escort bodrum escort antalya escort giris escort bet
Kültür ve Sanat

Kültür Nedir, Kültürün Anlamı, Özellikleri ve Türk Kültürü

Kültür nedir sorusuna verilebilecek en iyi cevap; bir takım toplulukların oluşturduğu etnik gruplanma biçimidir. Her toplumun kendine özgür kültürleri vardır. Bu kültürler öğrenilerek bir sonraki nesle aktarılır ve paylaşılan etnik kökene, cinsiyete, geleneklere, değerlere ve hatta nesnelere bile dayandırılabilir.

Kültür bireyin; düşünsel, inançsal, duygusal etkinlikleri sonucunda ortaya çıkan, değerler ve nesiller boyu aktarılan davranışlar bütünüdür. İnsanların oluşturduğu farklı gruplar farklı kültürler doğurur. Bu doğurtma sonunda her topluluğa özgü yazı, müzik, kıyafet, din, dil, yemek ortaya çıkar. Genel olarak kültür dendiğinde herhangi bir toplumun belli dönemlerde yapısı ve o toplumun inşa ettiği maddi, manevi ilişkiler bütünüdür.

Kültür Nedir?

Kültür Nedir

Toplumsal gelişimle birlikte her toplumun kendine ait kültürü, gelenekleri, örf ve adetleri çıkmıştır. Ancak her toplum kendi kültürünü inşa ederken geçmişteki kültür mirasını devralarak devam eder. Bir ülkede demokrasi olursa toplumun kültür seviyesi belli bir düzeye gelir.

Kültür kelimesinin anlamı Latince “colere” sözcüğünden gelir. Türkçe karşılığı olan “ekin” kelimesi bu anlama tekabül eder. Kültür, toplumun oluşması için gerekli bir unsurdur. Kültür, insanların kendi ellerinde var ettikleri düşünsel, inançsal, duygusal etkinliklerin sonucunda çıkarttıkları ve bunu değer olarak benimseyip nesilden nesile aktardıkları davranışların tümüdür.

Kültür, bir toplumun meydana getirdiği her şeydir ve kültür üreten toplumlara millet denir. Millet ise aynı ırka mensup olanlara millet teşkil eder. Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan aralarında dil, din, ırk, tarih, ırk, duygu, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğudur. Her bireyin doğduktan sonraki yaşantısını belirleyen kültür, rutinleşmiş kurallar sistemidir. Bu sistemin parçası halinde doğan insan, kendi yarattığı bir çevrede yaşar. Oluşturduğu ortam içerisine politika, ekonomi, siyasi, entelektüel sınıflanma içine girerek doğal çevreyi hâkimiyeti içerisine alır ve bir takım değişikliler içerisine girer.

Kültür Nedir

İnsanların,  konuştuğu dil, pişirdiği yemek, edebiyatı, sanatı, felsefesi toplumun kültürüdür ve kültürü olan toplumlara millet denir. Ancak medeniyet kavramı millet kavramıyla aynı görülse de birbirinden farklıdır. Medeniyet, milletlerin diğer milletlerle iletişim haline geçip paylaştığı değerlerdir. Örnek vermek gerekirse; Türklerin kendine özgü kültürleri vardır ve bunun ortaya çıkmasında daha önceki yaşamış olan Türk- İslam Medeniyeti adı altındaki Türklerdir. Aynı şekilde Türklerin Batılı toplumla ortak değerler paylaşmasıyla da Batı Medeniyetinin ortaya çıkmasından söz edebiliriz. Dikkatinizi çekmem gereken diğer bir husus da her toplumun kültüre sahip olmayabilir ya da kültürün olduğu yerde medeniyetin var olmaması mümkün kılınabilir.

Kültür ve Medeniyet arasında bazı farklılıklar vardır. Birbirinden ayırt edilmesi gereken bu iki kavramın detaylıca ele aldım. Medeniyetin ortaya çıkışı ve gelişimini inceleyebilmek için bilinmesi gereken bazı anekdotlar vardır. Bu sayede millet kavramıyla arasındaki farkı daha iyi anlayabiliriz. Birbiriyle aynı anlamda kullanılan ancak ortaya çıkış biçimleri farklılık gösteren bu iki kavramı gelin yakından inceleyelim…

Kültür ve Medeniyet Arasındaki İlişki Nedir?

Kültür ve Medeniyet Arasındaki İlişki Nedir

Kültür ile medeniyet kavramları sürekli birbirine karıştırılan ancak birbirinden farklı anlamlara gelen karıştırılmaması gereken iki farklı kavramdır.  Millet, aralarında dil, tarih, ülkü, duygu, gelenek, görenek birliği gibi benzer özellikler taşıyan ve aynı topraklarda yaşayan toplulukların oluşturdukları değerler bütünüdür.

Medeniyet ise, milletlerin kendine ait değerlerinin diğer milletler tarafından benimsenerek ortak payda da benimsediği duruma verilen genel addır. Yani, milletlerarası ortak değerlerin yükseldiği yaşam biçiminin tümüdür. Bu ortak değerlerin kapsamı farklı kültürlerin olmasıdır. Bu nedenle kültür milli, medeniyet ise milletler arası olarak adlandırılabilir.

Bu iki kavramın farkını daha iyi anlamanız adına bir örnekten yola çıkarak anlatacağım. Varsayalım ki, Orta doğudaki yer alan Ülkeler arasında Türkiye, Arabistan ve İran aynı coğrafyada olsalar bile birbirinden farklı kültürler taşıdıkları için dünya görüşlerinden tutun, edebiyat ve hatta yönetim biçimine kadar farklılıklar gösterir. Ancak birbirlerini bağlı kılan temel özellik ”İslam medeniyeti” adı altında toplayan ortak özellikler olmuştur. Buna benzeş başka bir örnek ise Almanya, Fransa, İtalya gibi ülkelerin Hristiyan dininin çatısında toplanıp “Batı medeniyetini “oluşturmasıdır.

Batı Medeniyeti Nedir?

Batı medeniyet denilince akla ilk ne gelir

Herkesinde bildiği üzere Batı medeniyetine mensup olan Hristiyan ülkelerinin oluşturdukları topluluklar ve bu toplumun maddi, manevi değerleri akla gelir. Batı medeniyeti adı altından oluşturan birbirinden farklı kültürlere sahip olan ve aynı dine mensup oldukları halde, dilleri adetleri, ahlak anlayışları, yaşam biçimleri ve sanata bakı açıları bu ölçüde uyuşmazlık yaşar. Hepsi aynı dine bağlı olmalarına rağmen din karşısında izledikleri yol birbirinden farklıdır.

Tabi aynı durum diğer medeniyetler için aynı anlayışa sahip oldukları, Uzak – Doğu medeniyeti kuşağına giren toplumlar ve milletler için de söz konusudur.

Medeniyetin oluşması için aklın, bilimin gelişmesi gerekir. Bilimin olmadığı yerde teknolojide olmaz. Birbirinden ayrılmaması gereken bu iki kavram oldukça önemlidir. Medeniyet, insanların daha rahat ve yüksek standartta yaşama imkânı sağlar bunun olabilmesi içinde teknolojinin gelişmesi şarttır.

Kültür ile Medeniyet Arasındaki Farklar Nelerdir?

Kültür yaşayarak, medeniyet ise öğrenilerek ortaya çıkar. Medeniyete ait öğrenilen bir değer hayata aktarıldığında kültür haline gelir.
Kültür, toplumu; medeniyet, bireyi ön planda tutar.
Kültür kimi zaman akıl dışı olabilir; medeniyet ise daima aklı rehber edinir.
Kültür bazı durumlarda sert ve kıyıcı olabilir; medeniyet ise her durumda anlayışlı ve hoşgörülüdür.
Kültür, milli; medeniyet, milletler arasıdır.

Türk kültürü, dünyanın en eski kültürlerinden olması dolayısıyla zengin ve eklektik bir kültürdür. Bu nedenle biraz daha detayına ineceğim…

Türk Kültürü 

Türk Kültürü

Türkler, en az 5000 yıllık bir tarihe sahiptir. Türkler tarih boyunca geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Bu nedenle “Türk” adı birçok çeşitli anlama sahip olmuştur. İlk zamanlardan bu yana çeşitli adlarla tanınarak günümüzdeki adını almıştır. Dünya üzerinde birçok topluluğu ve devleti bünyesinde barındırması nedeniyle çeşitli kavramlara bürünmüştür. Türkler, çok eski bir geçmişe sahip olmuş ve tarihin büyük bir kısmında varlığını sürdürmüş bir millettir. Türk adının ne anlama geldiği ise en çok merak edilen konulardan biri olmuştur. Bakalım “Türk” demek, ne demekmiş…

“Türk” Kavramının Anlamı Nedir?

"Türk" Kavramının Anlamı Nedir

Türkiye Cumhuriyeti içerisinde yaşayan ve o kültürün yaşayışını benimseyen herkes ve tüm halk, Türk olarak adlandırılır. Aynı zamanda dünyanın birçok farklı yerinde yaşayan ve Türkçe’nin farklı lehçelerini konuşan, bu soya mensup olan herkesi içerisinde kapsar.

Türk adının ilk olarak nerede ve hangi kaynaklarda geçtiği en çok merak edilen konular arasındadır. Bu konuda birçok farklı görüş ortaya atılmıştır. Çin kaynaklarında bahsedilen Tu-kue adı, aslında Türk kavramının isim karşılığı olarak kullanılmıştır.

Türk kelimesi, Türk tarihinin en eski yazıtlarından olan Orhun Yazıtları’nda bol bol geçiyor. Bu yazıtta geçen Türü, Töre kavramlarının kanun, gelenek, kanunla düzenlenmiş ve birlik olmuş millet anlamında olduğu bilinir.

Türkler İlk Nerede Ortaya Çıktı?

Türkler İlk Nerede Ortaya ÇıktıTürkler, dünyanın en eski milleti olması nedeniyle kültür açısından da en zengin millettir. Bu kadar eski ve köklü bir geçmişe sahip olmaları, Türklerin tarihinin ve ilk izlerinin nereye dayandığı konusundaki merakı fitilledi. Eski bir millet olan Göktürklerden öncesinde var olan ve Türk dilini konuşan topluluklar, bazı tarihçiler tarafından Ön Türk adıyla anılırlar.

Orta Asya, Türklerin “anayurdu” olarak biliniyor olsa da birçok araştırmacıların söylemlerine göre Orta Asya onların “atayurdu”, Anadolu ise “anayurdu” olmuştur.

Türklerin ilk nerede ortaya çıktığı konusunda bazı kaynakların sağladığı bilgi ve verilere göre Türklerin tarihinin Hun hükümdarlığı ile başladığı düşünülüyor. Fakat aslında tarihinin başlangıcının nereye bağlı olduğuna dair kesin veriler yoktur ve şüpheli bir konudur. Net veriler elde edilmemesine rağmen bu milletin ilk başlangıcı bu kadar eski sayılıyor. Kim bilir, belki de çok daha eskilere dayanıyordur. Kuzey Afrika gibi dünyanın çeşitli yerlerinde ortaya çıkan halkların birçoğu uzaktan ya da yakından Türklerin etkisi altında kalmıştır. Aynı zamanda Türkler, doğu kültürü etkilerini batıya, batı kültürü etkilerini de doğuya taşımada da çok ciddi bir rol oynamıştır. Kendi dinleri olanTengricilikten sonra benimsedikleri diğer dinleri de savunmuşlar ve yayılması için tüm güçleriyle çabalamışlardır.

Göçebe Türk Kültürü Nasıl Ortaya Çıktı?

Göçebe Türk Kültürü Nasıl Ortaya Çıktı

Dünyada yaşam süren beşeri toplumların millet olma süreçleri avcı-toplayıcılıktan çiftçi-çobancılığa geçmeleri ile başlamıştır. Türk milletinin oluşumunu sağlayacak olan toplulukların ise MÖ 6000’li yıllarda koyun yetiştiriciliği ile başladığı düşünülmektedir. Atlı göçebe Türk kültürünün de bu tarihlerde ortaya çıktığı söylenebilir. İlk Türk kültürü olan Anav kültürü de bu süreçteki değişimler ve gerçekleşen yaşantı sonucunda ortaya çıkmıştır.

Türklerin ilk oluştuğu dönemlerden bu yana bozkır kültürünü yani konar-göçer yaşam tarzını benimsediklerini görüyoruz. Bilinenin aksine bozkırlar çölden oluşan yerler değildir. Türklerin hükmettiği geniş bozkırlar, otlak alanlar olması sebebiyle hayvancılığa açık ve verimli alanlardır. Bu nedenle de Türkler bu alanlarda rahatlıkla yaşamlarını sürdürebilmişlerdir.

Çoğunlukla atları yetiştiriciliği yapan göçebe Türkler, çadırlarda yaşamışlardır. Bu nedenle de çadır sanatında oldukça gelişmişlerdir. Bunun yanı sıra göçebe yaşam süren Türkler, aynı zamanda savaşçılık alanında da çok yeteneklidirler. Savaşçılığa verdikleri önem, çocukların yürümeye başladığı andan itibaren sıkı bir eğitim görmeye başlamasından da anlaşılabilir. Savaşçılık eğitimi alan çocuklar ilk önce koyun sırtında ok ve yay kullanmayı öğrenmeye başlarlar ve bu eğitimler, canlı hedefler kullanılarak gerçekleştirilirdi.

Göçebe yaşam sürdüren Türkler, sert hava koşulları nedeniyle savunma konusunda da iyi olmak zorundaydılar. Bu nedenle çok erken yaşta savaş ve savunma eğitimi alırlardı. Bu eğitimlere koyun sırtında başladıktan kısa bir süre sonra at üzerinde hareket ederken silah kullanma eğitimine geçilirdi.

Göçebe Türkler, hem kültürel anlamda gelişmek hem de savaşçılık yeteneklerini geliştirmek amacıyla at yarışları, cirit, güreş ve gülle atma gibi sportif faaliyetler gerçekleştirirlerdi.

Türklerde askerlik alanında belli başlı ilkeler vardır. Bu önemli ilkeler, anlık karar, emre itaat, isabetli hedef vurma gibi şeylerdir. Savaşçılığa oldukça önem veren bu millet içerisinde eli silah tutan herkes, savaşçı olarak nitelendirilirdi.

Göçebe Türkler, zamanla çok geniş bir bölgeye yayılmaya başladılar. Ardından bu kavimler, karşılarına çıkan diğer devletleri de savaşçılık alanında etkilemeye ve kendi özelliklerini aşılamaya başladılar. Karşılaştıkları tüm devletler Türklerin bu gelişmiş savaşçı özelliklerine karşı şaşkınlık ve hayranlık ifadeleri benimsediler. Bu devletlerden biri ise Abbasilerdir.

Abbasiler, Türklerin birçok özelliğinden etkilenmişlerdir. Hatta öyle ki, “Samarra” adında yalnızca Türklerden oluşan bir Abbasi şehrini en iyi örnek olarak verebiliriz. Bunun yanı sıra Bizans sınırında bulunan, Abbasiler tarafından kurulan Avasım şehirlerine yoğunlukla Türklerin yerleşmiş olduğundan da söz edebiliriz.  “Abbasiler neden büyük bir tehlike oluşturan Bizans sınırına Türkleri yerleştirme ihtiyacı duydu?” diyebilirsiniz. Bu durumu şöyle yorumlamak mantıklı olacaktır; Türkler, savaşçılık alanında çok gelişmiştir ve Abbasiler de Bizans’ı durdurabilecek kadar güçlü olan Türkleri sınıra yerleştirmenin daha güvenli olacağını düşünmüşlerdir.

Konargöçer ve Göçebe Yaşam Tarzı Arasındaki Farklar

Konargöçer ve Göçebe Yaşam Tarzı Arasındaki Farklar

Konargöçer yaşam tarzı ve göçebe yaşam tarzı çoğu zaman birbirine karıştırılabiliyor. Fakat bu iki yaşam tarzı arasında belli başlı farklar bulunuyor. Örneğin; konargöçer yaşam tarzında göçmen kuşlar gibi belirli hava şartlarına ayak uyduramazlar ve iklim koşullarına göre sürekli yayla ve ova arasında yer değiştirirler. Bu durum her yıl belli zaman dilimlerinde gerçekleşir. Fakat göçebe yaşam tarzında durum biraz daha farklıdır.

Göçebe toplumlar, genellikle yerleşik hayatı tercih ederler. Konargöçer yaşam stilindeki gibi hava koşullarına uyum sağlayamayıp sürekli yer değiştiren bir yapıya sahip değildirler. Konargöçer yaşam tarzına sahip olan topluluklar, çoğunlukla hayvancılıkla uğraşırlar. Çünkü çiftçilik, sürekli yer değiştiren topluluklara uygun bir gelir kaynağı değildir. Fakat hayvanları göç ettikleri yerlere götürebilirler. Bu nedenle de konargöçer toplumlar, genellikle hayvancılık yaparak gelir elde ederler. Bu toplulukların yaz ve kış olarak iki farklı yaşam alanları vardır. Bu alanlardan biri yaylak, diğeri ise kışlaktır. Anadolu’da kış mevsimi ve yaz mevsimi arasında belirli bir farklılık vardır. Konargöçer toplumlar da çoğunlukla Anadolu’da yaşam sürdürdükleri için yazın ve kışın sürekli göç ederler.

Göçebe yaşam stiline mensup olan topluluklar, yerleşik bir hayatı benimserler. Onlar da göç ederler fakat bunu yalnızca belirli aralıklarla yaparlar. Göçebe toplumlar, aynı zamanda savaşçı bir yapıya sahiptirler. Bu toplulukların geneli iyi at binerler. Göçebe toplumları incelediğinizde fark edeceksiniz ki, genellikle bir süre sonra tamamen yerleşik hayata geçmişlerdir.

Türklerde Konargöçer Yaşam Tarzının Özellikleri Nelerdir?

Konargöçer ve Göçebe Yaşam Tarzı Arasındaki Farklar

Konargöçer yaşam tarzı, ilk uygarlıklardan beri devam etmiş ve Türklere kadar ulaşmıştır. Konargöçer Türkler, yalnızca hava koşullarına göre göç etmemişlerdir. Bu yaşam tarzındaki göçler, kimi zaman farklı nedenlerden ötürü de gerçekleşmiştir. İlkel ve konargöçer bir yaşam stilini benimseyen Türkler, genellikle toplayıcılık üzerinden yürümüştür. Bu nedenle göç ettikleri alanlardaki doğal kaynaklar tükenmeye başladığında da göç etme ihtiyacı duyabilirler. Yani kısaca, konargöçerliğin tek nedeni iklim koşulları değildir. Bu tarz toplumlar için yaşadıkları alanların sağladığı avantajlar ve kaynakların yeri de çok büyüktür.

Konargöçer yaşam tarzını benimseyen Türklerin bir diğer gelir kaynağı ise hayvancılıktır. Bu nedenle de su kaynakları, bitki örtüsü ve bu tarz çeşitli etkenler yetersiz kaldığında da göç etme ihtiyacı duyabilirler.

Türkler sürekli göç ettikleri için farklı yaşam koşullarına ve inançlara da sahiptirler. Bu onlara kültür zenginliği de katmıştır. Türklerin benimsedikleri en yaygın inanç Tengricilik (Gök Tanrı) inancıydı. Gök tanrıcılık inancı, İslam inancına yakındır. Tek bir Tanrıya inanırlar ve onlar için de Tanrı soyuttur.

Kültür Hakkında Sık Sorulan Sorular

Kültür Tanımı Nedir?

Herhangi bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütününe kültür denir.

Kültür Öğrenilir mi?

Kültür öğrenilerek nesilden nesile aktarılır.

Kültür Neleri Kapsar?

Bir milletin yeme, içme, yaşama, geçimini sağlama gibi etkinliklerini bütününü kapsamaktadır.

Kültür Nesilden Nesile Aktarılır mı?

Kültür, toplumun norm ve gelenekleriyle nesilden nesile aktarılır.

Editör Puanı
Bu yazıyı puanlamak için tıklayın!
[Toplam: 0 Ortalama: 0]

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu