Edebiyat

“Özgür Ruhun Sesi” Sabahattin Ali Kimdir?

Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907 yılında Edirne’nin Eğridere ilçesinde dünyaya geldi. Ünlü Edebiyatçı,1948 yılında yurt dışına kaçarken yolculuk sırasında öldürüldü.

Sabahattin Ali Kimdir

Sırf yazdıklarınız yüzünden yargılanırken pes etmeden fikirlerinizin arkasında durabilir misiniz? Türk edebiyatında adını altın harflerle kazıyan edebiyatçı bunu başarmıştı. Kısacık ömründe muhteşem eserler sığdıran Sabahattin Ali’yi yakından tanımaya ne dersiniz?

Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Sırça Köşk gibi daha nice eserleriyle Türk edebiyatçısı gönlümüzde taht kurmayı başarmıştır. “ Yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa: ‘Dünyada neler gördünüz? ‘ dese herhalde verecek cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vaktimiz olmuyor ki…” tam olarak hayatı bu şekilde geçmiştir. Hayatı hep okumak ve yazmakla geçen edebiyatçının her şeyden önce kitaplarını seven camdan adamın iç dünyasına inmek gerekir…

Sabahattin Ali’nin Çocukluğu

Sabahattin Ali'nin Çocuk Yılları

Sabahattin, 25 Şubat 1907’de, Edirne’nin Gümülcine Sancağına bağlı Eğridere’de dünyaya geldi. Annesi Hüsniye Hanım ve babası Ali Selahattin Bey’in oğlu olan Sabahattin Ali, zorlu bir çocukluk dönemi geçirdi. İsmini babasının yakın dostu Prens Sabahaddin’den aldı. 1911 yılında doğan ve Tevfik Fikret’ten ismini alan Fikret ve 1920 yılında doğan Süheyla adında iki kardeşi vardır.

Babası subay olduğu için birçok il ve ilçe gezmek durumunda kalan aile, maddi sıkıntılar peşlerini bırakmamıştır. Ali Bey, I. Dünya Savaşı yıllarında “Divan-ı Harb Orfi Reisi” olarak Çanakkale’ye çağrıldı. Bu sebeple ailecek oraya taşındılar ve toplam 4 yıl yaşadılar. Daha sonra İzmir’in işgali ile zorunlu olarak Edremit’e taşınmak durumunda kaldı.

Annesi Hüsniye Hanımın ruhsal bozukluğu sebebiyle defalarca intihar girişiminde bulundu. Ne kadar hayata tutunmayı başarsa da oğlu Sabahattin Ali’ye tutunmayı pek başaramamıştı. Bundan mütevellit içine kapanık bir çocukluk geçirmesine neden oldu. Yazarımız çocukluk döneminde arkadaşlarıyla oynamaktansa sokak lambalarını kendine kütüphane edinmeyi tercih etti.

Sabahattin Ali’nin Eğitim Hayatı

Sabahattin Ali’nin Eğitim Yılları

Sabahattin Ali 7 yaşına geldiğinde ilköğrenimini Üsküdar’da Doğancılar mahallesinde “Füyûzâtı Osmâniye Mektebi”nde başladı. Fakat kısa bir süre sonra babasının Çanakkale’de göreve çağırılınca, ailecek taşınmak durumunda kaldılar. Öğrenimine 4 yıl boyunca Çanakkale’de devam ederken seferberlik ilan edilmesiyle okul hayatı yine yarım kalmıştı.

Daha sonra Edremit’e geldiği dönemlerde yazar “ Edremit İptidai Mektebi’nde” öğrenim görmüş ve eğitim hayatındaki kopukluklara rağmen başarılı bir öğrenci oldu. 1921 yılına gelindiğinde yazar, Edremit’teki öğrenimin başarılı bir şekilde tamamladıktan sonra İstanbul’da yaşayan dayısının yanına gitti. Orada 1 yıl yaşadıktan sonra Balıkesir’e döndü ve “Balıkesir Muallim Mektebi”ne kayıt yaptırdı.

Eğitim Yılları

Bir yandan okul hayatına devam eden Sabahattin Ali diğer yanda da şiir ve deneme yazmaya başladı. Okulunun ikinci yılına geldiğinde arkadaşları ile birlikte okul gazetesine yazı yazmaya başladı. Oldukça verimli geçen bu yıllarını günlük tutarak kaleme alıyor, kendisini daha fazla geliştirmek için sinema ve tiyatroyla ilgileniyordu.

Sanata dair büyük ilgisi giderek artmasının yanı sıra okulunda işler istediği gibi gitmemişti. Okul müdürü tarafından evine gönderilmekle tehdit edilen yazar, bu tehdide karşı intihar girişimiyle karşılık verdi Bu ikili çatışmada kazanan kişi Sabahattin Ali olmuş ve öğretmeninin desteğini alarak İstanbul’a naklini aldırdı.

İstanbul’daki edebiyat öğretmeni, Türk edebiyatının batılılaşma sürecine katılan, yeni lisan hareketine Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp İle öncülük eden, Milli edebiyat akımının teorisyenlerinden ve Türk şiirinin millileşmesi için büyük çaba sarf eden Ali Canip Yöntem‘dir.

Genç yaşında Ali Canip Yöntem’in desteğini arkasına alan yazarımız, bir yandan eğitimine devam ederken bir yandan da “Çağlayan ve Akbaba” gibi dergilerde şiir ve hikâyeler yayımladı.1927 yılına geldiğinde 20 yaşında öğretmenlik mesleğini eline aldı.

Sabahattin Ali’nin Öğretmenlik Hayatı

Öğretmen olduktan sonra ilk görev yeri Yozgat Merkez Cumhuriyet İlkokulu oldu. Mesleğinde yeni olan Sabahattin Ali, mesleğini yaptığı için heyecanlıydı fakat kendini yalnız hissediyordu. Çünkü şiirlerini, denemelerini okutacağı bir arkadaşı yoktu. Bu durumu İstanbul’da yaşayan arkadaşı Nahit Hanım’la mektuplarında anlatarak yalnızlıktan bertaraf hissettiğini dile getiriyordu.

İlginizi Çekebilir  Lev Tolstoy'un En Çok Okunan Eseri Anna Karenina Romanı (Detaylı İnceleme)

Sabahattin Ali’nin Platonik Aşkı

Sabahattin Ali’nin Platonik Aşkı

Nahit Hanım’la, öğretmenlik yaptığı sırada staj yıllarında tanıştılar. İlk başta dost olarak başladıkları bu serüvende yazar, gönlünü Nahit Hanım’a kaptırdı. Ne yazık ki bu aşkından karşılık alamayan yazarımız, birçok şiirin, platonik aşkı olan Nahit Hanım’a yazdı.

Ancak Nahit Hanım sadece Sabahattin Ali’nin platoniği değildi. Orhan Veli, Cahit Sıtkı Tarancı, Edip Cansever ve Can Yücel gibi büyük şairlerinde gönlünde taht kurdu.

2 Şubat 1928’de “Servet-i Fünun” dergisinde yayımlanan “Neticesiz bir aşka verdim gençliğimi, ne ufak bir temayül, ne bir iltifat gördüm.. Önünde yalvararak söylerken sevdiğimi, gözlerinde yüzüme inen bir tokat gördüm… “ dediği “Bir Macera” adını verdiği şiirini Nihat Hanım’a ithaf etti.

Edebiyatçı yazar, bu aşkı şiirlerinde canlı tutmuş ancak gerçek hayatta bir karşılık alamamıştır. Nahit Hanım’dan karşılık göremeyen yazarımız şu sözlerle hislerini kelimelere döktü:

Sabahattin Ali'nin Aşkı

Ve bunun haricinde “Kalbimde Aşkınız, Ebedi, Yat Uyu, Bütün İnsanlara, Firar ve Kudurmak” gibi şiirlerinde Platonik aşkı Nahit Hanıma seslendi.

Sabahattin Ali’nin Almanya’ya Gidişi

Sabahattin Ali Almaya'ya Gitti

Yozgat’ta 1 yıl geçiren yazar buradan ayrılma kararı aldı. Bu kararını Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki dostları ile paylaşan yazar, Türkiye Cumhuriyetinin Avrupa’ya eğitim amaçlı gönderdiği birçok yazarlardan bir tanesi oldu ve Almanya’ya gönderildi.

15 gün Berlin’de kaldı ve sonra Potsdam’a yerleşti. Dil öğrenmek amacıyla önce yaşlı bir kadının evinde pansiyoner olarak çalışmaya başladı. Bunun haricinde dil öğrenmek Almanca kursuna giden Sabahattin Ali, Almanca kitaplar okumaya başladı. Bu kitapların yazarları “Turgenyev, E.A Poe, Gorki, T.Mann, Maupassant, Kleıst, EtaHoffmann”dır. İlerideki dönemlerde okuduğu bu kitaplardan ilham alıp eserlerinde bahsedecektir.

Almanya’da Nahit Hanıma gönderdiği şiirlere karşılık bulamadığı yazarımız bu sebeple içi kırgın ve özlemle yanıp tutuşuyordu. Bu nedenle yazar Almanya’ da sadece 2 yıl kalabildi.

Bazı iddialara göre Almanya’dan erken dönmesinin altına iki temel sebep yatıyordu. Bunlardan birincisi Nihal Atsız’ın yazdığı bir eserine göre, “Bu parazit Türkleri buradan atmalı!” diyen Alman öğrenciyi dövmesi. Diğer nedeni ise Alman öğrencilere komünizm propagandaları yaptığı iddiası da vardı. Bu yüzden Almanya’dan 23 yaşında ülkesine geri dönüş yaptı.

Sabahattin Ali’nin Almanya’dan Dönüşü

Sabahattin Ali’nin Almanya’dan Dönüşü

Sabahattin, Mart 1930’da Almanya’dan döndü. İstanbul Yüksek Muallim Mektebi’nde yatılı okuyan “Nihal Atsız, Pertev Naili Boratav, Nihad Sâmi Banarlı ve Orhan Şaik Gökyay” gibi arkadaşlarıyla beraber kaldı. Bir süre sonra Bursa Orhaneli ilçesine ilkokul öğretmeni olarak atandı.

Aynı yıl Gazi Terbiye Enstitüsü’nde açılan Almanca yeterlilik sınavına giren yazar buradan başarılı bir sonuç aldı. Almanya’da geçirdiği süreç yazarımızın lehine olmuş ve Aydın Ortaokulu’nda Almanca Öğretmenliğini olarak ataması yapılmıştı. Fakat kısa bir süre sonra komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla hakkında soruşturma başlatıldı.

9 Eylül 1931 yılında İstanbul’a sevk edilip önce tutuksuz yargılandı. Daha sonra bu karar değiştirilip derin soruşturmalar başlatıldı ve Sabahattin tutuklandı “Aydın Hapishanesine”  gönderildi. 9 Eylül 1931’e kadar hapishanede kalan yazarımız üzerinden 21 gün geçtiğinde ise Konya Ortaokulu’na Almanca Öğretmeni olarak atandı.

Sabahattin Ali’nin Talihsiz Aşk Hayatı

Sabahattin Ali’nin Talihsiz Aşk Hayatı

Belki de Sabahattin Ali, aşkın hissettirdiği duyguları aşk olarak nitelendiriyordu. Bundan mütevellit birçok kişiye aşk duygusunu yoğun bir biçimde yaşadı.

Sabahattin Ali, Yozgat’ta bulunduğu dönemlerde Nahit Hanım’a, Almanya’da olduğu yıllarda Frolayn Puder’e, Aydın’da bir Miralay’ın kızına, Konya’da da öğrencisi Melahat Muhtar’a ve şarkıcılık yapan Muhsine’ye âşık oldu.

Yazarımız, öğrencisi olan Melahat Muhtar ile karşılıklı aşk yaşamış ve şu dizelerle aşkını anlattı;

“Başını göğsüme sakla sevgilim

Güzel saçlarında dolaşsın elim

Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim

Sevişen yaramaz çocuklar gibi”

şiirini  “Çocuklar Gibi” adını vermiştir. Ancak bu aşk uzun süreli olmamıştı ve Sabahattin’in tutuklanması ile yarım kaldı.

Sabahattin Ali’nin Yargılanma Süreci

Takvimler 22 Aralık 1932 yılını gösterdiğinde Sabahattin Ali yeniden tutuklanacaktı. Sebebi ise bir toplantıda okuduğu şiiriyle Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü gibi siyasetçileri yerdiği gerekçesiyle tekrar tutuklandı. Konya Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 14 ay hapis cezası aldı.

Sabahattin Ali’nin 14 aylık ceza döneminde Ayşe Sıtkı’ya mektuplar yazıyordu. Bir mektubunda olayı da anlattı;

“Benim mesele, senin zannettiğin gibi fiyakalı bir zamanımda ağzımdan kaçırdığım sözlerin neticesi değildir. Aramın açıldığı bir iki namussuz başıma bu işi getirdi. Geçen sene Mayıs’ında falanca yerde Gazi’yi ima ve telmihen tahkiri tazammun eden bir şiiri falan yerde okudu, dediler. Adli safahat lehimde olduğu hâlde, müdde-i umumi yaranmak için mahkûmiyetimi talep etti, hâkim de korktuğu için mahkûm etti. Temyiz, cezayı aleyhimde nakseti, cezama iki ay daha ilave edildi. Şimdi 14 aya mahkûmum ve aşağı yukarı üç ayını yattım. 11 ayım kaldı demektir”.

29 Nisan 1933’te 1249 sayılı kanun gereğince memurluk kaydı silinen Sabahattin Ali’yi cinayetten hüküm giymiş Mehmet Kuşüzümü adlı bir suçluya emanet etmişti. Kuşüzümü’nün söylediklerine göre Sabahattin Ali, geceleri sürekli okuyor, gündüzleri de bir sandık üzerine kuş gibi tüneyip bir şeyler yazıyordu.

Cezaevinde kaldığı dönemlerde yazarımızın birçok şiiri ve öyküsü vardır. Bu öykülerden bazıları “Bir Şaka”, “ Kazlar”, “Kanal”, “Katil Osman”, “Çaydanlık”, “Bir Firar” adını verdi. 10 aylık cezasının ardından Sabahattin Ali,  Cumhuriyet’in onuncu kuruluş yıl dönümü sebebiyle af çıkmış ve bu aftan yararlanarak cezaevin’den çıkmıştır.

Sabahattin Ali’nin Yeniden Görevine Dönmesi

Sabahattin Ali serbest bırakıldıktan sonra yeniden adanmak için kolları sıvadı. Yazarımız ilk olarak İstanbul’daki akrabalarını ziyaret eti oradan bir sonuç alamayınca istikametini Ankara’ya çevirdi. Yeniden atanmanın yollarını aramaya başladı.

Bekleyişin ardından Sabahattin Ali’nin durumunu Şemseddin Bey o dönemin Milli Eğitim bakanı olan Hasan Ali Yücel’e aktarmıştır. Yücel, yaptığı kurul toplantısıyla Sabahattin Ali’nin öğretmenli yapmamasına onun dışında başka bir göreve getirilmesine karar vermişlerdir. Ancak Maarif Vekili bu karar karşı çıkmış komünist zihniyete sahip olduğunu öne sürdü.

Sabahattin Ali, üstüne yapışan komünist düşünceyi yıkmak adına birçok yazı kaleme alıp yayınlattırdı. Yazarımıza, Atatürk ile ilgili bir yazı yazılması istendi. Ardından 15 Ocak 1934 tarihli Varlık dergisinin 13. Sayısında “Benim Aşkım” adını verdiği şiiri yayımlandı.

Üstünde kalıplaşan algıları nihayetinde kırdı ve Atatürk’ten özel izin çıkartılarak Mayıs 1934’te Orta Tedrisat Şube Müdürlüğü’ne, daha sonra da asli görevi Milli Talim ve Terbiye’ye atandı.

Sabahattin Ali’nin Evliliği

Sabahatttin Ali Evlendi

İşleri yoluna koyan Sabahattin Ali, evlilik için bir adım atmak istiyordu. Eczacı arkadaşı Salih Baotaç’ın evinde tanıştığı Aliye Hanımla evlenmek istedi. Aliye Hanım bu teklifi ilk duyduğunda biraz çekinceli yaklaşsa’ da daha sonra Sabahattin Ali’nin teklifini kabul etti. Yazarımız yıllar sonra tanışma hikâyelerini şu cümlelerle anlattı; “Grup halinde İçerenköy’de yapılan bir sünnet düğününe gittik. Dönmek istediğimizde Sabahattin yanımızda yoktu. Giderken kullandığımız lüks lambalı fenerle bir ağaç altında onu kitap okurken bulduk. Gidiyoruz dendiğinde kalktı ve feneri benim yüzüme tutarak gözlerimin içine uzun uzun baktı.”

Sabahattin Ali’nin bu bakışlarından etkilenen Aliye Hanım, yazarımıza gönlünü kaptırdı. Çift, 16 Mayıs 1935’ Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde dünya evine girdi. Ankara da düğünleri olduktan sonra Ulus’ta bir binada yaşamaya başladılar. Bu evliliklerinden Filiz isminde bir kız çocukları doğdu.

“Sen Benim Yarım Kalan Yanımsın”

Sen Benim Yarım Kalan Yanımsın

Aliye Hanım’a karşı büyük bir aşk besleyen Sabahattin Ali, aşkını şu sözcüklerle hislerine tercüman oluyordu Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku. Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz. İnsan muhitin bayağı, manasız, soğuk tesirlerinden kurtulmak istediği zaman yalnız okumak fayda verir. Bana en felaketli günlerimde kitaplarım arkadaş oldu. Fakat bu yetmiyor. Şiirlerimde de gördün ki kitaplara rağmen çok ıstırap çektim. Çünkü candan bir insanım yoktu. Sen benim yarım kalan tarafımı ikmal edeceksin” diyerek eşine olan aşkını hayatındaki eksik parça olarak tanımlıyordu.

Özgür Düşüncenin Sesi “Sabahattin Ali”

Sabahattin Ali, bir çok kesim tarafından  komünist olarak itham ediliyordu. Özellikle Sağ kesimin eleştirileri oklarının başlıca nedenleri arasında Sabahattin Ali’nin Almanya’dan dönen öğrenci grubundaki kişilerden daha önce ve daha etkili görevlere getirilmesiydi.

Nihal Atsız bu noktada yine devreye girmişti. 1 Nisan 1944’te Orhun Dergisi’ne Şükrü Saraçoğlu’na atfen bir yazı yayımladı. Sabahattin Ali’nin “ herkesçe bilinen bir komünist olduğunu, Hasan Ali Yücel’in şahsi sempatisi ile göreve getirildiğini ve ayrıca Atatürk başta olmak üzere birçok isme hakaret ettiğini” yazmıştı.

Tam anlamıyla Sabahattin Ali’yi “vatan haini” olarak nitelendiriyor ve devlet tarafından korunmaya alındığını söyleyerek bu durumu kınadığını dile getiriyordu. Bu mektup halk tarafından yankı uyandırdı ve Sabahattin Ali’ye bulunduğu ithamlardan dolayı Nihal Atsız görevinden ihraç edildi.

Sabahattin Ali’nin Nihal Atsız’a Cevabı

Sabahattin Ali, Nihal Atsız’ın bulunduğu ağır ithamlardan kaynaklı hakaret davası açmıştır. İlk duruşma  2 Nisan 1946 tarihinde yapılmıştır. Bu duruşmada çoğu üniversiteli Sabahattin Ali’nin aleyhine yönelik gösteriler yaptı.

Davayı kazanacağından o kadar emindi ki Sabahattin Ali duruşmaya avukatsız katılmıştı. Nihal Atsız ise Hamit Şevket İnce başkanlığındaki avukatlardan birini duruşmada kendini savunması için tutmuştu. Dava sırasında içeride ve adliyenin önünde “İstiklal Marşı” okunması üzerinde ortam hararetlendi. Dava başka bir güne ertelemesine karar verildi. Üçüncü duruşmadan sonra Nihal Atsız altı ay ceza verildi. Ancak temiz bir sicile sahip olduğundan ve milli tahrik gibi gerekçelerle cezası 4 aya düşürüldü ve tecil edildi.

Markopaşa Dergisi

Markopaşa Dergisi

Sabahattin Ali 1944’ten  sonra yazdığı yazılarında daha sert bir dil kullanmayı tercih etmiştir. Bu yazıları Markopaşa, Malum Paşa, Ali Baba gibi yerlerde kelimeleri kullanış biçimi eleştiriseldi. Bu tavrıyla siyasetin içine girmeye başlamıştı.

Sabahattin Ali, 1946 yılında ailesine Ankara’da bırakarak tek başına İstanbul’a gitti. Orada Aziz Nesin ile Markopaşa Dergisini çıkardılar. Dergi ilk çıktığı zamandan mizah amaçlı kullanılırken belli bir süre sonra mizah yönünden çok siyasi görüşlerini yazmaya başladılar. Bu yazılar bir çok tartışmaların doğmasına neden oluyordu. Özellikle dergideki imzasız yazılar için bizzat Sabahattin Ali’ye davalar açılıyordu.

Bu davaların birinde dergideki yazıların Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’a ait olmasına rağmen, Sabahattin Ali’yi sorumlu tutmuşlardır. Ve bu dergideki yazılar, Sabahattin Alinin tutuklanmasına neden oldu. Belli bir süre İstanbul Paşa kapısı Cezaevi’nde kaldı ve 10 Eylül 1947’de tahliye oldu. Ardından dergi kapatıldı ve Merhum Paşa ve Malum Paşa gazeteleri çıkartıldı.

Sabahattin Ali’nin Faili Meçhul Ölümü

Sabahattin Ali’nin Faili Meçhul Ölümü

Sabahattin Ali, çalkantılı dönemlerinden sonra  yurt dışına çıkmak istiyordu. Ancak kendisine pasaport verilmediği için farklı yollar arayış içerisine girdi. Arabasını tamir ettirmek için 1948 yılında “Edirne’ye peynir götüreceğim” diyerek  M. Ali Cimzoz ile vedalaştı.

Sabahattin Ali’nin asıl amacı Bulgaristan sınırını aşarak Avrupa ya ulaşmaktı. Kendisine pasaport verilmediği için farklı yollar arayışına giren yazarımız Avrupa’ya kaçak yollardan gitmeyi hedefliyordu. Bu yüzden peynir bir bahaneydi.

Hakkındaki davaların uzayıp gitmesinden sıkılan Sabahattin Ali, Avrupa’yı bir kaçış yolu olarak görüyordu. Sabahattin Ali, tanıştırıldığı Ali Ertekin ile Kırklareli’yle doğru kamyonla yolculuk yapmaya başladılar. İlerleyen vakitlerde Ertekin, kitap okuduğu sırada Sabahattin Ali’yi, kafasına elindeki sopayla vurarak öldürdü.

Sabahattin Ali’nin cansız bedenini 16 Haziran 1948’de bir çoban tarafından bulundu. Polis tarafından yapılan araştırmalar sonrasında Ertekin, Sabahattin Ali’yi öldürdüğünü itiraf etti. Ertekin’in savcılığa verdiği ifadeye göre, “Sabahattin Ali sınırı geçtikten sonra önce Bulgaristan, ardından Rusya’da çatışmalar yapacağını ve Türkiye’de komünist bir ihtilal çıkaracağını söylemişti” diyerek kendini savunmuştu. Bu konuşmalarından sonra idam ile cezalandırılmıştı ancak dört yıl hüküm giydi ve kısa bir süre sonra da serbest bırakıldı.

Günümüzde ise mezarının nerede olduğu bilinmeyen yazarımız arkasında bıraktığı Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan öyküleriyle ve daha birçok eserleriyle o zaten hiç ölmeyecekti.

“Vatanını çok seven Sabahattin Ali her yazar gibi düşüncelerinin arkasında durduğu için bedelini ağır bir biçimde ödemiştir…”

SABAHATTİN ALİ’NİN ESERLERİ

Roman

  1. Kuyucaklı Yusuf (1937)
  2. İçimizdeki Şeytan (1940)
  3. Kürk Mantolu Madonna (1943)

Öykü

  1. Değirmen (1935)
  2. Kağnı (1936)
  3. Ses (1937)
  4. Yeni Dünya (1943)
  5. Sırça Köşk (1947)

Şiir

  1. Dağlar ve Rüzgâr (1934)
  2. Kurbağanın Serenadı (1937)
  3. Öteki Şiirler (1937)

Oyun

Esirler (1936)

Editör Puanı
Bu yazıyı puanlamak için tıklayın!
[Toplam: Ortalama: ]

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu