Biyografi

“Bir Zarif Şair” Özdemir Asaf Kimdir?

Özdemir Asaf Kimdir?

Asıl adı Halit Özdemir Arun olan “Türk Edebiyatının zarif şairi” olarak tanınan Özdemir Asaf, 11 Haziran 1923’te Ankara’da, ikizi Neire Özgönül Arun ile birlikte dünyaya gözlerini açtı. Uzun ve soluk soluğa geçirdiği hayatın akabinde Akciğer kanserine yakalanan Özdemir Asaf, 28 Ocak 1981 yılında hayatını kaybetti.

Özdemir Asaf

Bu yazı, “Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de, sana hep yeniden başlamak isterim” ile başlayıp, “Sana gitme demeyeceğim, ama gitme, Lavinia” gibi şiirleriyle akıllarda yer edinen zarif şairin hayat hikayesidir. İşte, huzurlarınızda Türk edebiyatının en zarif şairi Özdemir Asaf…

Özdemir Asaf Kimdir?

Özdemir Asaf'ın Çocukluk Yılları

Özdemir Asaf, 1923 yılında Ankara’da doğdu. Annesi, Hamdiye Hanım, babası Mehmet Asaf Bey’dir. Doğan oğluna “Halit Özdemir Arun” ismini verdiler. Halit doğduktan birkaç gün sonra ikiz kız kardeşi Özgönül de dünyaya geldi.

Halit Özdemir Arun’un babası Mehmet Bey, Şüra-yı Devlette Danıştay’ın kurucularındandır, bu da  İstanbul’dan Ankara taşınmalarına neden oldu. Mustafa Kemal Atatürk’ün Mehmet Bey’i Ankara’ya çağırdığı dönemlerde Hamdiye Hanım hamile idi. Aile Ankara’ya taşındıktan kısa bir süre sonra Özdemir Asaf dünyaya geldi.

Ankara’daki yaşamı 7 yıl süren şairimiz babasının vefatı üzerine annesi ve kız kardeşiyle yeniden İstanbul’a döndüler. Mehmet Bey’in ölümünden sonra aileye göz kulak olan Atatürk, İsmet İnönü’ye, verdiği talimat üzerine Asaf’ın eğitim hayatı başladı.

Özdemir Asaf’ın Eğitim Hayatı

Özdemir Asaf'ın Gençlik Yılları

Şairimiz eğitimine, Galatasaray Lisesi’ne burslu olarak gider. Fakat geçirdiği akciğer rahatsızlığı nedeniyle bir yıl devamsızlık yapınca, parasız yatılılık hakkını kaybeder. Özdemir Daha sonrasında 1941 yılında sınava girerek Kabataş Erkek Lisesi’ne geçer ve 1942 yılında bu liseden mezun olur.

Üniversite yıllarında ilk olarak İstanbul Üniversitesi‘nde Hukuk fakültesine girerek yüksek öğrenimine adım atan Özdemir Asaf, bununla birlikte İktisat Fakültesinde üçüncü sınıfa kadar ilerler ve  bir yıl süre de Gazetecilik bölümü okur. Eğitimi devam ettiği sıralarda “Tanin” ve “Zaman“ gazetelerinde çalışan Özdemir Asaf burada çeviriler yaptı.

Bir dönem çeviri işlerine devam eden Özdemir Asaf, bir kara sevdanın içine düştüğü için öğrenimini tamamlayamadan 1947 yılında okulunu yarıda bırakır.

Özdemir Asaf’ın Tutkulu Aşkı

Özdemir Asaf’ın Tutkulu Aşkı

“Sana mektup yazmaya lüzum kalmayacak olan zamanları düşünmek; seni daima görebileceğim günleri hatırlamak; bana verdiği sarhoş edici, çıldırtıcı heyecanlı zevkleriyle senin yakınında bulunmak tehlikeli olabilecek derecede beni sevindiriyor…” (10 Nisan 1944)

Özdemir Asaf‘ın okulu bırakmasına neden olan aşkı Sabahat Tezakın’dır. Hukuk Fakültesi’nde birinci sınıfta tanıştılar. Özdemir Asaf’ın ifadelerine göre Sabahat Hanım’ı görür görmez aşık olmuştu.

Özdemir her gün  Sabahat Hanım için sınıfta yer tutuyor, gözleri hep onu arıyordu. Onu her gün kapıdan girdiğini görmek bile mutlu hissetmesini sağlıyordu. Ancak Sabahat’in okulu bıraktığını öğrenen, şair hüzne kapılmıştı. Bu hüzünle Sabahat Hanım’a mektuplar, şiirler yazmaya başladı. Her hafta birden çok mektup gönderiyor ancak mektuplarına karşılık alamıyordu. Sabahat mektupları okuyup üzülmesine rağmen tek kelime karşılık vermiyordu… Özdemir Asaf’ın Sabahat Hanım’a yazdığı şiirlerinden biri şöyledir;

“Mektuplar aldım sevindim,

Birinde denmiş geliyorum

Öbüründe yazılmış geleceğim.

Bekledim bekliyorum.

Bir yaşam verdim.

 

Açtım bir başkasını,

Uzun-uzun yazmış gel.

Okumadan arkasını

Gittim gidiyorum

Bir başka yaşama bedel.

 

Biri demiş sen, biri demiş ben.

Seni ben anladım, beni sen.

Bir yaşam daha verdim,

Beklerken giderken dönerken.

Kaldı elimde üç beş mektup,

Üç beş yaşam.

Bir onları da açsam okusam

Önceki yaşamları unutup

Ya beklesem, ya da gidip arasam.”

Özdemir Asaf’ın Evliliği

Hayatı, sevdiği kadına mektup yazarak geçen Özdemir Asaf, ayrılık acısına daha fazla dayanamadı. Aşkından uzak kaldığı için hastalandı, ateşler içinde yattı. Ancak bu durumda bile aşkının adını sayıkladı. Zarif şairin kara sevdaya tutulduğunu gören ailesi, Sabahat’ı bulup ailesiyle irtibata geçti. Ancak ailesi kızlarının okulu bitmeden bu evliliğe karşı olduklarını dile getirdiler.

İlginizi Çekebilir  Geronimo: Son Kızılderili İsyancı

Özdemir Asaf Aşkı ile Evlendi

“Gözden ırak olan gönülden de ırak olur” mantığı ile hareket eden Sabahat, eğitimini tamamlamakta kararlıydı. Sultanahmet’te İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde eğitimine kaldığı yerden devam etti. Sabahat Hanım, her ne kadar istemese de Özdemir Asaf ile aralarına mesafeler girerse bu aşktan vazgeçer ve unutur diye düşündü. Oysa bilmiyordu ki mesafeler aşka engel değildi. Sabahat Hanım’ın gittiği okulu öğrenen şair, her gün onu görmek için kendi okulunu aksatıyordu. Bir süre bu şekilde devam eden ikilinin ailesi durumu öğrenince iki aşığın önünde anladı ve daha fazla diretmedi ve evlenmelerine izin verdi.

Seda Arun

Bu evlilikten sonra Asaf, Mart 1948-1949 yılları arasında askere gider ve mektuplaşmaya başlarlar. Asaf, mektup yazarken cümleye hep “Sevgili Karıcığım” diye başlıyordu ve bunu dile getirmenin tarifsiz mutluluğunu yaşıyordu. Askerlik yıllarını eşine yazdığı şu satırlardan anlıyoruz;

“Sevgili Karıcığım; Erzurum yolu 3,5 gündür kapalı gibi bir şey. Şimdi bu mektubu halen 4 tane kalan mumun yanan beşincisinin ışığında yazıyorum. Tekerlekli vasıtalar işlemiyor. Gaz gelmemişti, bugün geldi yarın dağıtılacak. Ancak kızaklar işliyor. Fakat o da çok üşütüyor, ayakları donuyor insanın. Birçok yerlerde inip yürünüyor. Bir defa gittim de biliyorum.”

Bu aşkın meyvesi olan çiftin Seda isminde bir kız çocuğu oldu. Seda yıllar sonra çocukluk yıllarını şu sözlerle dile getirecekti;

Babam, arkadaşlarımın babaları gibi değildi. Saati saatine işine gidip gelen biri olmadı hiçbir zaman. Ben 11 yaşındayken babam beni bara götürüyordu. Onun hayatını biliyordum. Hiç şaşırtmıyordu beni çünkü hiçbir zaman gizli yaşamadı. Bazen annemi de alarak, tiyatroya veya sinemaya giderdik.”

Yoğun ve tempolu bir hayatı olan zarif şair, ailesine pek zaman ayıramasa da onlara olan ilgisi ve sevgisi yerindeydi. Ama O da diğerleri gibi Edebiyata aşık biri olduğu için edebi hayatını bir kenara bırakamıyordu ve nihayetinde Özdemir Asaf, basım evi açmaya karar verdi.

Özdemir Asaf’ın  Basımevi Açması

Özdemir Asaf  Basımevi Açtı

Sabahat Hanım’ın babası ölünce üzerine yüklü bir miktar miras kaldı. Bu parayı eşi Asaf’a vererek yıllardır hayali olan basımevini Cağaloğlu’nda ”Sanat Basımevi” adını vererek kurdular. Bu basımevi, cepleri doldurmayan ancak edebiyatseverlerin bir araya gelerek sohbet ettiği bir yerdir.

Zarif Şair, 1950’li yıllara geldiğinde Türk edebiyatının önemli şairlerin bir araya getirdiği “Garip Akımı”ndan etkilenen Özdemir Asaf,  bu akıma istinaden serbest şiir denemeleri yazmaya karar verdi. 19 Eylül 1948 tarihinde Sabahat Hanım’a Ankara’dan yazdığı bir mektubunda, artık serbest satırlarla şiir yazmayı deneyeceğinden bahseder. Bu denemelerinin birini eşine gönderir;

“Unutulur zannettikçe aldanıyorsun

Acı tatlı geçen günlerini

Aklımdan geçenlerin bile şahidi var

Yalnız değilsin hiçbir zaman

Hem olamazsın da istesen

Uykularında bile.

Düşün, düşünebildiğin kadar

İyi kötü bütün hayalleri kur.

Olmaz ümitler besle yalnız kalınca.”

Sabah Hanım, eşinin yeni şiir stilini oldukça beğeniyordu. Tek beğenen de O değildi, Türk edebiyatının o dönemde önde gelen pek çok ismi, Özdemir Asaf’ın serbest şiir tarzını benimsiyor, bazıları ise O’na özeniyordu.

Özdemir Asaf’ın Sabahat Hanım’dan Boşanması

Sabahat Hanım

Zamanın da her şeye gücü yeten “aşk” uzun zaman sonra bu çifti bir arada tutmaya gücü yetmedi. Birbirlerine her ne kadar tutkuyla bağlı olsalar da ilişkiden beklentileri zaman içinde farklı yöne doğru evrilmeye başladı. Özdemir Asaf, ideallerinin peşinden koşan, başına buyruk bir adam haline geldi. Bu tutumundan rahatsız olan Sabahat Hanım düzenli bir hayat isteğine karşı koyamadı. Bu durumdan ne kadar şikayetçi olduğunu dile getirse de Özdemir Asaf’ın değişeceği yoktu. Nihayetinde şairin İsveç’e gideceğini söylemesi, çiftin ayrılmalarına neden oldu.

Birbirlerini her ne kadar sevseler bile sevginin gücüne olan inançlarını yitirmişlerdi. Yolun sonunda birbirlerini seven ancak anlaşamayan iki kişi olarak kaldılar. Daha sonra kızları seda 13 yaşındayken resmi olarak boşandılar. Ancak çift, görüşmeye devam etti.

Özdemir Asaf’ın Edebi Kişiliği

Özdemir Asaf’ın Edebiyat Yılları

Özel hayatından işler yolundan gitmezken, Özdemir Asaf 1955 yılından “Yuvarlak Masa Yayınları”nı kurduktan kısa bir süre sonra art arda kaleme aldığı şiirleri yayınladı. Zarif Şairin  “Dünya Kaçtı Gözüme” adlı ilk şiirinin yayınlamasıyla edebiyata gerçek anlamda giriş yaptı. Bu şiiri yayımladıktan sonraki heyecanını kızı Seda şu sözlerle dile getiriyor;

“Bir akşam elinde kitaplarıyla eve geldiğinde ortalığı matbaa mürekkebi kokusu sarmıştı. Annemle paketi açmalarını beklerken ilk kitabının yayınlanmasının babama verdiği heyecanı hissedememiştim. Bütün kitaplara karşı duyduğu derin saygıyla paketi açmış, okşarcasına tuttuğu kitabını anneme uzatmıştı. Çocukluğumun verdiği hırçın bir coşkuyla elimi uzatıyordum ki aynı sıcaklıkla bir tane de bana vermişti. Dünya Kaçtı Gözüme! Gülmüştüm. Kocaman bir dünya, göze nasıl kaçabilir ki!”

Kızı Seda’nın da anlattığı gibi Özdemir Asaf ilk şiirini yayımlarken hissettiği duyguları adeta bayram günü bayramlığını giymek için sabırsızlanan bir çocuk heyecanını üzerinde taşıdığını görülüyor.

Zarif Şairin “Özdemir Asaf” Oluşu

Şairimiz, şiirlerini yayımlarken babasının ismi olan “Asaf’ı” kullandı. Daha sonra bu isme ara verip bir süre “Özdemir Özden” ismini kullandı. Ancak içine bu isim sinmemiş ve Oktay Akbal’ın önerisiyle babasının adı olan “Asaf” ismini aldı. Hayatının sonuna kadar Özdemir Asaf ismi ile yaşamını sürdürdü.

Özdemir Asaf ve Şiir
Özdemir Asaf’ın Şiir Dili

Özdemir Asaf’ın şiirleri genel olarak ikilik ve dörtlük şeklindedir. Şiirlerinin en dikkat çeken kısmı kısa tutmasına rağmen kelimeleri yoğun ve kısa söyleme biçimidir. Şiirlerinin temasında insan-toplum ilişkileri üzerinde durur.

Şiirleri ezber bozduran nitelikteydi. Yazdığı çoğu şiirlerinde göz çarpan detay, çokça duygu ve düşünce yoğunluğu olmasının yanında,  alışılmadık bağdaştırmalara kurulmuş söyleyişleriydi. Bu şiir tarzı tartışmaların çıkmasına yol açıyordu.

Hayatının son zamanlarında “ayrılık, sevgi ve ölüm” temalarına sıkça yer verdi. Bu şiirlerinde  kaçma arzusu, umutsuzluk ve tedirginlik yoğun olarak işlediği temalar oldu. İnsan ilişkilerinin toplum-bireysel üzerinde çelişkilerini “sen-ben” ikilemlerini yansıttı. Özdemir Asaf’ın yazdığı her şiirinde bir mana içeriyordu. Geleneksel Türk Şiirini, Batı Şiirini harmanlayarak sanatını kişiselleştirip, zenginleşti…

Şairimiz şiire karşı bakış açısının farklı olması nedeniyle “Bağımsız Şair” olarak anılmasına neden oldu. Şiir anlayışında kafasında hiçbir soru işaretine yer yoktu.  Kendisini şiir konusunda şöyle tanımlıyordu:

“Yaşadığımı şiirlerimde en yoğun yönleriyle, en kesin sandığım biçimlerde, en kısa olduğuna inandığım ölçülerle verdim, veriyorum, vereceğim.”

Özdemir Asaf’ ın kalemi oldukça sağlamdı. Kelimelerle adeta dans ediyordu ve az kelimelerle çok fazla şey anlatıyordu. Ancak, yazdığı  şiirlerinin çoğu öldükten sonra değerlenecekti….

Özdemir Asaf’ın Kızı Seda’yla Anısı

Özdemir Asaf kızı ile anısı

Kızı Seda’nın babasının şair yanıyla ilgili şöyle bir anısı vardı. Kendi cümlelerinden okuyalım:

“Birinci sınıfa başladığım gün, öğretmen “şiir bilenler parmak kaldırsın” dediğinde ben de parmak kaldırdım. Benden önce kalkanlar ya Atatürk, ya bayram ya da anne şiirleri okudular alkışlar eşliğinde. Sıra bana geldiğinde siyah rugan ayakkabılarımın gıcırtıları eşliğinde heyecanla tahtaya kalkıp o küçücük yaşımda evdeki toplantılarda sık sık okunan ve bu yüzden ezberlediğim babamın bir şiirini okudum; ama şiir bittiğinde alkış değil derin bir sessizlik doldurdu sınıfı. Ve sonra öğretmenin, “Sen bu şiiri nereden biliyorsun, kim ezberletti bu şiiri, kimin şiiri bu?” diye art arda soruları sıraladı…

– Babamın.

– Baban ne iş yapıyor?

– Matbaacı.

– Babana söyle, yarın okula gelsin.

Akşam eve gider gitmez olanları anlattım babama ve beklediğim gibi bir yanıt aldım babamdan… Evet, sessizce dinledi ve güldü, yalnızca güldü… Uzun saçları, gür bıyıkları, siyah beresi, bakışlarındaki ışıltısı, r’leri söyleyemeyişi onu arkadaşlarımın babalarından ayırıyordu. Babamın Özdemir Asaf olduğunu öğrenmem için ilk kitabının basılmasını beklemem gerektiğini o günlerde bilmiyordum.”

Özdemir Asaf’ın kızı Seda’nın sınıfta okuduğu şiir ise şuydu:

“Ölebilirim genç yaşımda,

En güzel şiirlerimi söylemeden götürebilirim.

Şimdi kavak yelleri esiyorken başımda,

Sevgilim,

Seni bir akşamüstü düşündürebilirim.”

Daha sonra Özdemir Asaf’ın kitapları basıldı, şiirleri herkesin hafızasında yer edindi…

Lavinia’dan Aşk ve Yanlızlık Şairinin Hikâyesi

Lavinia hikayesi

Özdemir Asaf’ın “Lavinia” adlı şiirine günümüzde şarkılarda bile yer verildi. Ölüm çiçeği anlamına gelen Lavinia’yı birde yazarımızın gözünden inceleyelim…

Özdemir Asaf, Lavinia şiirini okul yılları sırasında âşık olduğu kız için bu şiiri yazmıştı. Ancak bu aşkı karşılıksızdı. Kısacası Lavinia, onun için karşılıksız aşkının hikâyesiydi. Şiirini, daha sonra bir yarışmaya gönderdi ve birinci oldu. Lavinia onun hayatında daima içinde yaşayan bir şiir olarak kaldı…

Şiiri birinciliğe layık görüldükten sonra Özdemir Asaf’ dan şiirinin kürsüde okunması istendi. Daha sonra lavinia şiirini kürsüde okudu ve Lavinia diye seslendiği platonik aşkı da ordaydı. Platonik aşkı şiir okunduğu sırada salonu terk etmişti. Kalbinin kırılmasın yol açan bu olaydan sonra Lavinia şiirlerinde kaldı ve platonik aşkına asla duygularını açmadı…

“Sana gitme demeyeceğim.

Üşüyorsun ceketimi al.

Günün en güzel saatleri bunlar.

Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.

Gene de sen bilirsin.

Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,

İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,

Ama gitme, Lavinia.

Adını gizleyeceğim

Sen de bilme, Lavinia.”

Özdemir Asaf’ın Yıldız Moran ile Evliliği

Özdemir Asaf Yıldız Moran ile Evlendi

Yıldız Moran iyi bir eğitim kariyeri olan Türkiye’nin ilk kadın fotoğrafçısıdır. Fotoğraflarını yılbaşı kartı olarak bastırıp satmayı düşünürken Özdemir Asaf’la yollarının kesişir.

Bu hikayeyi Yıldız Moran’ın ağzından dinleyelim;

İş konuşmak için Özdemir Asaf’ın matbaasına gittim. Tarihini de verebilirim tanışmamızın, 4 Kasım 1954, saat 11.00. Kelimelerle dile getirmek zor. Duygulu, kibar, hiç görülmemiş ve bir daha göremeyeceğim bir insandı Özdemir Asaf. Pırıl pırıl bir zeka, renkli, yepyeni, bambaşka bir dünyaydı o. Olağanüstü bir insandı kısacası… İkilinin arkadaşlığı, Özdemir Asaf evli olmasına rağmen, Sabahat Hanım’ın kuşku ve sitemleri eşliğinde, 1962 yılına kadar devam eder.”

Özdemir Asaf ve Yıldız Moran, 1962 yılında evlendi.Bu evlilikten  Gün, Olgun ve Etkin isminde üç erkek çocukları oldu.

Sabahat Hanım ile kızı Seda, evliliklerini  şöyle yorumluyordu:

“Şimdiki gibi dün aşık oldum yarın bir daha aşık oluyorum gibi bir durum yoktu. Babamın anneme olan aşkı hiçbir zaman bitmedi. Yıldızla olan aşkı da bitmedi. Bu aşklar sadece gönül eğlendirme veya gününü gün etmek gibi bir duygu değildi. Birde sanatçı kişilik içine girince işte şiirler ve kitaplar çıkmış.”

Özdemir Asaf'ın Çocukları

Özdemir Asaf çok ilişkileri ve şiirlerinin yanı sıra çok iyi bir babaydı. Çocuklarına düşkün olan yazarımız çocukları tarafından iyi bir baba olarak anıldı.

İşte, çocuklarının dilinden Özdemir Asaf;

‘Babaaaa…’ diye koşar, atlardık kollarına babam eve geldiğinde. Üzerine biraz tırmanır, o günkü heyecanlarımızı anlatır, endişe ve sorularımızı iletirdik. Konuşurduk… Dinlerdik… Kısa belki ama genellikle yoğun, her zaman karşılıklı sevgi ve saygıyla içten sohbetler… Sonrasında babam ceplerinden birine elini daldırır, bizler için getirdiği fındıkları, fıstıkları çıkarırdı. Kimi zaman iki üç simit… Bir gün, yavru bir kedi… Onların aralarında ya da başka bir cepte; peçeteler, kâğıtlar, şiirler, belki bir iki tercüme, düşünceler, an ve anılar…”

Özdemir Asaf’ın Ölümü

Özdemir Asaf’ın Ölümü

Özdemir Asaf, 28 Ocak 1981 yılından hayata gözlerini yumdu. Hastalığı 1980 yılında baş göstermişti. İleri derecede akciğer kanseri olduğu için tedavisi mümkün değildi. Kendisi hastalığını bilmiyordu. Bu nedenle doktorlar bir süre tedavi etmiş daha sonra son günlerini evinde ailesinin yanında geçirmiştir.

Öldükten sonra akıllarda uzun saçları, kalın bıyıkları ve boynuna her daim taktığı beresi, pelerini ve r’leri söyleyemeyişiyle kaldı…

Özdemir Asaf’ın Eserleri

Yuvarlağın Köşeleri – 1961

Yuvarlağın Köşeleri-2 (Ölümünden Sonra) – 1986

Öyküleri

Dün Yağmur Yağacak (Ölümünden Sonra) – 1987

‘ÇA – Otokopi – Deneme (Ölümünden Sonra) – 1988

Çevirileri

Reading Zindanı Balladı / Oscar Wilde – 1968

Şiir Kitapları

Dünya Kaçtı Gözüme – 1955

Sen Sen Sen – 1956

Bir Kapı Önünde – 1957

Yumuşaklıklar Değil – 1962

Nasılsın – 1970

Çiçekleri Yemeyin – 1975

Yalnızlık Paylaşılmaz – 1978

Benden Sonra Mutluluk (Ölümünden Sonra Yayınlandı) – 1984

Özdemir Asaf’ın Seslendirdiği Şiir

Teknolojinin çok gelişmediği bir döneme denk gelse de zamanın teknolojisini değerlendiren Bir Zarif Şair Özdemir Asaf, o dönemde kayıt altına aldığı “Bugün ve Bugün” şiiri ile günümüze kadar şiirleriyle birlikte sesini de ulaştırmayı başardı.

Özdemir Asaf Hangi Dönem Şairlerindendir?

Cumhuriyet dönemi Türk şairlerindendir.

Editör Puanı
Bu yazıyı puanlamak için tıklayın!
[Toplam: 1 Ortalama: 5]

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu