Biyografi

Varoluşsal Sancıların Sesi Tolstoy’un Hayatı ve Edebi Kişiliği: Lev Tolstoy Kimdir?

Tolstoy Kimdir?

Lev Tolstoy, 9 Eylül Ağustos 1828 tarihinde Rusya’nın Yasnaya Polyana köşkünde soylu bir ailenin veliahtı olarak dünyaya gelmiştir. “Tanrı’nın ülkesi içinizdedir, Tanrı aşk demektir” diyen Tolstoy, bu çağrısını varlığını sürdürdüğü her an insanlara duyurmaya çalıştı ve 82 yıl sonra 1920 yılında hayatını kaybetti.

Onu diğer edebiyatçılardan ayıran en önemli özelliği Rusya’nın en iyi yazarlarından olmasıydı. Hayat şartları ve sahip olduğu zenginlikler ve emrinde çalışan yüzlerce insanın olması onun hayatı boyunca refah içerisinde yaşayacağının göstergesiydi. Fakat o bu varlığından hiçbir zaman övünmedi ve kendinin köylülerden farksız olduğunu, eşit olduklarını çekincesiz bir şekilde dile getirdi.

Rusya’nın en soylu aristokrat ailelerinden birinin veliahtı olmasına rağmen bu zenginlikle hiçbir zaman övünmeyip, “Yüzüm bir köylünün yüzünden farksızdır” diyerek Rusya halkına ve tüm dünyaya önemli bir ders verdi.

Lev Nikolayeviç Tolstoy’un Çocukluk Yılları: Tolstoy Kimdir?

Tolstoy'un çocukluk yılları

1828 yılının Eylül ayında dünyaya gelen Tolstoy, ilköğretim yıllarında eğitimini evde, Fransız ve Alman öğretmenlerinin ellerinde aldı. Rusya’nın yetiştirdiği en büyük yazarlardan Lev Tolstoy, henüz 6 yaşına bile gelmemişken annesini kaybetti. Bu büyük acıyı çocuk kalbi henüz atlatamamışken 9 yaşında babasını da kaybedince merhametli teyzesi ona ve kardeşlerine sahip çıktı. Bu dönemlerde yaşadıklarından çok şey öğrendi. “İleriki yaşantının ne yönde olacağına büyük ölçüde çocukluk yıllarında yaşadıkların karar verir” derler ya, tam da öyle oldu. Bu acılar Tolstoy’un gelecek yaşantısının ıstıraplı ve sancılı geçmesine neden olacaktı.

Tolstoy, çocukluk yıllarını Dickens, Pascal, Platon gibi klasikleri okuyarak geçirdi. Okuduğu kitaplar ve edindiği tüm tecrübelerin ışığında gelecekte Rus edebiyatının en büyük isimlerinden olacağının henüz farkında değildi.

Tolstoy’un Gençlik Yılları

Tolstoyun gençlik yılları

1843’te Kazan Üniversitesi’ne giren Tolstoy, kendini tamamen içkiye, eğlenceye ve kadınlara adamıştı. Daha okulun birinci senesindeyken bıraktı ve daha kolay olacağını düşündüğü için Hukuk Fakültesi’ne yazıldı.

Tolstoy gençlik yıllarından beri hep kendini çirkin görürdü. Hatta bu görüş öyle bir noktaya gelmişti ki, “Benimkiler gibi böylesine koca burunlu, bu kadar kalın dudaklı, böyle çipil ve küçük gözlü bir adamın dünyada mutluluğu bulması mümkün müdür?” dedi. Okurken bile yürekleri burkan bu sözü, kendisini nasıl hissettiriyordu bilemeyiz. Fakat kendisini çirkin gören Tolstoy’un bu sorusu cevapsız kaldı ve sakalıyla her zaman yüzünü saklamaya çalıştı.

Tolstoy’un Babasının Ölümü

Tolstoyun babasının ölümü

Savaş ve Barış’ın sesi Tolstoy, daha 8 yaşında bir çocuktu. Babası, kardeşlerinin ve onun ciddi bir eğitim alma vaktinin geldiğini düşünüyordu. Çiftlik hayatını bırakarak Moskova’ya taşınan ailenin veliahtı Tolstoy o kadar zekiydi ki, halası; “Bu çocukta bir deha var. O küçük bir Moliere” demişti onun için.

Zaman bir bir geçerken Tolstoy, kendi yolunda yalınayak ilerliyordu. 9 yaşına geldiğinde babası hiç ummadığı bir ihanete uğradı. Seyahat ederken uşağı, yanındaki parayı alabilmek için babasını zehirledi ve oracıkta cinayete kurban gitti. Babaannesinin ruhu da oğlunun ölümüne dayanamayıp göç edince Tolstoy, halasıyla yaşamaya başlamıştı.

Tolstoy’un Kırım Savaşı’na Katılması

Tolstoyun kırım savaşı'na katılması

Babasından kalan mal varlığını ele alması ve işleri yönetmesi için ailesi tarafından Yasnaya Polyana’ya çağırıldı fakat Tolstoy çok kararsızdı. Ya gidip yönetimi ele alacaktı ya da bulunduğu yerde devlet memurluğu yaparak hayatını idame ettirecekti. Beklenmedik bir şekilde ikisini de seçmeyerek abisinin yanına Kafkasya’ya giderek seferlere katıldı. 1851 yılında ansızın 3 yıl boyunca hiç ayrılmamış olduğu Yasnaya Polyana’dan ayrıldı ve Kafkasya’ya gidip subay abisiyle birlikte Ruslara karşı direnen Müslümanlarla savaşan birliğe atandı.

İlginizi Çekebilir  Münir Özkul’un Hayat Hikâyesi

Bu kararı onun devrim niteliğindeki eserlerinin kapılarını açacaktı. Seferler sırasında gördüğü ve yaşadığı şeylerin etkileri ve tecrübeleri ışığında eserlerini kaleme almaya başladı. Bu süreçte edindiği hayat tecrübeleri ve değişen dünya görüşü üzerine Tolstoy, “Baskın” adlı kitabını yazdı. Fakat Baskın kitabı, onun ilk denemesi değildi çünkü daha öncesinde “Çocukluk” adlı otobiyografik ögeler içeren oyun yazmıştı. Orduya katıldıktan sonra ise Tolstoy’un ilk romanı “Kazaklar” eserini yazmaya başladı.

Tolstoy, asker olmaktan hiç memnun değildi. Çünkü şahit olduğu ve yaşadığı olaylar insanın gururunun nasıl hunharca ayaklar altına alındığının kanıtıydı. Buna daha fazla tahammül edemiyordu. Artık savaştan nefret etmeye başlamıştı.

Ordudan ayrılan Tolstoy, yeniden varlıklı ve eğlenceli geçen hayatına geri döndü. Fakat bu sefer yüzü gülmüyor, aksine asık duruyordu. Çünkü edindiği ahlak, mevcut hayat düzenine uymuyordu. Yapbozun bir eksik parçasıymış gibi hissediyordu.

1858 yılında babasından kalan Yasnaya Polyana köşküne geri dönerek yönetimi ele aldı. Bu süreçte emrinde çalışan köylülerin yaşam standartlarını ve davranışlarını gözlemledi. Artık köylülerin efendisi olarak bir yaşam sürüyordu.

Rus Edebiyatının Öncü İsmi Lev Tolstoy’un Yükselişi

Rus edebiyatının öncü ismi lev tolstoyun yükselişi

Tolstoy’un eserleri Rusya’da ve tüm dünyada o kadar çok okunmaya başlıyor ki, dünyanın her yerinden sırf onu görmek için birçok kişi gelmeye başlamıştı. Öyle ki dönemin edebiyat dehası Tolstoy hakkında Turgenyev, “Bu genç yazar hepimizi gölgede bırakacak, en iyisi yazmaktan vazgeçmek” dedi.

Tolstoy’u görmeye gelen herkes karşısında koca ve iri yarı birini görmeyi bekliyorken Tolstoy’un gerçek bedenini gördüklerinde şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı. Ziyaretçiler arasında olan bir misafir Tolstoy hakkında şu sözleri söylemişti: “Kısa boylu tıknaz bir adam: öyle çabuk hareketleri var ki sanki sakalı titriyor, yürümüyor, sanki koşuyor. “Hoşgeldiniz” derken o kadar neşeli ki insan karşısında bir çocuk var sanıyor.”

Tolstoy’un bütün duyguları yalnızca gözlerine bakıldığında anlaşılabiliyordu. Onca ıstırabın ve acının simgesiydi gözleri. Tolstoy, Maksim Gorki’ye şu sözleri söyletmiştir: “Tolstoy’un gözlerinde yüzlerce göz gizlidir.”

Hayatını yalnızca kadınlara ve kumara adadığı dönemde bir eksiklik hissetmeye başladı. Zamanını boşa harcıyormuş ve yeteneklerini elinin tersiyle yok sayıyormuş gibi hissetmeye başlamıştı. Bu düşünceli hali çok uzun sürmedi. Bir anda boş geçen hayat stilinden elini ayağını çekti.

Lev Tolstoy’un Edebi Kişiliği

Tolstoy'un edebi kişiliği

Rus edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden Tolstoy, dini görüşleri, toplumsal bakış açısı ve sanatçı kişiliği ile yaşadığı dönemin en iyi yazarlarından olmuştur. Yazarlık yeteneği o kadar iyiydi ki, birçok yazarı gölgede bırakmıştı. İnsan ruhunun analizini ve yaşayışını en iyi dille anlatan Tolstoy, Rus halkının sorunlarını dile getirmiş ve onlara her koşulda destek çıkmıştır.

Tolstoy, gerçekçi edebiyat akımının temsilciliğini yapmış bir yazardır. Eğitimci ve filozof yönleri de ağır basan yazar, ahlak yaşam felsefesini her zaman eserlerine yansıtmıştır. Tolstoy’un hem hayatı, hem de eserleri inişli çıkışlı olmuştur.

Tolstoy ve Dostoyevski Tanışıyorlar mıydı?

Tolstoy ve dostoyevski tanışıyorlar mıydı

Rus edebiyatının gurur kaynağı olan edebi dehalar Fyodor Mihayloviç Dostoyevski ve Lev Nikolayeviç Tolstoy, aynı dönemde yaşamış ve birbirlerini tanımış olmalarına rağmen hiçbir zaman görüşmemişlerdir. Bu çağdaş iki yazar, hayatları boyunca hiç temas etmemiş olsalar da birbirlerinin eserlerini her zaman yakından takip etmişlerdir.

Dostoyevski, Bir Yazarın Günlüğü adlı kitabında Tolstoy’un bir deha olduğunu ve olağanüstü yüksek sanat yaptığını vurgulamıştır. Ardından Dostoyevski, Tolstoy’dan şu sözlerle bahsetmiştir; “Anna Karenina’nın yazarı gibi insanlar, toplumun öğretmenleridir; biz ise sadece onların öğrencileriyiz.”

Tolstoy ise Dostoyevski’nin Ölüler Evinden Anılar eseri hakkında Puşkin’den bile iyi olduğunu ve Rus edebiyatında bu kadar iyi bir eser okumadığı sözlerini öne sürmüştür. Dostoyevski’nin ölüm haberini aldığında ise edebiyat eleştirmeni Nikolay Strahov’a bir mektup yollayarak şunları söylemiştir;

“Onu bir kez olsun görmedim ve onunla hiç konuşmadım ama şimdi ölünce, birden anladım ki, Dostoyevski bana en yakın, en kıymetli, en gerekli insanmış…”

Tolstoy Yasnaya Polyana Okulu’nu Açtı

Tolstoy Yasnaya Polyana Okulunu Açtı

Avrupa turuna çıkan Tolstoy, eğitim hayatı hakkında detaylı incelemeye başladı. Öğrendiği bilgilerin sonucunda geri döndüğünde devrimci metotları olan bir okul açtı. Fakat bu okul, diğer okullardan çok daha farklıydı. Kuralcı ve düzen gerektiren eğitimin yanı sıra bu okulda çocuklar istediği zaman ders dinleyebiliyor, istediği yere oturabiliyor ya da istediği zaman derse katılabiliyorlardı. Fakat bu deneme Tolstoy’un sağlık sorunları nedeniyle sona erdi.

Tolstoy’un Bisikleti Hikayesi Nedir?

Tolstoyun bisikleti
Tolstoy’un bisikleti kavramı
, bir şeyler öğrenmek için asla geç olmadığını en etkili biçimde anlatan iz bırakıcı bir hikayedir. Birçok insan hedefleriniz ve hayalleriniz konusunda geç olduğu kanısına varır ve sizi de bu fikre inandırmaya çalışır. Oysa öğrenmenin yaşı yoktur, bunu Tolstoy’un Bisikleti ile de göstereceğim.

Tolstoy’un Bisikleti’nin anlamı, “hiçbir şey için asla geç değildir” demektir. Tolstoy, 7 yaşındaki oğlu Vanichka’nın ölümünden sonra hâlâ kederliydi ve Moskova Velocipede Aşıklar Derneği ona bedava bir bisiklet ve malikanesindeki bahçe yollarında bisiklet eğitimi verdi. O artık sabah erkenden işlerini bitirdikten sonra sabah gezintisine çıkan bir adamdı. Tolstoy’un 67 yaşında olmasına rağmen bisiklet sürmeyi öğrenmesi, dünyada birçok insanın hayatını değiştirecek etkiler yarattı ve yaratmaya da devam ediyor. Hâlâ binlerce insan bu hikâyeden ders çıkarıyor.

Lev Tolstoy’un Sofya’yla Evliliği

Lev tolstoy'un Sofyay'la evliliği

1862 yılında eski aile dostunun kızı Sofya ile evlendi. En mutlu olduğu bu dönemde unutulmaz eseri Savaş ve Barış kitabını yazdı. Bu roman, Tolstoy’un büyük bir edebiyat dehası olduğunun kanıtıydı.

1869 yılında tamamlanan Savaş ve Barış eserinin tamamlanmasının ardından tam anlamıyla buhranlı hayatına perde açtı. Tolstoy’un öncü eseri Savaş ve Barış’ın ünü arttıkça ruhsal durumu git gide daha da kötüleşiyordu. Lev Tolstoy artık yaşamda gördüğü, hissettiği ve karşılaştığı her şeyin anlamsızlaştığını ve değerinin düştüğünü gördükçe daha da dibe batıyor ve mutsuz bir ruh haline bürünüyordu.

Tolstoy’un “Anna Karenina Romanı” Yazdığı Dönem

Tolstoy'un "Anna Karenina Romanı" yazdığı dönem

1873 yılında çok zorlu bir süreçte olmasına rağmen Anna Karenina eserini kaleme aldı. Karısı hastaydı ve ona ve kardeşlerine sahip çıkan merhametli teyzesi hayatını kaybetmişti ve resmi makamlar eğitimle ilgili planlarının önüne geçmeye çalışıyordu. Tüm bunlara rağmen insan karakterini çözümleyen Anna Karenina’yı yazmaya devam etti.

Anna Karenina’nın başarısına rağmen, romanın tamamlanmasının ardından Tolstoy, ruhsal bir krize ve depresyona girdi. Tolstoy, artık ruhsal bunalımların pençesine yakalanmıştı. İntihar girişiminde bulunmasına rağmen onu yeniden ayağa kaldıracak dâhice fikri, onu yeniden hayata bağladı. İnsanları tek bir dinin çatısı altında toplama fikri… Arayış içinde olduğu yıllarda Tanrıya olan inancı onu ayakta tutabileceği için bir manastıra kapanmaya karar verdi.

Hayatın anlamını ortaya çıkarmak için mücadele eden Tolstoy, önce Rus Ortodoks Kilisesi’ne gitti, ancak aradığı cevapları orada bulamadı. Hıristiyan kiliselerinin yozlaşmış olduğuna ve organize din yerine kendi inançlarını geliştirdiğine inanmaya başladı. Tolstoy, benimsediği ruhani inançlar nedeniyle din adamlarıyla tartışma içerisinde olduğundan dolayı Rus Ortodoks Kilisesi’nden ayrılmak zorunda kaldı. Özel mülk ve dini konularda diğer insanlara göre daha farklı bir bakış açısına sahipti. Bu fikirleri ve düşünceleri de karısı ve din adamlarıyla birçok kez sorun yaşamasına neden oldu.

Lev Nikolayeviç Tolstoy’un Ölümü

Lev Nikolayeviç Tolstoyun ölümü

1902 yılında zatürre hastalığına yakalanan Tolstoy’un hayatı, sancılı günlerin eşiğindeydi. 74 yaşındaki bu adama doktorlar tarafından umutsuz hasta olarak bakılıyordu. Yaşlandıkça ailesi, eşi ve çocukları arasında sorunlar yaşamaya başladı. Bunun nedeni ise Tolstoy’un köylüler gibi giyinmek istemesi, onlar gibi yemek, onlar gibi içmek ve sade bir hayat yaşama isteğiydi. Fakat ailesi Lev Tolstoy’un bu düşüncelerini mantıksız buluyor, lüks bir yaşam istiyorlardı.

Rusya’nın 1905 yılında Japonya ile savaşa girdiği dönemde Rus yazar Tolstoy dönemin Çar’ını eleştirince halkın gönlünü kazanmıştı. Git gide ülke ikiye bölünmeye başlıyordu. Tolstoy’u destekleyenler ve Çar’ı destekleyenler…

Son yıllarını Yasnaya Polyana köşkünde geçiren Tolstoy, bu mülkten vazgeçmek istediğini söyleyince karısıyla sürekli tartışıyordu. Bu duruma daha fazla tahammül edemeyen Tolstoy, evi terk etti.

Hayatı boyunca sade ve özgür bir yaşam hayal eden Tolstoy, nihayet bu dileğine kavuşmuştu. Zincirlerin eteğinden kurtulmuş ve özgür yaşamın kollarına bırakmıştı kendini. Tolstoy, evden kaçtığı anı günlüğüne yazmış ve etrafın zifiri karanlık olduğunu, yakalanma korkusuyla titrediğini ve çalılıklara düştüğünden bahsetmiştir. At arabasını hazırlattıktan sonra özgür hayata doğru süren Tolstoy, kendisini paranın, şöhretin ve insanların ilgisinin pençesinden kaçtığını sanıyorken, gazetelerde onun evden kaçtığı yazıyormuş. Tolstoy’un istediği tek şey en az dönemin köylüleri kadar sade ve şaşaasız bir hayattı.

Tolstoy, basit bir köylü gibi yaşamak istiyor ve bunun için de sahip olduğu her şeyden elini ayağını çekiyordu. Köylülerin arasına karışıp sade bir hayat yaşama isteği, karısıyla olan aşkına çok büyük bir ölçüde zarar verdi. Karısından uzaklaşmaya karar verdiğinde ve yeni hayatına adım atıyorken bir tren yolculuğu sırasında rahatsızlandı. Bir hafta geçtikten sonra ise ıstıraplı ve bunalımlı hayatı 1910 yılında 82 yaşındayken son buldu ve Tolstoy hayatını kaybetti. 

Bilindiği üzere yazarların değeri hep ölünce anlaşıldı. Fakat Tolstoy için durum aynı şekilde olmadı. Tolstoy, yaşarken ünlenen sayılı yazarlardandır. Kimileri Tolstoy’u karısının gazabına dayanamayarak evi terk etmiş, kimileri de öleceğini anladığı için terk etmiş bir adamdı. En büyük hayalini gerçekleştirmek üzereyken vaktinin dolması da onun en büyük şanssızlığı olmuştur…

Tolstoy Hakkında Sık Sorulan Sorular

Lev Tolstoy Ne Zaman Öldü?

Lev Tolstoy, 20 Kasım 1910 tarihinde zatürre hastalığına yakalanarak hayatını kaybetti.

Tolstoy’un Anna Karenina Kitabı Kaç Sayfa?

Anna Karenina iki ciltten oluşuyor. I. cilt 565 sayfa, II.cilt ise 485 sayfadır.

Lev Tolstoy’un Çocukluk Kitabı Kaç Sayfa?

Tolstoy tarafından kaleme alınan Çocukluk kitabı 151 sayfadan oluşuyor.

Tolstoy’un Bisikleti Ne Anlama Geliyor?

Tolstoy’un Bisikleti kavramı, onun 67 yaşından sonra bisiklet sürmeyi öğrenmesinden bahsediyor ve bu kavram “hiçbir şey için asla geç değildir” fikrini benimsetiyor.

Tolstoy’un Diriliş Kitabı Kaç Sayfa?

Lev Tolstoy’un 1899 yılında yayımlanan romanı Diriliş, 400 sayfalık bir kitaptır.

Tolstoy’un Savaş ve Barış Kitabı Kaç Sayfa?

Tolstoy’un düzeltmelerini 12 kez yaptığı ve 1869 yılında yayımlanan Savaş ve Barış kitabı 576 sayfadır.

Savaş ve Barış Romanının Kısaca Konusu Nedir?

Tarihi olayların anlatıldığı Savaş ve Barış romanı, Napolyon dönemindeki Fransa ve Rusya arasında yapılan çekişmeli savaşı ve saray hayatını anlatan bir kitaptır.

Tolstoy Hangi Akımdan Etkilenmiştir?

Rus edebiyatının öncü yazarı Tolstoy, gerçekçilik akımından etkilenmiştir.

Anna Karenina Romanında Ne Anlatılıyor?

Anna Karenina romanı, Rus aristokrasisine mensup genç ve sadakatsiz bir kadının ve ilişkisinin ardından yaşanan trajik olayları anlatıyor.

Tolstoy Ne Zaman Doğdu?

Lev Tolstoy, 9 Eylül Ağustos 1828 tarihinde Rusya’nın Yasnaya Polyana köşkünde soylu bir ailenin veliahtı olarak dünyaya gelmiştir.

Editör Puanı
Bu yazıyı puanlamak için tıklayın!
[Toplam: Ortalama: ]

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu