Edebiyat

Türk Edebiyatı’nın Kilit İsmi Sabahattin Ali’nin Sözleri ve Şiirleri

Türk Edebiyatı’nın önemli yazar ve şairlerinden Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907 tarihinde dünyaya geldi. Sancılı bir hayat yaşayan Cumhuriyet Dönemi edebiyatçısı, 2 Nisan 1948’de hayatını kaybetti.

Sabahattin Ali, toplumcu görüşleri ve romantik bakış açısıyla insan ruhunun derinlerine işleyen anlamlı sözler ve şiirler yazmıştır. Değeri sonradan anlaşılan bir yazar ve şair olmasına rağmen günümüzde hâlâ çok fazla okunuyor. İşte Sabahattin Ali’nin sözleri ve şiirleri…

Sabahattin Ali’nin En Anlamlı Sözleri 

Sabahattin Alinin en anlamlı sözleri

“Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.”

“İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.”

“Bir ümidim yok. Bu sondu. Artık hiç bir şeyin değişmesine imkan yok, lüzum da yok.”

“Bir arkadaş istiyorum. Benimle konuşmadan beni tamamen anlayacak, benimle karşı karşıya saatlerce hiç konuşmadan oturabilecek bir arkadaş.”

“Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek.”

“Ben böyleyim işte!” dedi. “Ben garip bir kadınım. Benimle ahbaplık etmek isterseniz birçok şeylere tahammüle mecbur kalacaksınız.

“Benim beklediğim aşk başka! O bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka; istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka… Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!”

“Bu yaşlma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan insanı vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat hep böyle değil midir ? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?”

“Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum.”

“İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.”

“Yalnız bir şeye kızıyorum kardeşim: Bari bu hiçliği düşünemeyecek kadar aptal olsaydım. Kendimi bir şey zannedebilseydim. İnansaydım.”

Sabahattin ali sözleri

“Anadolu’da işsizliğin doğurduğu yegane iş dedikodudur.”

“Sensin, kalbim değil, böyle göğsüme vuran.”

“İlkbahar gibi bir mevsimi olan bu dünya, üzerinde yaşanmaya değer… Ne olursa olsun…”

“Yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa: ‘Dünyada neler gördünüz? ‘ dese herhalde verecek cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vaktimiz olmuyor ki…”

“Varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette değildi; fakat yokluğu müthişti…”

“Halbuki en çok okuduğum bir kitabın, en çok okuduğum bir satırı bile bana bazen başka şeyler söyleyebilir…”

“Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.”

“Ve çok geçten daha kötüsü yoktur hayatta…”

“Acılar kalbimi nasırlaştırdı ve kalbim, her zaman üzerine basılan bir nasır gibi sızlıyor. Yalnız ben artık bağırmıyorum, bağıramıyorum.”

“Yerinde bir cevap, keskin bir nükte bütün hakikatlere bedeldi.”

Sabahattin ali

“Bu ölü toprakların üstünde hiçbir şey ölmek ve öldürmek kadar kolay değildir.”

“İstanbul’dan ayrılmak istemiyoruz fakat senede kaç defa kütüphaneye gideriz? Üç beş cadde ile bir o kadar da kahveden başka ne biliriz? Fikir hayatı, fikir hayatı diyoruz… En kabadayımız bile gevezelikten başka ne konuşuyor? Kahve münakaşalarıyla zihnimizi inkişaf ettirdiğimizi sanmakla pek akıllıca bir iş yaptığımıza kani değilim… Bizi buraya asıl bağlayan bir alışkanlıktır… Biz burada maksatsız yaşamayı ve boş beyinle dolaşmayı tatlı bir meşgale haline getirmek yolunu keşfetmişiz.”

“Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.”

“Sonra bu garip ağaçlar bana daima hasretini çektiğim uzak memleketleri hatırlatır…”

“Mevcut olmayan bir şeye malik olalım derken mevcut olanları kaybettik. Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı”

“Niçin rüzgarlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz?”

“Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?” Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı

“Hiçbiri insanı insan yapan şeyin şahsiyet olduğunu, bütün ilimlerin, bütün tecrübelerin yalnız bunu temine yaradığını anlamamıştır.”

“İnsan alıştığı, güzel bulduğu, kendine yakın bulduğu yerlerden ayrılırken sanki vücudunun bir kısmını orada bırakıyormuş gibi üzülür.”

“Etrafımız o kadar çirkefle dolu ki, temiz kalmak için bir tek çare kendi dünyamıza çekilmek ve muhitle, hiç olmazsa manen, alakamızı kesmektir.”

İlginizi Çekebilir  Gogol'un Paltosundan Çıkan Dostoyevski Kimdir?

“Sana kızgın değilim. Sana kızmayacak kadar seni iyi tanıyorum. Sonra seni seviyorum. Neden sevdiğimi bilmeden seviyorum. Bu sevgiyi her gittiğim yere beraber götüreceğim. Allahaısmarladık.”

“Fakat her şey geçer, her şey unutulur. Kendini bir felâketin içinde kaybetmenin mânâsı yoktur. İnsan birazcık da kalender olmalıdır!”

“Bir zamanlar birbirlerinden ayrılmak, birbirlerini kaybetme ihtimalinin korkusunu çekmiş olmasalar, belki de birbirleri için ne kadar kıymetli olduklarını hala bilmeyeceklerdi.”

“Kadın sevebileceği zaman sevmiyor, ancak tatmin edilmeyen arzulara üzülüyor, kırılan benliğini tamir etmek istiyor, kaybedilen fırsatlara yanıyor ve bunlar ona aşk çehresi altında görünüyordu.”

“Kitaplar yeni tanıdıklarına karşı çok ketum olurlar. Bir kere de onlarla laubali oldunuz mu size malik oldukları her şeyi verirler ve onlar bizim isteyebileceğimiz her şeye fazlasıyla maliktirler.”

“Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğumuzu zannetmektir ki, ne kendimiz bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur.”

“Demek hayat böyle iki adım ileri bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?”

Sabahattin alinin en etkileyici sözleri

 “Hayat birbirinde ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyor. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değil ve sadece hatıralar iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değil.”

“İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.”

“Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş… Ne aradığımızı bilmeden aramak… Şimdi içim rahat, aradığını bulan ve başka bir şey istemeyen biri gibi sükunet içindeyim… Dünyada bundan büyük bir saadet olur mu?”

“Başmabeyinci esefle başını sallayıp: – Ne talihsiz adam!, demiş. Tam muradına ereceği anda öldü! Gözlerini dervişin yüzünden ayırmayan melike: -Sus!, demiş. Ondan daha talihli insan var mı? Asıl bahtiyar, bir ömür boyunca hasretini çektiği şeye kavuşan değil, ona erişeceğini anladığı anda, saadetinin en yüksek noktasında bir ‘Ah!’ diyerek düşüp ölebilendir.” (Bir Aşk Masalı, Sırça Köşk, 1947)

“Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!.. Niçin bunu anlamakta bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?”

“İkimiz de aynı şehirdeyiz ve birbirimize varmamız için yarım saatten daha az bir zaman yeter. Buna rağmen o orada ben buradayım. Neden? Sebep yok… Ben burada ne yapıyorum? Kendimi ve etrafımdakileri sıkmaktan başka ne işim var? Onun da orada pek lüzumlu şeylerle uğraşmadığı muhakkak. Böyle bir günde oturup piyanoya çalışacak değil ya… Dünyada şimdi onunla yan yana bulunmamız kadar mantıksız ve lüzumsuz ne vardır acaba? Hayat bir tesadüfler silsilesi imiş, ala! Fakat tesadüfün de kendine göre bir mantığı olmalı değil mi ya?”

Sabahattin alinin sözü

” Kalabalık beni sahiden sıktı. Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen da hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil… İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile… Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımdan küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. Bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman nasıl hazin bir hal aldığımı tasvir edemezsiniz.”

“İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Hâlbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…

Hiçbir şey üzerinde düşünmeye hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.”

“İçinde hakikaten sevmek kabiliyeti olan bir insan hiçbir zaman bu sevgiyi bir kişiye inhisar ettiremez ve kimseden de böyle yapmasını bekleyemez. Ne kadar çok insanı seversek, asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir.” (Kürk Mantolu Madonna, 1943)

“Aradaki bütün bağlar, ruhlar beraber olmadıktan sonra, ne ifade ederler? Senelerden beri hiç kimseye bir tek kelime söylemedim. Halbuki konuşmaya ne kadar muhtacım. Her şeyi içinde boğmaya mecbur olmak, diri diri mezara kapanmaktan başka nedir? Ah Maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgarlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?” (Kürk Mantolu Madonna, 1943)

“Kendisinden daha dün ayrılmış gibi taze bir hasret duydum. Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, “Bu öyle olmayabilirdi!” düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.” (Kürk Mantolu Madonna, 1943)

En anlamlı sözler sabahattin ali

“Birdenbire boğazına hafif bir gıcık geldiğini ve gözlerinden farkında olmadan yaşlar boşanmaya başladığını hissetti. Bu, öyle hummalı, hıçkırıklı, buhranlı bir ağlayış değildi. Bir yerde biriktiği anlaşılan gözyaşları, kendilerine dökülecek bir mecra bulmuşlar, gayet sakin, hatta biraz tatlı bir şekilde iki yanağından yastığa süzülüyorlardı.” (İçimizdeki Şeytan, 1940)

“Zannediyorsun ki, hepimiz birer makineyiz ve evvelden kurulduğumuz gibi işleriz. Bir yerde bir bozukluk oldu mu, derhal orayı söküp atmak lazım!.. En kuvvetli insanın bile bazan ne kadar zayıf anları, istediğinin tam aksini yapmaya mecbur olduğu dakikaları bulunduğunu nasıl inkar edebiliriz?” (İçimizdeki Şeytan, 1940)

“Zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim… Bu hal gerçi birçok fırsatları kaçırmama sebep olurdu, fakat fazlasını isteyerek talihimi korkutmaktan her zaman çekinirdim.” (Kürk Mantolu Madonna, 1943)

Sabahattin alinin en çok okunan sözleri

Sabahattin Ali’nin En Çok Okunan 15 Şiiri

Sabahattin alinin en çok okunan şiirleri

Sabahattin Ali, Türk Edebiyatı’nın en değerli isimlerinden biri olmasına rağmen kıymeti öldükten sonra bilinen yazarlarımızdandır. Edebi kişiliği ve toplumcu görüşleriyle halk tarafından çok fazla sevilen Sabahattin Ali, şiirleriyle insan ruhunun derinlerine en etkili şekilde dokunmayı başarıyor. Şiirleriyle çok ses getiren Sabahattin Ali’nin en çok okunan şiirleri şunlardır:

  1. Ben Sana Vurgunum,
  2. Geçmiyor Günler,
  3. Acaba,
  4. Melankoli,
  5. Bir Doğum Günü İçin,
  6. Bir Yürek Kaldı Avucumda,
  7. Leylim Ley,
  8. Mapushane Türküsü,
  9. Eskisi Gibi,
  10. Ruhumun Dalgaları,
  11. Göklerde Kartal Gibiydim,
  12. Çocuklar Gibi,
  13. Dağlar,
  14. Kara Yazı,
  15. Benimsin Diyemediğim,

Ben Sana Vurgunum Şiiri – Sabahattin Ali

Seneler sürer her günüm,

Yalnız gitmekten yorgunum,

Zannetme sana dargınım,

Ben gene sana vurgunum.

Başkalarına gülsem de,

Senden uzakta kalsam da,

Sevmediğini bilsem de,

Ben gene sana vurgunum.

Dağları aşınca başım,

Geri kaldı her yoldaşım,

Gel sevgilim, gel kardaşım,

Ben gene sana vurgunum.

Gönlüm seninkine yârdı,

Aynı şeyleri duyardı,

Ayaklarımız uyardı,

Ben gene sana vurgunum.

İtilmiş, tekmelenmişim,

Doğduğum günde yanmışım,

Yalnız sana güvenmişim,

Ben gene sana vurgunum.

Geçmiyor Günler Şiiri – Sabahattin Ali

Burada çiçekler açmıyor,

Kuşlar süzülüp uçmuyor,

Yıldızlar ışık saçmıyor,

Geçmiyor günler geçmiyor.

Avluda volta vururum,

Kâh düşünür otururum,

Türlü hayaller görürüm,

Geçmiyor günler geçmiyor.

Dışarıda mevsim baharmış,

Gezip dolaşanlar varmış,

Günler su gibi akarmış,

Geçmiyor günler geçmiyor.

Gönülde eski sevdalar,

Gözümde dereler bağlar,

Aynadan hayalin ağlar,

Geçmiyor günler geçmiyor.

Yanımda yatan yabancı,

Her söz zehir gibi acı,

Bütün dertlerin en gücü,

Geçmiyor günler geçmiyor.

Acaba Şiiri – Sabahattin Ali

Ela gözünden akan ateşli nazarların,

Acaba acımadan kimi yakacak yarın?

Dudakların acaba kimlerle öpüşecek?

Kimler yarın acaba, tuzağına düşecek?

Anlıyorum, bizlerden intikam alıyorsun,

Lakin ey kadın bilsen, nasıl alçalıyorsun.

Melankoli Şiiri – Sabahattin Ali

Beni en güzel günümde,

Sebepsiz bir keder alır.

Bütün ömrümün beynimde,

Acı bir tortusu kalır.

Anlayamam kederimi,

Bir ateş yakar derimi,

İçim dar bulur yerimi,

Gönlüm dağlarda bunalır.

Ne kış, ne yazı isterim,

Ne bir dost yüzü isterim,

Hafif bir sızı isterim,

Ağrılar, sancılar gelir.

Yanıma düşer kollarım,

Görünmez olur yollarım,

En sevgili emellerim

Önüme ölü serilir…

Ne bir dost, ne bir sevgili,

Dünyadan uzak bir deli…

Beni sarar melankoli,

Kafamın içersi ölür.

Bir Doğum Günü İçin Şiiri – Sabahattin Ali

Göklerin yüzü güldü mü,

Dünyaya geldiğin zaman?

Azgın sular duruldu mu,

Dünyaya geldiğin zaman?

Güneşler gibi tek miydin,

Ay ışığından ak mıydın,

Böyle nazlı çiçek miydin,

Dünyaya geldiğin zaman?

Yıldızlar halin sordu mu,

Bulutlar selam durdu mu,

Yerlerin kalbi vurdu mu,

Dünyaya geldiğin zaman?

Aşkını candan duymuşum,

Canım yoluna koymuşu,

Tam dokuz yaşındaymışım,

Dünyaya geldiğin zaman.

Kim bilir nasıl güzeldin,

Göklerden yere süzüldün…

Benim alnıma yazıldın,

Dünyaya geldiğin zaman.

Bir Yürek Kaldı Avucumda Şiiri – Sabahattin Ali

Ey gönül, kuşa benzerdin,

Kafesler sana dar gelir;

Bir yerde durmaz gezerdin,

Hapislik sana zor gelir.

Ey gönül, acaip huyun,

Boğazından geçmez tayın,

Acır testindeki suyun;

Aklına nazlı yar gelir.

Gözlerin uzağa bakar,

Kimden ne beklediğin var?

Yar semtinden gelen rüzgâr,

‘Seni unuttu!’ der gelir.

Bakmazsa senin yüzüne,

Çok görme elin kızına;

Dışarda serbest gezene,

Hapiste yatan hor gelir.

Ayağında gezen itler,

Başının üstünden atlar;

Hapise düşen yiğitler,

Yari dışarda kor gelir.

Leylim Ley Şiiri – Sabahattin Ali

Döndüm daldan düşen kuru yaprağa,

Seher yeli dağıt beni, kır beni,

Götür tozlarımı burdan uzağa,

Yarin çıplak ayağına sür beni.

Aldım sazı çıktım gurbet görmeye,

Dönüp yare geldim yüzüm sürmeye,

Ne lüzum var şuna buna sormaya,

Senden ayrı ne hal oldum gör beni.

Ayın şavkı vurur sazım üstüne,

Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne,

Gel ey hilal kaşlım dizim üstüne,

Ay bir yandan sen bir yandan sar beni.

Yedi yıldır uğramadım yurduma,

Dert ortağı aramadım derdime,

Geleceksen bir gün düşüp ardıma,

Kula değil yüreğine sor beni.

Mapushane Türküsü Şiiri – Sabahattin Ali

Başın öne eğilmesin,

Aldırma gönül aldırma.

Ağladığın duyulmasın,

Aldırma gönül, aldırma.

Dışarda deli dalgalar,

Gelip duvarları yalar,

Seni bu sesler oyalar,

Aldırma gönül, aldırma.

Görmesen bile denizi,

Yukarıya çevir gözü,

Deniz dibidir gökyüzü,

Aldırma gönül, aldırma.

Dertlerin kalkınca şaha,

Bir sitem yolla Allah’a,

Görecek günler var daha,

Aldırma gönül, aldırma.

Kurşun ata ata biter,

Yollar gide gide biter,

Ceza yata yata biter

Aldırma gönül, aldırma.

Ruhumun Dalgaları Şiiri – Sabahattin Ali

Ruhumun dalgaları, koşup kabarmayınız.

Her damlanız tutuşan göğsüme birer bıçak.

Kalbim bir kayadır ki, nerdeyse yıkılacak,

Hayalden köpüklerle kalbimi sarmayınız.

Dümdüz olsam diyorum, ve kumlu bir sahili,

Yalayan sular gibi siz de yavaşlasanız.

Bilmediğim yeni bir masala başlasanız,

Çekilse kulağımdan hatıraların dili.

Ey eski günler artık bana yaklaşmayınız,

Ey hayaller, vurmayın kalbimin sert taşına.

Bütün bir hayat bile değmez bir göz yaşına,

Ruhumun dalgaları, köpürüp taşmayınız.

Göklerde Kartal Gibiydim Şiiri – Sabahattin Ali

Göklerde kartal gibiydim,

Kanatlarımdan vuruldum,

Mor çiçekli dal gibiydim,

Bahar vaktinde kırıldım.

Yar olmadı bana devir,

Her günüm bir başka zehir,

Hapishanelerde demir,

Parmaklıklara sarıldım.

Coşkundum pınarlar gibi,

Sarhoştum rüzgârlar gibi,

İhtiyar çınarlar gibi,

Bir gün içinde devrildim.

Ekmeğim bahtımdan katı,

Bahtım düşmanımdan kötü,

Böyle kepaze hayatı,

Sürüklemekten yoruldum.

Kimseye soramadığım,

Doymadım

Görmesem duramadığım,

Nazlı yarimden ayrıldım.

Çocuklar Gibiydim Şiiri – Sabahattin Ali

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı,

Kırlara yayılan ilkbahar gibi.

Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı,

Göğsümün içinde ateş var gibi.

Başını göğsüme sakla sevgilim,

Güzel saçlarında dolaşsın elim,

Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim,

Sevişen yaramaz çocuklar gibi.

Hissedince sana vurulduğumu,

Anladım ne kadar yorulduğumu,

Sakinleştiğimi durulduğumu,

Denize dökülen bir pınar gibi.

Başını göğsüme sakla sevgilim,

Güzel saçlarında dolaşsın elim,

Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim,

Sevişen yaramaz çocuklar gibi.

Sözün şiirlerin mükemmelidir,

Senden başkasını seven delidir,

Yüzün çiçeklerin en güzelidir,

Gözlerin bilinmez bir diyar gibi.

Başını göğsüme sakla sevgilim,

Güzel saçlarında dolaşsın elim,

Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim,

Sevişen yaramaz çocuklar gibi.

Dağlar Şiiri – Sabahattin Ali

Başım dağ saçlarım kardır,

Deli rüzgarlarım vardır,

Ovalar bana çok dardır,

Benim meskenim dağlardır dağlar.

Dağlardır dağlar, dağlardır dağlar…

Şehirler bana bir tuzak,

İnsan sohbetleri yasak,

Uzak olun benden uzak,

Benim meskenim dağlardır dağlar.

Dağlardır dağlar, dağlardır dağlar…

Kalbime benzer taşları,

Heybetli öter kuşları,

Göğe yakındır başları,

Benim meskenim dağlardır dağlar.

Dağlardır dağlar, dağlardır dağlar…

Yarimi ellere verin,

Sevdamı yellere verin,

Yelleri bana gönderin,

Benim meskenim dağlardır dağlar.

Dağlardır dağlar, dağlardır dağlar…

Bir gün kadrim bilinirse,

İsmim ağza alınırsa,

Yerim soran bulunursa,

Benim meskenim dağlardır dağlar.

Dağlardır dağlar, dağlardır dağlar…

Kara Yazı Şiiri – Sabahattin Ali

Geçmedi yare sözümüz,

Yollarda kaldı gözümüz,

Yere sürüldü yüzümüz,

Böyleymiş karayazımız.

Çiçekler açılmaz oldu,

Pınarlar içilmez oldu,

Yar bize gülmez oldu,

Böyleymiş kara yazımız.

Yalnız ona yar demiştik,

Onda bir şey var demiştik,

O bizi anlar demiştik,

Böyleymiş kara yazımız.

Hey gönül gene bu gece,

Kederim geceden yüce,

Gel susalım beraberce,

Böyleymiş kara yazımız.

Benimsin Diyemediğim Şiiri – Sabahattin Ali

Hey bir zaman bakıp bakıp,

Seyrine doyamadığım!

Şimdi gurbette bırakıp,

Sesini duyamadığım!

Evde kapanıp kaldın mı?

Seyrana çıkıp güldün mü?

Başkalarının oldun mu?

“Benimsin!” diyemediğim!

Akıtıp gözüm yaşını

Hatırlarım gülüşünü;

Kıvırcık saçlı başını

Göğsüme koyamadiğım!

Dik yamaçların selisin,

Sen benden daha delisin,

Şimdi kimlerin kulusun?

Başını eğemediğim!

Nasıl vurgunum bilirdin,

Niçin benden yüz çevirdin?

Kimlerin koynuna girdin?

Öpmeğe kıyamadığım!

Editör Puanı
Bu yazıyı puanlamak için tıklayın!
[Toplam: Ortalama: ]

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu