kripto paralarbitcoinvadeli işlemspot işlemcoinlerresimli sözler

Göl Saatleri’nde Bir Yolculuk: Eşsiz Ahmet Haşim Şiirleri

Göl Saatleri’nde Bir Yolculuk: Eşsiz Ahmet Haşim Şiirleri
25.01.2024
72
A+
A-

Ahmet Haşim şiirleri, kendi dünyasını, sizlere sunduğumuz bu benzersiz koleksiyondan sunuyor. Türk edebiyatının en etkileyici şairlerinden biri olan Haşim’in eserleri, göz alıcı imgeler ve derin duygusal zenginlikle dolu.

İstanbul’un tarihi sokaklarından Anadolu’nun mistik manzaralarına kadar uzanan bu yolculukta, Haşim’in zarif kelime işçiliği ve lirik dehasını deneyimleyin. Her şiiri, okuyucuyu zamandan ve mekandan bağımsız bir duygu denizine davet ediyor. Ahmet Haşim’in şiirleri, edebiyatseverler ve şiir dünyasına yeni adım atanlar için kaçırılmayacak bir hazinedir.

En Sevilen Ahmet Haşim Şiirleri

Merdiven – Ahmet Haşim

Ahmet Haşim şiirleri

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak

Sular sarardı yüzün perde perde solmakta

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

Eğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller

Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer

Bu bir lisân-ı hafidir ki ruha dolmakta

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

(Ahmet Haşim şiirleri)

Göl Saatleri

Ahmet Haşim şiirleri

Mukaddeme

Seyr eyledim eşkâl-i hayâtı

Ben havz-ı hayâlin sularında.

Bir aks-i mülevvendir onunçün

Arzın bana ahcâr ü nebâtı.

(Ahmet Haşim şiirleri)

Göl Saatleri

 I

Öğle

Yeşil sularda büyük inciden çiçekler açar.

Gümüş böcekler okur âba bir neşîde-yi hâb,

Durur sevâhilin üstünde, bî-heves, bî-tâb,

Güneş zîyâsını içmiş benât-ı hâb ü serâb…

(Göl Saatleri)

II

Öğleden Sonra

İçer gümüş kıyılardan remîde âhûlar

Ve onların sesi eyler bütün sükûtu harâb;

Eder bu da’veti, durgun sulardan, istiğrâb

Gürültüsüz ve uzak mâi diğer âhûlar

(Göl Saatleri)

III

Akşam

Susar meşâcir-i pür-şâm içinde bülbül-i âb,

Sular semâ-yı hayâlâtı eyler istîâb:

Döner bu sâhil-i nîlîye gölgeden kuşlar

Ağızlarında güneşten birer kızıl dür-i nâb.

(Göl Saatleri)

IV

Gece

Nücûm ü mâhı dökülmüş semânın eşcâra,

Melûl manzaralar şimdi bir gümüşlü sehâb;

Derin sulardaki ecrâmı avlayan kuşlar

Eder havâli-yi pür-nûr-ı mâh-tâba şitâb…

(Göl Saatleri)

V

Gece Yarısı

Ve ansızın suya etmekle mâh-ı dür sukut

Miyâh-ı ruhumu andırdı safha-yi tâlâb :

O rûh içinde muzî bir garîb nilüfer

Bütün elemlerin üstünde müncelî ter-ü-tâb…

(Göl Saatleri)

VI

Seher

Ağaçların seheri zirvesinde titreşiyor

Tuyûr-ı fâniye-i âlem-i tahayyül ü hâb.

Semâyı kaplayacak, şimdi, gâzeler gibi nûr

Zavallılar kalacaklar esîr-i ufk u türâb.

Ve onların gözü eyler nücûm-ı fecre itâb,              

Ve onların sesi eyler “nihâyet”i işrâb…

Ahmet Hâşim (Göl Saatleri)

Bir Günün Sonunda Arzu – Ahmet Haşim

Ahmet Haşim şiirleri

Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümayan,
Güller gibi… sonsuz, iri güller
Güller ki kamıştan daha nalan;
Gün doğdu yazık arkalarında!
Altın kulelerden yine kuşlar
Tekrarını ömrün eder ilân.
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
Alemlerimizden sefer eyler?
Akşam, yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam;
Üstümde sema kavs-i mutalsam!
Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!

(Ahmet Haşim şiirleri)

Karanfil – Ahmet Haşim

Ahmet Haşim şiirleri

Yarin dudağından getirilmiş
Bir katre alevdir bu karanfil,
Gönlüm acısından bunu bildi!

Düştükçe vurulmuş gibi, yer yer
Kızgın kokusundan kelebekler;
Gönlüm ona pervane kesildi.

(Ahmet Haşim şiirleri)

Ağaç – Ahmet Haşim

Gün bitti. Ağaçta nes`e söndü.
Yaprak ateş oldu, kus da yakut;
Yaprakla kusun parıltısından
Havuzun suyu erguvana döndü.

(Ahmet Haşim şiirleri)

Orman  – Ahmet Haşim

Ahmet Haşim şiirleri

Su değil, mevsimin havası akan
Duyduğun yaprağın, dalın sesidir
Suda yıldızların parıltısıdır
Bu karanlıkta bazı bazı çakan…

(Ahmet Haşim şiirleri)

Mukaddime – Ahmet Haşim

Zannetme ki güldür, ne de lale,
Âteş doludur, tutma yanarsın,
Karşında şu gülgûn piyale…

İçmişti Fuzûlî bu alevden,
Düşmüştü bu iksîr ile mecnûn
Şi’rin sana anlattığı hâle…

Yanmakta bu sâgardan içenler,
Doldurmuş onunçün şeb-i aşkı,
Baştan başa efgân ile nâle…

Âteş doludur, tutma yanarsın,
Karşında şu gülgûn piyale…

(Ahmet Haşim şiirleri)

Akşam Yine Toplandı Derinde – Ahmet Haşim

Ahmet Haşim şiirleri

Canan gülüyor eski yerinde
Canan ki gündüzleri gelmez
Akşam görünür havuz üzerinde,

Mehtab, kemer taze belinde
Üstünde sema, gizli bir örtü
Yıldızlar, onun gülüdür elinde…

(Ahmet Haşim şiirleri)

Kadın Nedir, Çiçek Nedir?

Ahmet Haşim şiirleri

Kadın nedir? .. O münevver menekşedir ki uçar,
Samîm-i hüsn-ı bahârında hande-i âfaak,
Çiçek nedir? .. O da bir aşk-ı mütebessimdir ki
Şemîm-i rûh-ı behîminde bir kadınlık var! ..

Çiçek meâl-i ebedden terekküb etmiş ise,
Kadın hayâl-i ezelden temessül etmiştir.
Bu mâh ü mihre mutâbık bir teşâbühtür;
O, rûh-ı rikkate âit, bu kalbe ait ise…

Kadın, semâ; o da bir nuhbe-î tesellîdir,
Kadın, çiçek, o da bir hande-î nihânidir;
Bu iki rûh-ı nefîsin meâli sevdâdır! ..

Bu cân-rübâ, bu iki Zühre, böyle hem-dil iken,
Sezâ mıdır ki demek aşka, sen çiçeksin, sen;
Sezâ mıdır ki demek her şeye kadınlıktır?

(Ahmet Haşim şiirleri)

Şeb-î Nîsân

Ahmet Haşim şiirleri

Mahmûr, muzî, mâ-ı, derin bir şeb-i nîsân
Olmuştu nücûmiyle miyâh-î dile rîzân
Dallardan uçan ıtr-ı bahâr-î mütefekkir
Dökmüştü o solgun şebe hulyâ, emel ü Şi’r.
Sesler, gülüşür sâyede, sevdâ ile bî-hûş,
Bâd anları eylerdi nevâzişle der-âğuş.
Bir cism-i perestîdeyi kalb üstüne sarmak
Hırsîyle başım sıtmalı, gözler kuru, parlak,
Eller asabî, hıçkırarak sâhile indim,
Karşımda deniz… Göklerin altında gezindim.

Ey sen ki uzaktan mütebessim, heves-âmûz
Olmuş şeb-i ömrümde nigâhın bana merkûz,
Leyl işte, sükût işte… Yed-i sâhir[10]-i nîsân,
Dökmüş suya ezhâr-ı ziyâ, dillere nîrân;
Olmuş denizin rûhu semâlarda hem- âğuş,
Bin bûseyi tanzîr ile encüm suya dolmuş;
Eşcâr ü havâ gölgede sessiz sarışır, gel!
Gel, yalnızım ey, beklenilen hüsn-i muhayyel!

Ey çeşm-i siyah, ey dağınık zülf-i şeb-engîz,
Ey leb ki eder âteşi her cinneti tecvîz,
Ey sîne ki âlâmımı tenvîm edeceksin,
Ey rûh-ı heves, rûh-ı ziyâ, rûh-ı mehâsin
Gelsen ve bu hicrânı, bu âlâmı bitirsen,
Sen anlayacaksın beni ey rûh-ı ziyâ sen! ..

Kendimle bütün bunları tekrâr ediyordum,
Doğmuştu kamer, şimdi uzaklardaki mağmûm
Dağlardan açık ra’şeler elvâha dağılmış,
Sarmış dil-i eşyâyı heves, bûsiş ü hâhiş.
Hep çift idi karşımda: Kamer, encüm ü eşcâr,
Bendim yalnız ordaki bî-hemser ü bîdâr;
Durgun suya baktım ve dedim: Ah ölebilsem,
Mâdâm ki yok ağlayacak mevtime kimsem!

(Ahmet Haşim şiirleri)

Ruhum

Ahmet Haşim şiirleri

Hicrân-ı muhîtât solmuş, sarı, çıplak,
Râkid, ölü bir havza düşen bir kuru yaprak

Sessizce nasıl izler açar, sîne-i mâda,
Ey tûde-i nûr-ı elem, ey çehre-i sâde,

Bir göl gibi durgun uyuyan rûhuma nûrun
Aktıkça o sâkin suda her lem’a-i dûrun

Bir çîn-i felâket gibi ra’şeyle genişler…
Ey eski kamer, ey ezelî rûh-ı münevver,

Sen şimdi bu tüllerle muhîtâtı sararken,
Nûrunda tesellî bütün âlâma koşarken,

Yalnız bu derin gölde senin açtığın izler,
Bir gizli gamın şehka-ı seyyâlini gizler…

Bir göl ki semâsında ne âhenk, ne de sâye
Vermez o büyük uzlete bir hadd ü nihâye;

Gençlik ve emel hüzn-i civârında dikendir,
Üstünde esen nefhada bir girye nihendir.

Tülden ve buluttan ve bütün sîm ü semenden,
Bir hâb-ı serâbî dökülürken yere senden,

Sen her suda bir başka güzellikle doğarsın,
Sen her suda bir başka ziyâ, başka kamersin;

Ormanların âğûş-ı sükûtundan akan âb,
Senden alır âhengine bir girye-i bî-tâb;

Göller ki öper hüsnünü yalnız leb-i sâye
Feyzinle dalar hâb-ı şeb-âvîz-i semâye;

Sevdâlara bir cennet olan sâyeli göller,
Altında senin hüsn-i esâtîr ile titrer…

Rûhumda, fakat, her dökülen katre-i nûrun,
Yalnız bir ölüm, bir ebedî mâtem-i dûrun,

Nîlüfer-i giryânını, ey mâh-ı münevver,
Ezhâr-ı leyâlî gibi rü’yâ ile besler…

(Ahmet Haşim şiirleri)

Sensiz

Annemle karanlık geceler ba’zı çıkardık;

Boşlukta denizler gibi yokluk ve karanlık

Sessiz uzatır tâ ebediyetlere kollar…

Gûyâ o zaman, bildiğimiz yerdeki yollar

Birden silinir, korkulu bir hisle adımlar,

Tenhâ gecenin vehm-i muhâlâtını dinler…

Yüksekte semâ haşr-i kevâkible dağılmış,

Yoktur o sükûtunda ne rü’yâ, nevâziş;

Bir sâ’ir-i mechûl-i leyâlî gibi rüzgâr,

Hep sisli temâsiyle yanan hislere çarpar.

Göklerde ararken o kadın çehreni, ey mah!

Bilsen o çocuk, bilsen o mahlûk-ı ziyâ-hâh,

Zulmette neler hissederek korku duyardı:

Gûyâ ki hafî bir nefesin nefha-i serdi,

Rûhanda bu ferdâ-yi siyeh-rengi fısıldar,

Sâkin geceler şefkat olan encüm-i bîdâr,

Titrer o karanlıkların evc-î kederinde,

Hüsrân ü tehâssür gibi mâtem nazarında;

Gûyâ ki o dargın geceler rûhu boğardı:

Her şey bizi bir korkulu rüý âla sarardı:

Zulmet ki müebbed, mütehâcim, mütemâdi:

Eşkâle verir ayrı birer şekl-î münâdi,

Dallar kuru eller gibi mebhût ü duâkâr,

Zânû-zede dullar gibi hep tûde-i eşcâr…

Çılgın dolaşan bâd-ı leyâlî ki serâîr,

Pîş ü pey-i seyrinde koşar muzlim ü dâir

En sonda nigâh-î ebediyet gibi titrer,

Tâ ufka asılmış sarı bir lem’a-i muğber…

Bir kafile-î rûh-ı kevâkib gibi mâhmur,

Zulmette çizer Dicle uzun bir reh-i pür-nur

Ondan yalnız rûha gelir bir gam-ı mûnis;

Yalnız o, karanlıklara rağmen yine pür-his,

Yalnız… Bu kamersiz gecenin zîr-i perinde,

Bir feyz-i ziyâ haşrederek âb-ı zerinde,

Bir kafile-î rûh-ı kevâkib gibi mâhmur,

Zulmette çizer Dicle uzun bir reh-i pür-nur

Dinlerdik uzun şi’rini ben lâl, o hayâlî,

Lâkin ne kadar hüzn ile tev’emdi meâli,

Gûyâ, o zaman, nûrunu ey mâh-ı mükedder

Eylerdi semâ lü’lü’-i hüzniyle telâfî:

Yıldızları göklerden alıp bir yed-i mahfî,

Bir bir o donuk gözlerin a’mâkına îsâr

Eylerdi ve zulmette koşarken yine rüzgâr,

Rûhumda benim korku, ölüm, leyle-i târîk,

Çeşminde onun aks-i kevâkible dönerdik.

(Ahmet Haşim şiirleri)

Hazân

Ahmet Haşim şiirleri

Ey eski kamer, sen bizi elbette bilirsin!

Annemdi o nûrunda gezen zıll-ı mehâsin,

Bendim o çucuk, bendim o simâ-yi tahayyür,

Bir gün ki hâzan ufka kızıl dalgalı bir nûr,

Bir kanlı ziyâ haşrediyorken, onu bir yed,

Bir bâd-ı haşîn aldı o rü’yâyı müebbed.

On beş sene evvelki hakîkat hep o gündür,

Ruhumda bugün zulmet-i pür-girye onundur.

On beş senedir, ufka güneş kanlı düşerken;

Tenha ovadan, boş dereden, akşamın erken,

Hüznîyle susan meşcerelerden gam-ı eylül,

Bir gölge yaparken, onu bir savt-ı tegaafül

Hasretle sorar kalbimi imlâ eden âha,

Yerlerde yatan sisli, donuk hüsn-i tebâha.

Avâre felâket gülü, altın kırizantem,

Her tarh-ı hazân üstüne dökmüş yine mâtem,

Durgun sular üstünde perîşân ü mükedder

Faslın dağınık rûhu bulut, sis gibi titrer;

Yorgun, sarı yapraklar uçar bir kuru daldan,

Bir hasta güneş ufka döker sâye-i ma’den;

En sonra semâlarda da ey eski kamer, sen

Hüznünle yaparken acı bir levha-i şîven,

Çöllerde kalan bir küçücük makber-i bî-kes,

Yollar bu muhitâta kesik, şehkalı bir ses!

(Ahmet Haşim şiirleri)

Hilâl-i Semen

Daha pek yavru, pek küçükken ben,

Büyük annem tutardı alnımdan.

“- Bana bak, böyle dilberim” derdi.

Sonra mâh-ı nev-incilâya bakar,

Leb-i mağmûmunu bir bükâ saklar,

Bir hitâb-î semâyi dinlerdi.

Ey hayatımda her doğan derdi

Kalbeden bir ziyâ-yi hissîye,

Bu duâsiydi eski bir rûhun

Sis ve zulmette gizli âtiyye.

Leyle-î gayb, sırr-ı müstakbel,

Çeşm-i sâfında hasta bir çocuğun

Gizli fecrin ziyâlarından emel,

Bir tesellî-î mihribân alacak,

O harâbât-ı târ ü sâkitiye

Doğacak belki bir ziyâ-yı şafak.

Böyle her nev-hilâli seyretti,

O soluk göz ki şimdi topraktan

Seyreder başka bir hilâl-i semen,

Ben ki efsâne-î tahayyülden

Hep hayatımda bir emel taşıdım

O solan şi’r-i sâf ü mağmumumu

Hep o mazîyle duymak isterdim,

Gözünün samt-ı pür-füsûnunda.

Gel bu şâmın gümüş sükûtunda

Bu sadeften hilâle karşı senin

Bir yeşil bûse saklayan gözünün

Göreyim cennetinde âtimi.

(Ahmet Haşim şiirleri)

Ahmet Haşim Hangi Akım?

Ahmet Haşim, 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında yaşamış Türk şair ve yazardır. Türk edebiyatında sembolizm akımının öncülerinden biri olarak kabul edilir.

Sembolizm, 19. yüzyılın sonlarında Fransa’da ortaya çıkan bir edebiyat akımıdır. Bu akımda, şiirde gerçeklikten uzaklaşma, hayal gücü ve sembollerin kullanımı ön plandadır. Ahmet Haşim şiirleri, sembolizm akımının temel özelliklerini taşır. Bu özelliklerden bazıları şunlardır:

  • Gerçeklikten kaçış: Ahmet Haşim şiirlerinde, gerçek dünyadan kaçış ve hayal dünyasına sığınma teması sıklıkla işlenir.
  • Sembolizm: Ahmet Haşim şiirlerinde gerçekte var olmayan kavramları ve duyguları sembollerle ifade eder. Örneğin, “Leylâ” şiirinde, aşk kavramı “Leylâ” sembolüyle temsil edilir.
  • Etkileyici dil: Ahmet Haşim, şiirlerinde etkileyici bir dil kullanmıştır. Bu dili oluşturmak için, imge, çağrışım ve sembolizm gibi unsurları ustaca kullanmıştır.

Ahmet Haşim’in en önemli eserleri arasında “Göl Saatleri”, “Piyale” ve “Son Şiirler” sayılabilir. Bu eserler, Türk edebiyatında sembolizm akımının en önemli örnekleri arasında yer alır.

Ahmet Haşim Hangi Dönem?

Ahmet Haşim, Fecr-i Âti topluluğu üyesi olan bir Türk şair ve yazardır. 1887’de Bağdat’ta doğmuş ve 4 Haziran 1933’te İstanbul’da hayatını kaybetmiştir.

Edebi hayatına Galatasaray Lisesi’nde başlamış ve ilk manzumesi “Leyâl-i Aşkım” 1901’de “Mecmua-i Edebiyye”de yayınlanmıştır. Ahmet Haşim, sembolizmin öncülerinden biri olarak kabul edilir.

Kendine has bir şiir ve nesir anlayışı ile tanınan Haşim, dış dünya gözlemlerini kendi prizmasından geçirerek anlatmış ve sonbahar, akşam kızıllığı ve karamsarlık gibi temaları sıklıkla işlemiştir.

Abdurrahim Karakoç ŞiirleriMehmet Akif Ersoy Şiirleri
Editör Puanı
Bu yazıyı puanlamak için tıklayın!
[Toplam: 0 Ortalama: 0]
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.