Edebiyat

Türk ve Dünya Edebiyatının En İyi 10 Aşk Kitapları

En iyi aşk kitapları

Türk ve dünya edebiyatının en iyi aşk kitapları hakkında fikriniz var mı? Bu yazımızda, basıldığı günden bu yana kitap dünyasında kendinden en çok söz ettiren ve mutlaka okunması gereken Türk ve dünya edebiyatının en iyi aşk kitapları hakkında derlediğimiz bilgileri sizlere sunacağız.

Aşk, ciddi bir akıl hastalığıdır ve var oluş ile yok oluş arasında giderken kaybolmaktır. İçimizi ısıtan, eşi benzeri olamayan içsel bir buhran halidir.

Aşk, yüzlerce hatta milyonlarda tanıma tabii tutulabilir ve her şair ya da yazar kendince farklı tanımlar yapar. Kimisi; “Vazgeçmeyi öğrenmek aşktan geçmektir. “(Murathan Mungan) dedi, kimisi de “Benim beklediğim aşk başka! O, bütün mantıkların dışında tarifi imkânsız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek, bütün ruhuyla istemek başka… Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!”(Sabahattin Ali) dedi.

Aşkın herkese göre farklı tanımı olsa da ortak payda’da buluştuğu tek nokta aşksız yapamadığıdır. Geçmişten günümüze herkesin kimyasıyla oynayan aşk, edebiyatında da en önemli konularından biri haline geldi. Biz de duygularınıza tercüman olacak Türk ve Dünya edebiyatının en iyi 10 aşk kitapları konusunu sizler için derledik…

En İyi Aşk Kitapları

Sevmek mi, sevilmek mi dersiniz, yoksa her ikisinin bir arada olduğu bir hayat mı? Yazarların hayatından, tanık olduklarından ve kurguladıkları en iyi 10 aşk kitabı hakkında bilgi edindikten sonra soruyu tekrar soralım mı?

1- Beyaz Geceler – Fyodor Dostoyevski

Beyaz Geceler – Fyodor Dostoyevski

Rus edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Dostoyevski, aşk romanları arasında yer olan “Beyaz Geceler” tam bir aşk hikayesidir. Dostoyevski’nin konu işleyişi bakımından farklı bir jargonu vardır. İnsan psikolojisinden ziyade kendi duygusal buhranını bu eserinde en iyi şekilde işlemeyi başardı. Peki, konusu nedir?

Kitabın ilk sayfasında “bir hayalperestin anıları” olarak adlandırdığı romanı, isimsiz bir kahramanın kendini diğer insanlardan soyutlayan ve yalnızlığı seven bir adamın hikayesini anlatır. Bu yalnızlık zamanla yanlış kişiye âşık olduğunu sanmasıyla hayal dünyasından çıkarak gerçek dünyaya adım atmasını sağlar.

Nastenka adında genç bir kızla tanışıp daha sonra ona âşık olmasıyla isimsiz kahramanın üzerinde meydana getirdiği değişiklikler kitabın ana konusudur. İşte, isimsiz kahramanın aşık olduğu genç kıza hislerini anlattığı alıntılardan biri ;

“Size kavuşunca ruhumda binlerce pencereleri açıldığını ve şimdi bir sözcük sağanağı şeklinde boşaldığı biliyorum. Eğer içimdeki söz sağanağı taşıp akmazsa boğulurdum sevgili Nastenka.”

2- İlk Aşk- Ivan Turgenyev

İlk Aşk- Ivan Turgenyev

Dünya edebiyatında en bilindik Rus yazarlar arasında olan İvan Sergeyeviç Turgenyev tarafından 1860 yılında yazılan aşk kitabı en iyi aşk kitapları arasında yer alıyor.. Ayrıca yazarın ilk otobiyografik romanıdır. Turgenyev, acıma, mizah, öngörü, bilişsel farkındalık gibi yeteneklerinden en etkin şekilde yararlandığı roman tabiri caizse kendi pasifliğinin güçlü yanlarını kaleme almıştır.

Romanda genç bir delikanlının, kendinden yaşça büyük olan bir kadına âşık olması ve babası ile rakip olmasıyla bu durumun getirdiği dramatik olayları anlatır. Kendinden yaşça büyük bir genç kadına, ülke komşusu Catherine Shakovskoy’a (Zinaida karakteri) olan kendi çocukluk sevdasına ve daha sonra babasının metresi olduğunu keşfetmesine dayanan en otobiyografik hikâyesidir.

İlginizi Çekebilir  Türk Edebiyatında Mutlaka Okunması Gereken 10 Şiir

— Benim ilk aşkım gerçekten hep dinlediğimiz sıradan aşk hikâyelerine benzemez.

— Daha iyi ya. Anlatın… İsteriz! Diye atıldı ev sahibiyle Sergey Nikolayeviç.

— Hay hay, memnuniyetle. Yalnız şöyle yapalım, anlatmayı pek beceremem ben. Ya kem küm eder ya da konuyu gevelerim, gereksiz ayrıntılara dalarım. Soğuk, yapmacık bir şey olur… İzin verirseniz, hatırımda kalanları bir deftere karalayıp başka bir gün okuyayım size.

Defterinde şunlar yazılıydı:

“1883 yılının ortalarıydı, henüz on altı yaşındaydım. Ailemle birlikte başkent yakınlarındaki Kaluga şehrinde kiraladığımız bir yazlıkta kalıyorduk. Bu arada ben üniversite sınavına hazırlanıyordum. Başıma buyruk biriydim, evde kimse benim işime karışmıyordu. Son maceram, Rusya’yı bir türlü sevemeyen, abuk subuk konuşan Fransızca öğretmenimle oldu. En sonunda ondan yakamı kurtarmayı başardım.”

3-  Aşk ve Gurur- Jane Austen

Aşk ve Gurur- Jane Austen

Jane Austen’in en popüler kitabı olan “Aşk ve Gurur “ romanı klasik dönem romanları arasında önemli bir yere sahiptir. Roman 18. Yüzyılın sonları 19.Yüzyılın başları arasında İngiltere de geçen unutulmaz aşk romanıdır. Aşk ile ilgili yeni duygular ve yeni hissiyatlara kapılmak isteyenlere önerilebilecek “Aşk ve Gurur”, en iyi aşk kitapları arasında ikinci sırada yer alıyor.

Aşk ve Gurur Kitabının Konusu;

“Charles Bingley” adında zengin bir genç beyefendinin Netherfield Park’ın malikâne kiraladığı haberi, yakınlardaki Longbourn köyünde, özellikle Bennet hanesinde büyük bir heyecan yaratır. Bennets’in en büyüğünden en küçüğüne “ Jane, Elizabeth, Mary, Kitty ve Lydia” olmak üzere beş bekâr kızı vardır ve Mrs. Bennet onların hepsinin evli olduğunu görmek ister. Bay Bennet, Bay Bingley’e ziyaret ettikten sonra, Bennets, Bay Bingley’nin de bulunduğu bir baloya katılır. Jane ile akşama kadar onunla dans ederek geçirir. Elizabeth’in cazibesi ve zekâsı giderek daha fazla etkilemesine tol açar. Nefretle başlayan ilişkilerinin aşka dönüşünü anlatan bu kitapta, biri gururlu diğeri ön yargılı iki insanın vakit geçirdikçe yanıldıklarına ve birbirlerine yaptıkları onca haksızlığın yalnızca aşkla telafi edilebileceğine değinir.

“Kibir ve gurur farklı şeylerdir, ancak kelimeler genellikle eşanlamlı olarak kullanılır. Kişi boşuna gurur duyabilir. Gurur daha çok kendimiz hakkındaki düşüncemizle, başkalarının hakkımızda ne düşünmesini istediğimizle ilgili kibirle ilgilidir. “

4- Vadideki Zambak – Honoré de Balzac

 Vadideki Zambak - Honoré de Balzac

Fransız romancı ve oyun yazarı Honoré de Balzac’ın aşk ve toplum hakkında 1835 yılında yazdığı aşk romanıdır. Félix de Vandenesse ve Henriette de Mortsauf arasındaki duygusal olarak bir bağ vardır tek sorun Henriette’nin evli olmasıdır. Roman Kendisinden çok daha fazla genç olan Felix’le imkânsız aşkını anlatıyor. 18.yy Fransa’daki devrim ve sonrası, o dönemin toplumsal ahlakı hakkında ipuçları içerir.

“Demek oluyor ki, sizinle ancak uzaktan konuşabilirim. Yanınızda gözlerim göremeyecek kadar kamaşıyor; mutluluğumu tartışamayacak kadar mutlu oluyorum; ben olmaktan çıkacak kadar siz oluyorum; sözlerinizden kendim konuşamayacak kadar etkileniyorum; yaşadığım ânı kaçırmamak için öylesine can atıyorum ki geçmişi hatırlayamıyorum. Bu sonsuz sarhoşluğu bilin de yaptığım yanlışlıkları bağışlayın.”

5- Genç Werther’in Acıları – Johann Wolfgang Von Goethe

Genç Werther'in Acıları – Johann Wolfgang Von

Johann Wolfgang von Goethe tarafından 1774’te yazılan “Genç Werther’in Acıları”, bir aşk üçgenine yakalanmış genç bir adamı ele alır.  Yazar bu romanı yirmili yaşlarının başındayken yazdı. Romantik bir drama, aşk ve hayatı anlamlandırmaya yönelik konular işlenmiştir. Genç Werther’in Acıları adlı roman, Romantizmin ilk örneklerinden biri olarak görülür. Romantizm akımı, yazarlar tarafından 1700’lerin sonundan ve 1800’lerin başlarına kadar popülerleşmiş yazı türlerinden biri haline geldi. Yazarımız, kendisinden hemen önce gelen Aydınlanma düşüncesine doğrudan tepkiliydi. Bu nedenle romantizm akımı, duygulara sıkça yer vererek şehir hayatından çok doğayı el alır.

Genç Werther’in Acıları Kitabının Konusu;

Genç Werher’in Üzüntüleri adlı romanın ana karakteri olan Werther’in arkadaşı Wilhelm’e gönderdiği bir dizi mektuptan oluşur. Bu mektupların içeriğinde Werther’in sanatsal çalışmalarını ve hayata dair ideolojik görüşünü paylaşır. Örneğin; Werther yaşamı deneyimlemenin en iyi yolunun duyguları derinden hissetmek olduğuna inanıyordu. Ayrıca istemediği kurumsal bir işte çalışmaktansa sanatla uğraşmayı yeğliyordu.

Werther modern şehir yaşantısından sıyrılıp daha basit yaşam olduğuna inandığı kırsal hayata geçiş yapar. Ve bu kırsal yaşantısında bazı yerlilerle arkadaş olmasıyla olaylar peşin sıra gelişmeye başlar. Bu kitapta aşka dair öğrenecekleriniz, düşünce ve duygularınızın yeni bir boyuta ulaşmasını sağlayacağı için en iyi aşk kitapları listemize aldık.

Ve bunu söyleyebilir miyim? Niçin olmasın, Wilhelm? Benimle daha mutlu olurdu işte! Albert ah, Lotte’ninki gibi bir yüreğin dileklerini yerine getirecek insan değildir. Belirli bir duyarlılık eksikliği, kastettiğim şey, bir kitabın belli bir yerinde, ah, Lotte’nin ve benim yüreğim aynı anda çarparken ya da Lotte ve ben aynı duyumsamaları dile getirirken, Albert bütün bunları yüreğinde paylaşamıyor işte. Herhangi berbat bir iş, ona değerli ve güzelim eşinden daha çekici geliyor. Mutluluğun değerini biliyor mu acaba? Ona yakışır ölçüde değer veriyor mu?

“Lotte benim için kutsal. Onun varlığında bütün arzularım susuyor. Bu nedir, sevgili arkadaşım! Kendimden korkuyorum! Onun için beslediğim sevgi, kutsal, arı ve kardeşçe bir sevgi değil mi? Ceza gerektiren bir arzulama duydum mu hiç ruhumda? Yemin etmek istemiyorum… Bunu söylemek beni ürpertiyor: Bu gece, onu kollarımda sarıp sıkıca bağrıma bastım. Şimdi bu ateşli sevincimi yeniden canlandırdığımda bahtiyar olmam suç mu?”

6- Milena’ya Mektuplar – Franz Kafka

Milena’ya Mektuplar – Franz Kafka

Ünlü edebiyatçı Franz Kafka Çek gazeteci ve çevirmen Milena Jesenska ile 1900- 1923 yılları arasındaki yazışmalarını, hastalık sürecini, fiziksel ilişkiye olan korkusunu ve bu bağlamda yazmaya olan bağlılığını nasıl belgelediğini anlatır.

Kafka tüberküloz hastasıdır. Bu nedenle ölüme yakın yaşayan bu adam, ikili insan ilişkilerinde inzivaya çekilmiş, içine kapanmış bir şekilde hayatını sürdürür. Âdete hayalet bir varlığa dönüşen bir “beden” ve bunun karşılığını “şeytani” olarak bulur. Kafka’nın Milena’ya olan bağlılığı ve ilişkilerinde fiziksel varlığı çağrıştıran mektuplaşmalar söz konusudur. Kafka’nın Milena’ya Mektupları(kadın) bedeni ve kadın cinselliğinin psikanalitik ve feminist yorumları zengin bir avlanma alanı olarak okunmaktadır. Kafka’nın bu yazışma sırasında çözmeye çalıştığı şey kadınlık gizemidir.

“Sevgili bayan Milena’ya, size önce Prag’dan, ardından da Meran’dan yazdığım kısacık mektuplarıma kesinlikle cevap beklemiyordum. Umduğum gibi karşılık yazmadınız da sevinmem gerek. Sessiz kaldığımız her gün iyi olduğumuzun işaretidir. Bu yüzden sevinmem gerek ki, iyi olduğunuzu bildiğim için.Yarım kalmış bir düş gibi. Önümden geçip gidiyorsunuz. Masalar, sandalyeler, geçtiğimiz yer, hatta elbiseniz bile gözümün önünde. Yüzünüzün, ayrıntılarını çıkaramıyorum. Kötü bir yarım düş olsa gerek bu. Çok ilginç, hem de çok.”

7- Uğultulu Tepeler – Emily Bronte

Uğultulu Tepeler -  Emily Bronte

Emily Bronte’ın “Uğultulu Tepeler” adlı romanı realist ve gotik sembolizmi, romantizm akımı ile harmanlaştırdı. 19.yüzyılda yaşamış İngiliz edebiyatının önemli kadın yazarlarından biridir ve ilk ve tek romanıdır. Romanın teması aşk öyküsü olmasının yanı sıra iyiye karşı kötülük, kaos ve düzen, bencillik, ihanet ve saplantı gibi temaları özgün bir dille işliyor. Emily Bronte’nin Uğultulu Tepeleri, aşkın doğasının sembolik ve psikolojik bir incelemesidir.

Uğultulu Tepeler gotik bir roman türüdür. Gotik romanlar; gizemli ya da doğaüstü şeylere odaklanır. Olaylar karanlık ya da egzotik ortamlarda geçer. Roman on yedi bölümden oluşur ve iki ayrı hikâyeden söz eder. Uğultulu Tepelerin ikinci yarısı ilk yarıyı ikiye katlar niteliktedir.

İnsanı insan yapan, yüzüne güzellik katan ve onu sevdiren tek şey kalbinin temizliğidir. Yoksa hepimiz aynıyız, etten ve kemikten oluşmuş bedenleriz. Bizi birbirimizden ayıran tek şey kalplerimizin özelliğidir. Eğer temiz ve güzel bir kalbiniz varsa, bu dışınıza yansır. Fakat kararmış, herkesin kötülüğünü isteyen, kıskanç biriyseniz, kalbinizin kötülüğü yine yüzünüze yansır. Ve dünyalar güzeli olsanız bile, kalbinizin karanlığı güzelliğinize gölge düşürecektir.”

Uğultulu Tepeler bir aşk hikâyesidir. Okuyucular daha derine indiğinde, hem sembolik hem de psikolojik bir roman türüyle karşılaşırlar. Birden çok bakış açısıyla anlatılan roman, kolaylıkla okunur ve yorumlanır.

8- Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali

Türk edebiyatının “özgür ruhunun sesi” olarak adlandırılan Sabahattin Ali, en önemli yazarlar arasındadır. Hikaye içinde bir hikaye olan roman, 1933 yılında Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’da geçiyor. Her zaman başkalarının istediği şekilde hayatını şekillendiren Raif, sevmediği hayatında bir olayla ile tamamen değiştiğine şahit oluyoruz. Bu olay Maria Puder isminde bir kadına âşık olmasıyla başlıyor.

“Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıline varmak istiyoruz zorla zapt ederek geziniyor, belki gözüme çarpmış gibi önünde durduğum “Kürk Mantolu Madonna”yı seyre dalıyor, kapı kapanıncaya kadar orada bekliyordum.”

Aşk romanın olarak geçer ve 200 sayfalık kitap içinde asıl olay  49. sayfasında başlayan , 1520 sayfalık bir romandır. 1940’ların başlarında geçer ve anlatıcı, eski bir sınıf arkadaşı tarafından Ankara’daki bir ticaret firmasında kâtip olarak işe alınan 20’li yaşlarında işsiz bir genç adamdır. Burada çalışan, sessiz sakin ve mülayim bir adam olan Raif Efendi ile tanışır ve arkadaş olur. Olaylar peşi sıra devam etmeye başlar. En iyi aşk kitapları arasında yer alan Kürk Mantolu Madonna‘da kitap listeniz içerisinde yer alsın.

9- Aşk-ı Memnu – Halit Ziya Uşaklıgil

Aşk-ı Memnu - Halit Ziya Uşaklıgil

Türk Edebiyatı’nın ilk “gerçek” romanı, Aşk-ı Memnu olarak kabul edilir. Halid Ziya Uşaklıgil’in eseri, üslup ve teknik açısından Tanzimat dönemindeki romanlara göre daha farklı ve Avrupa romanlarıyla benzeştir. Aşk kitapları listeniz arasında mutlaka bulunması gereken bir kitap da Aşk-ı Memnu olması gerek diyelim…

 “Yasak Aşk” ismindeki roman ilk olarak 1899-1900 yıllarında Servet-i Fünûn dergisinde tefrika edilmeye başlanan roman, 1900 yılında kitap olarak yayımlanmıştır. Roman, seçkin sınıfların arasındaki çetrefilli ilişkileri ve aralarındaki yasak aşkı ele alır.

“Aşkta kalp susmaya başlayıp da zihin yetilerini kullanmaya başlarsa o aşk öyle bir hasta çocuğa benzer ki, damarlarında taze bir kan yerine zehirli ilaçlar dolaşsın. O, bu kıymetli hasta çocuğun damarlarına zehirli ilaçlardan koymamak için kendisini düşünmekten alıkoyardı.”

10- İmkânsızın Şarkısı – Haruki Murakami

İmkânsızın Şarkısı – Haruki Murakami

Haruki Murakami Japon edebiyatının aykırı isimlerinden biridir. Günümüzde en çok okunan yazardır. Geleneklerin dışında bir yol izleyen yazar, geliştirdiği etkin üslubuyla adından oldukça fazla söz ettirmeyi başarmıştır.

İmkânsızın Şarkısı adlı romanın ana karakteri olan “Norwegian Wood” bir yolculuk sırasında Beatles’ın parçasını duyar. Bu şarkı onu Tokyo’daki üniversite yıllarını götürür. O yıllarda en yakın arkadaşının intihar etmesi karakteri derinden etkiler.  Roman yalın, etkileyici bir dille anlatılan aşk kitabıdır.

“Bilirsin işte, çikolata kutularının içinde her tür çikolata olur; bazılarını seversin, bazılarından hoşlanmazsın. İlkönce sevdiklerini yersin ve geriye pek sevmediklerin kalır sadece. Ben acı veren şeyler yaşadığımda hep böyle düşünürüm işte. Şimdi bunu bir atlatırsam, her şey yoluna girecek. ’Hayat bir çikolata kutusudur.”

 

Editör Puanı
Bu yazıyı puanlamak için tıklayın!
[Toplam: Ortalama: ]

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu