Edebiyat

Türk Edebiyatında Mutlaka Okunması Gereken 10 Şiir

Türk edebiyatında mutlaka okunması gereken 10 şiiri sizler için derledik. Şiir duyguların dışa vurumudur. Peki, Türk edebiyatındaki şairlerimizin duygularını en iyi şekilde dile getirdiği şiirleri hiç merak ettiniz mi?

Şiir, şairin ağlama duvarıdır. Cemal Süreyya “Bence şiir ve aşk; bunların ikisi de gayrı-meşrudur. Meşru duruma gelince ikisi de biter. Mutluluğun şiiri yazılamaz. Masallarda bile sevgililer birleşince masallar biter. Şiir, temizler ve arıtır. Kendisi de biraz kirlidir. Son derece temiz duygularla şiir yazanlar bence bir temizlik işlemi yapıyorlardır o kadar. Şiir duygularla değil sözcüklerle yazılır.” Şiir yazarken duygularını en iyi dile getiren şairlerden biridir.  Anlatamıyorum’la başlayıp Ben Sana Mecburumla biten, kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerde imdadımıza yetişen Şiirleri gelin birlikte inceleyelim.

1- Orhan Veli –  Anlatamıyorum

Orhan Veli, Anlatamıyorum

Dünyada en çok okunan şiirler arasında olan Orhan Veli Kanık “Anlatamıyorum” belki de duygularını en iyi şekilde anlatamadığı şiiridir.

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

2- Atilla İlhan – Ben Sana Mecburum

Atilla İlhan ,Ben Sana Mecburum

Aşkların mesafeler yüzünden engellenemeyeceğini ve birbirlerine mecbur olanların şiiri.. Belki de sen bana mecbursundur bilemezsin…

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.

3- Nazım Hikmet- Bütün Şiirleri

Nazım Hikmet- Bütün Şiirleri

Türk Edebiyatın en büyük şairlerinden olan Nazım Hikmet, hayatına giren kadınlara yazdığı şiirlerle ruhumuzu okşamaya başarmıştır. Ayşe Kulin‟in dediği gibi birçok kadın kendisi hakkında Nâzım Hikmet‟in yazdığı şiirler gibi güzel şiirler yazılmasını isterdi: “…Benim için de üç satır yazsın diye, tek bir yıla değil, tek bir aya da razı olurdum belki. Benim için de üç satır… ama tutkuyla âşık olduğu Vera‟ya yazdıklarından değil de, şefkatle, saygıyla âşık olduğu Hatice Piraye‟ye yazdıkları türden…”  Fakat Nazım hikmet hayatına giren her kadın için değil kalbinde iz bırakmış birkaç kadına şiir yazmıştır.

İlginizi Çekebilir  Gogol'un Paltosundan Çıkan Dostoyevski Kimdir?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, 
Bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte 
Yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek 
Meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken 
Meselâ denerken damarlarında bir serumu 
                                          ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin 
Ama o bunun farkında değildir 
Ayrılmak istemezsin dünyadan 
Ama o senden ayrılacak 
Yani sen elmayı seviyorsun diye 
Elmanın da seni sevmesi şart mı? 
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık 
Yahut hiç sevmeseydi 
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

4- Gülten Akın- İlkyaz

Gülten Akyazı- İlyazı

İnsanların birbirini anlamadığı, durup düşünmeye fırsatı olmadığı şu dönemlere en yakışacak şiirlerden bir tanesidir.

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
Bakıp kapatıyorlar
Geceye giriyor türküler ve ince şeyler

“Memelerinde biraz irin, biraz balık ve biraz gözyaşı
Bir dev oluyorsun deniz deniz deniz
sisin dere ağızlarından sokulup akşamları
Fındıklarımızı basıyor
Neyleriz kararan tomurcukları
Çocuklarımıza yalvarıyoruz: Aç durun biraz
Tecimenlere yalvarıyoruz:
Bir “Hotel” bir gizli evlenme az çiziniz
Bir banka az çiziniz bir yalvarma
Bizden size ve sizden dışardakilere

Karılarımızı yolluyoruz tırnaklarını kesmeye ve demeye
-Evet efendim-
Çocuklarımızı yolluyoruz dilenmeye
Bizler gidiyoruz yatağımız tanrıya emanet
Yazların motorlu çingeneleri

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş
Toprağa tutku, kendinden dolayı
Kulaklarımızı tıkıyoruz: Para para para
Kulaklarımızı açıyoruz: Kavga kavga kavga
Sorar belki biri: Kavga ama neden kavga
Komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde
-Bilmiyoruz neden kavga.

Sonra kasabanın cezaevinde
Silgimizi göz önüne yerleştiriyoruz
Günlerimiz iterek genişletiyoruz
Yer açıyoruz karılarımızı düşünmeye
Bizsiz geçen menekşeyi düşünmeye

Durup ince şeyleri anlatmaya
Kimselerin vakti olmasa da
Okulların kadın öğretmencikleri
Tatil günlerini çoğaltsalar da
Kutsal nemiz varsa onun adına
Gözlerimiz için bağlar dokusalar da
Birikimler ve çizgiler gitgide gitgide
Açmaya ilkyaz çiçekleri

Bir gün birileri öte gecelerden
Islık çalar yanıt veririz.

5-Cemal Süreyya- Aşk

Cemal Süreyya, Aşk

Bir ilişki bittikten sonra Gidene mi zor, Kalana mı? İşte, Gidenlerin cevabını Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Cemal Süreyya’dan alalım.

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git 
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsin edemem bilirsin 
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık 
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı 
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü 
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti 
Yoktu dünlerde evselsi günlerdeki yoksulluğumuz 
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurada senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı 
                                                            İstanbullar
Şurada da etin çoğalıyordu dokundukça lafların
                                                            dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra 
Sonrası iyilik güzellik.

 6- Özdemir Asaf –Lavinia

Özdemir Asaf, Lavinia

Gitmek isteyene nasıl en naif bir biçimde gitme denilir? Lakin şunu hesaba katmayı unutuyordu Özdemir Asaf  “gitmek isteyene bir saç teli yeter”. Türk edebiyatımızın usta isimlerinden biri olan ve Lavinia şiiriyle aşkını en iyi biçimde ele alan Özdemir Asaf saygıyla anıyoruz.

Sana gitme demeyeceğim
Üşüyorsun ceketimi al
Günün en güzel saatleri bunlar
Yanımda kal

Sana gitme demeyeceğim
Gene de sen bilirsin
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim
İncinirsin

Sana gitme demeyeceğim
Ama gitme Lavinia
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme Lavinia

7- Ahmet Arif- Hasretinden Prangalar Eskittim

Ahmet Arif- Hasretinden Prangalar Eskittim

Seni “sana” anlatabilseydim… “İçimde devletler  yıkıldı” diyenlerin şiiri..

Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.

Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya…           
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana 
Bir bu yana…

Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına

Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamlardan,

Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni…
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini…

8- Can Yücel – Her şey Sende Gizli

Can Yücel, Her şey Sende Gizli

“Sevdiğin kadar iyisin, Nefret edebildiğin kadar kötü”.  Nefret aşkın kirlenmiş haliyse Türk edebiyatının usta isimlerinden biri olan Can Yücel’in Her şey Sende Gizli şiiri, nefret edebilmek isteyenlere gelsin..

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin

Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin…

9- Şükrü Erbaş – Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun

Şükrü Erbaş – Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun

Sevgilisi tarafından dudağına bir buse kondururken aklından geçenleri sözcüklere döken Şükrü Erbaş’ın şiiri..

Sen bende neleri öpüyorsun bir bilsen
Herkesin perde perde çekildiği bir akşam
Siyah bir su gibi yollara akan yalnızlığı öpüyorsun
Ağzında eriklerin aceleci tadı
Elleri bulut, gözleri ot bürümüş ekin tarlası
Bir çocuğun düşlerine inen tokadı öpüyorsun.
Yağmur her zaman gök kuşağını getirmiyor
Aralık kapılarda bekleyişin çarpıntısı
Bir kadının eksildikçe ömrüme eklenen
Uzun gecelerini, solgun gövdesini öpüyorsun.
Uzak dağ köylerine vuran ay ışığı
Kerpiçlerden saraylar kuruyor yoksulluğa
Ne suların ibrişimi ne gökyüzü ne rüzgar
Sen bende gittikçe kararan bir halkı öpüyorsun.

Sakarya Caddesi’nde sarhoşlar
Rakıyla buğulanmış kaldırımlarına gecenin
Yüksek sesle bir şeyler çiziyorlar.
Yalnızlık her koşulda bir sığınak bulur, diyorum
Uzanıp dudağımdaki titremeyi öpüyorsun.
Örseler acıyla düştüğü yeri
Susarak büyüyen adamların sevgisi.
Ağzında pas tadıyla bir inceliği söylemek
Bir gülünç içtenliktir, gecikmiş ve ezik
Sen bende yanlış bir ömrün tortusunu öpüyorsun.
İnsanın zamana karşı biricik şansıdır aşk
Onca kapı onca duvar içinde bulur aynasını.
Sen bende neleri öpüyorsun biliyor musun
Herkesin simsiyah kesildiği bir akşam
Yıldızlarla yedi renk gökyüzünü öpüyorsun.

Sen bende, gözlerinin anne ışığıyla
Bir solgunluktan doğan kocaman bir çocuğu öpüyorsun.

10- Hasan Hüseyin Korkmazgil –Acılara Tutunmak

Ahmet Kayanın bestesinden bildiğimiz “Acı çekmek özgürlükse, özgürüz ikimizde” diyerek aşkın ızdırabını en güzel bir şekilde dışa vurmuştur.

Hasan Hüseyin Korkmazgil –Acılara Tutunmak

Acı çekmek özgürlükse
Özgürdük ikimiz de
O, yuvasız çalı kuşu
Bense kafeste kanarya
O, dolaşmış daldan dala
Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi
Başkaldıran dizelere
Kavuşmak özgürlükse
özgürdük ikimiz de
elleri çığlık çığlık
yanyana iki dünya
ikimiz iki dağdan
iki hırçın su gibi
akıp gelmiştik
buluşmuştuk bir kavşakta
unutmuştuk ayrılığı
yok saymıştık özlemeyi
şarkımıza dalmıştık
mutluluk mavi çocuk
oynardı bahçemizde
aramakmış oysa sevmek
özlemekmiş oysa sevmek
bulup bulup yitirmekmiş
düşsel bir oyuncağı
yalanmış hepsi yalan
sevmek diye bir şey vardı
sevmek diye bir şey yokmuş
Acı çektim günlerce
Acı çektim susarak
Şu kısacık konutlukta
Deprem kargaşasında
Yaşadım bir kaç bin yıl
Acılara tutunarak
Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimizde
acılardan artakalan
işte o bakışlarmış
kuğu diye gözlerimde
gün batımı bulutlarmış
yalanmış hepsi yalan
savrulup gitmek varmış
ayrı yörüngelerde…

Editör Puanı
Bu yazıyı puanlamak için tıklayın!
[Toplam: Ortalama: ]

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu