Okunduğunda, tamamen kavranılmış bir dünyanın izlerini veren kitaplardandır, insan artık ona ekleyecek bir tek sözcüğe bile gereksinme duymaz. Kitaplarının hepsi insanlar arasındaki gizli yanlış anlaşılmaların dehşetini ve işlenmemiş suçları anlatır. Olağanüstü ince bir ruh yapısına sahip olan bir insan ve sanatçı idi, öyle ki, onun kadar hassas olmayan başkalarının, kendilerini sağlam hissettikleri yerde bile o, bir şeyler hissediyordu.”

Franz Kafka Hakkında Sık Sorulan Sorular

Franz Kafka Ne Zaman Doğdu?

Franz Kafka, 3 Temmuz 1883’te Prag’ta doğmuştur.

Franz Kafka Neden Öldü?

Dünyaca ünlü yazar Franz Kafka, verem olduğunu öğrendi. Ardından 1919 yılında geçirdiği gripten sonra 3 Haziran 1924’te hayatını kaybetti.

Franz Kafka Ne Zaman Öldü?

Hayata daha fazla tutunmayı başaramayan Kafka, 3 Haziran 1924’te hayatını kaybetti. Arından Prag’ta bulunan Yahudi mezarlığına defnedildi.

Franz Kafka’nın En Çok Okunan Kitapları Nelerdir?

Başarılı yazar Franz Kafka’nın en çok okunan eserleri Dava, Dönüşüm, Babaya Mektuplar, Aforizmalar, Şato ve Milena’ya Mektuplar’dır.

Franz Kafka Hangi Edebi Akımların Etkisinde Kalmıştır?

Franz Kafka, eserlerini ekspresyonizm akımının etkisinde kaleme almıştır.

Milena’ya Mektuplar Kitabı Kaç Sayfa?

Franz Kafka ve Milena’nın mektuplarından oluşan Milena’ya mektuplar eseri 240 sayfadan oluşuyor.

Franz Kafka’nın Dava Kitabı Kaç Sayfa?

Franz Kafka tarafından kaleme alınan Dava, 174 sayfadır.

Şato Kitabı Kaç Sayfa?

Kafka’nın hiçbir zaman tamamlanmayacak olan eseri Şato, 247 sayfadır.

Aforizmalar Kitabı Kaç Sayfa?

Kafka’nın tamamlanmış sayılı eserlerinden Aforizmalar, 142 sayfadan oluşuyor.

Franz Kafka’nın Dönüşüm Kitabı Kaç Sayfa?

İnsanın iç dünyasının analiz edildiği en değerli eserlerden olan Dönüşüm kitabı 72 sayfadan oluşan bir eserdir.

Editör Puanı
Bu yazıyı puanlamak için tıklayın!
[Toplam: 1 Ortalama: 5]

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu